Siyasal sürecin termodinamik okuması

Siyasal sürecin termodinamik okuması

ALİ HAYDAR SAYGILI-

AKP’nin fabrika ayarlarına dönmesi olasılığını bir yana bırakın, 7 Haziran öncesi duruma ve ilişkilere dönmesi bile çok ama çok zordur. 1 Kasım’a giden süreçte yürüttüğü politikayı sürdürmekten başka umarı yoktur. Nitekim seçimlerden sonra da bu siyasette ısrar etmektedir. Ayağını gazdan kaldırması demek, bu süreçte yoğunlaştırdığı ve saflaştırdığı kendi kampının çözülmesine yol açacaktır.

AKP, 1 Kasım seçimlerinde tek başına hükümet kuracağı parlamento çoğunluğu kazandı. 7 Haziran’dan itibaren yaşanan “istikrar ve kaos” tartışmalarından sonra 1 Kasım seçim sonuçlarının sözde istikrar getirmesi dilek ve temennileri öne çıkarılıyor. “Nerede kalmıştık?” havasında aradan geçen süreci paranteze alıp “eski” yapı ve ilişkilere dönülmesi umuluyor. Ancak bunlar bir yanılsamadır. Hayatın ve siyasetin dinamiği böyle işlemez. Dönülmesi umulan “AKP’nin fabrika ayarları” bugünün siyasal krizlerini hazırlamış, “eski dönem” gerçekten eskimiştir. Daha da önemlisi, 1 Kasım seçimleri gerek rejim ve burjuva çevreler için, gerekse halklarımız bakımından istikrar değil, devrimci kriz ve çatışmanın artması sonucunu üretmiştir. Termodinamiğin diline tercüme edersek, entropiyi artırmıştır.

TERMODİNAMİK

Termodinamik ısının, işin, enerjinin, entropinin bir sistem içerisindeki karşılıklı evrimini inceler. Burada sistem, incelenmek üzere ele alınan canlı ya da cansız her türlü yapı olabilir.

Enerji, kısaca iş yapma kapasitesi, yeteneğidir. İş ise belirli bir kuvvete karşı yapılan harekettir ve bir enerji biçimini başka bir enerji formuna (mesela hareket enerjisini elektrik enerjisine) dönüştürür.

Termodinamiğin birinci yasası; kapalı, yani çevresinden yalıtılmış bir sistemde toplam enerjinin sabit olduğunu söyler. Bu, enerjinin korunumu yasasının başka bir ifadesidir.

Böyle bir sistemde iş yapılırken, sistemin kullanılabilir enerjisi başka bir enerji formuna çevrilir. Enerjinin bir kısmı ise ısıya dönüşür. Isı bir enerji türü değildir, sıcaklık farkının gerektirdiği ölçüde enerji aktarımı ve sürecidir. Enerji formları yeniden sistemde iş yapma becerisi olarak kullanılabilirken, ısı olarak aktarılan enerji bütünüyle geri kazanılamaz. Böylece, sistemin iş yapma kapasitesi azalır. Isı olarak aktarıldığı için geri kazanılamayan enerji ile kullanılabilir durumda olan enerji arasındaki farka entropi denir. Entropi, bir sistemde iş yapma kapasitesindeki azalmanın ve buna bağlı olarak sistemin düzensizleşme, dağılma ve kaosa düşme derecesini ifade eder.

Termodinamiğin ikinci yasası ise iş yapılan yalıtılmış sistemlerde entropinin arttığını söyler. Böyle bir sistem, ancak dışarıdan (sistemin yalıtılmış olduğu çevresinden) enerji almak suretiyle kaybolan iş yapma kapasitesinin yerini doldurabilir. Ancak bu kendiliğinden olmaz, kuvvet kullanmayı gerektirir. Üstelik bu yolla sistemin entropisinde nispi bir azalma yaratılsa bile, çevresinde bu azalmadan daha büyük bir entropi artışına yol açar. Her koşulda sistem ve çevresinden oluşan toplu yapının (yani evrenin) toplam entropisinde mutlak bir artışa neden olur ki, bu evrensel bir yasadır.

SİYASETİN TERMODİNAMİĞİ

Yukarıda kısaca açıklanan iş, enerji, ısı, entropi gibi kavramlar, günlük dilimizde ve siyasal literatürümüzde yer alan karşılıklarının anlam ve içeriklerini de doldururlar. Toplumsal ve siyasal süreçleri de termodinamiğin kavram testiyle ve açıklamalarıyla tarif etmek mümkündür.

Politika, en nihayetinde kuvvetlerin çatışmasıdır ve iktidar mücadelesinde somut ifadesini bulur.

Mevcut kurulu düzen ve siyasal iktidar ile burjuva yapı ve ilişkiler sistemi teşkil eder. Kurulu düzenin içermediği toplumsal sınıfsal yapılar, sisteme karşı örgütlenen siyasal kuvvetler ve hareketler bütünde toplamda sistem dışı/çevre yapıyı oluşturur. Sistem ve sistem dışı yapıların oluşturduğu toplumsal siyasal evrende siyasi mücadelede iş yapmaya; siyaset yapma (kuvvete karşı kuvvet oluşturma ve uygulama) kapasitesi ve becerisi ise enerjiye tekabül eder. Entropi ise siyasal sistemin temel yapıları, bileşenleri ve ilişkilerinde düzensizleşme, çözülme, dağılma, krize düşme ölçüsünü verir. Entropinin yükselmesi, söz konusu sistemin yönetememe krizinde az ya da çok artış anlamına gelir.

Yaşadığımız coğrafyada kurulu egemen sistem, çözülmemiş ve birikmiş olup bugün çözümünü dayatan tarihsel ve toplumsal sorunlar ve bunlarla üst üste binen güncel toplumsal, siyasal çelişki ve çatışmalar nedeniyle yüksek bir entropiye sahiptir. Yani; rejimin düzensizleşme, krize düşme derecesi büyüktür. Bu, özellikle bir sistemin çarklarının işlemesi ve yönetme becerisini koruması, sistem dışı yapılarda daha büyük bir yıkım ve düzensizliğin üretilmesiyle sağlanmak zorundadır. Yani, toplumsal sınıflar ve halklar üzerinde siyasal kuvvet uygulamak, sistem karşıtı muhalif kuvvetlerin kararlı, örgütlü yapılar oluşturmasını engellemek, örgütlülüğü geriletmek ya da tasfiye etmekle… Rejimin uyguladığı kuvvetin şiddeti, sıklığı ve yoğunluğu, onun siyasal karakterini de ele verir. Mevcut kurulu düzenin entropisinin yüksek oluşu, onun siyasal karakterinin faşist diktatörlük olmasını da açıklar. Ancak bütün bu siyasal müdahaleler, her durumda toplam düzensizliği az ya da çok yükseltir. Halkların ve emekçi sınıfların tepkilerini ve siyasal dirençlerini artırır. Eş deyişle sistem ya da rejim siyasal düzensizliği toplumsal-siyasal evrende daha büyük bir düzensizlik üreterek yönetebilmektedir; bunu toplam entropiyi artırmadan yapmanın yolu yoktur.

Sistemin yönetme becerisini geri kazanabilmesinin en az olduğu ya da olmadığı, yönetememe krizinin oluşup derinleştiği süreçler devrimci durumu gösterir. Devrimci durum; devrimci demokratik hareketin ve toplumsal siyasal kuvvetlerin, rejimin temel kurumları, bileşimi ve ilişkilerinde düzensizliği artıracak yani yönetme becerilerini krize düşürecek düzeyde kuvvet uygulama düzeyi yakalaması, siyaset yapma kapasitesini büyütmesi ve bunu nispeten kararlı bir yapı halinde geliştirmesi olarak ifade edilebilir. Devrimci durumda entropi artışı hızlı ve fazla olur. Nitekim Gezi isyanından bugüne siyasal süreç bu yönde işlemiştir. Siyasal iktidarın belirli bir anda daha büyük kuvvetleri devreye koyarak nispi bir yönetme gücü kazanması, bir başarı olarak görülse de, toplamda devrimci krizin derinleşmesinin önüne geçememiştir. Toplumsal saflaşma derinleşmiş, iktidar blokunda yarılmalar olmuş, rejimin temel kurumlarını da kapsayan çatışmalar biçiminde devlet krizine yol açmıştır. Sistem karşıtı cephede ise zamanla halkların demokratik devrimci cephesinde ifadesini bulan daha kararlı bir yapı ve önderlik gelişmiş, rejimin krizini ağırlaştırmış, kaosa düşme derecesini yükseltmiştir. Rojava başta gelmek üzere, bölgesel siyasetteki gelişmeler de sistem üzerinde aynı yönde etkide bulunmuştur.

DARBE DİNAMİĞİ

7 Haziran seçimlerinde AKP iktidarının aldığı siyasal yenilgi, rejimin yöneteme krizini şiddetlendirmiştir. Saray ve iktidar, bu krizi aşmak için bu kez daha büyük bir hamle yapmış ve darbeye başvurmuştur. Saray darbesiyle rejimin bütün kuvvetleri tek elde toplanıp yoğunlaştırılmış, rejim krizini derinleştiren devrimci/demokratik kuvvetlere karşı seferber etmiştir. Bunun için bir kaos ortamı yaratmış, halklara ve devrimcilere dönük topyekün savaş siyasetini devreye koymuştur.

Bu yoğunlukta bir savaşı yürütebilmesi için iç dinamiklerini ve ilişkilerini yeniden düzenlemiş, limitine vardırmıştır. Ancak -termodinamiğin diliyle söylersek- bu düzenleme kendi kampında bir kararlılık yaratsa da toplam entropiyi yeniden yükseltmiştir. Zira, burjuva sistemde çatlak ses çıkmasın diye başvurulan basına sansür, muhalif burjuva çevrelere dönük tehdit, mal varlıklarına el koyma operasyonları gibi açık siyasal şiddet ve baskıların yanı sıra yargının siyasal operasyon aracı olarak öne sürülmesi, polis ve askerle birlikte iç savaş düzeninde yeniden örgütlenmesi, sivil bürokrasinin iktidar partisi kadrosu, devlet kurumlarının ise parti teşkilatı haline dönüştürülmesi, otoriterleşme ve tek adam yönetimi ile temel yapıların (burjuva anayasa, parlamento, hükümet, seçimler gibi) fiilen devre dışı bırakılması vd. uygulamalar, toplamda burjuva sistemin yapısında ve bileşenlerinde yeni çözülmeler ve saflaşmalar yaratmıştır. Toplumsal siyasal kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Mevcut darbe dinamiğiyle oluşturulan fiili durum eski ilişkileri ve hukuku -iktidarın Saray ve AKP eliyle yoğunlaşması lehine- gerçekten eskitmiş, geride bırakmıştır. “Önceki durum” diye bir seçeneği tüketmiştir.

Rejim, toplumsal siyasal krizi, kaosu artırma pahasına giriştiği düzenlemede sağladığı güçle (buna ittifaklar da dahildir) devrimci durumu geriletmek, halkların devrimci/demokratik iradesini (direnç kuvvetini) kırmak için savaşın dozunu yükseltmiştir. Sınır ötesi operasyonlar, sokağa çıkma yasakları, ev ve sokak infazları, DAİŞ eliyle işlenen kitlesel katliamlar, baskılar, yasaklar, linç kampanyaları, Rojava’ya dönük tehdit ve askeri tacizler, rejimin yeniden yönetme becerisi kazanabilmesi, somut anda AKP’nin tek başına hükümet kurabilmesi içindir. Bunun bu denli çıplak zor aygıtları ile topyekün savaş siyaseti biçiminde yürütülmesi, rejimin devrimci krizinin şiddetini de göstermektedir.

TERSİNMEZLİK

Saray darbesi ve savaş siyasetiyle gidilen 1 Kasım seçimlerinde AKP iktidarı ve Saray bir kez daha kazanmıştır. Şimdi “eski duruma” dönülmesi umulmaktadır. Oysa hayat böyle akmaz. Termodinamiğin bu süreci de açıklayan mantığı, rejimde önceki duruma geri dönülebilmesi için sistemin/rejimin çevre koşullarında (toplumsal siyasal/mücadele dinamiklerinde) sonsuz küçüklükteki bir değişimin süreci tersine çevirebilmesi gerektiğini söyler. Ki, ne mevcut siyasal sistem ve çevre koşulları ne de toplumsal-siyasal süreçlerin doğası ve işleyişi böyle bir geriye dönüşe olanak tanır. Bu anlamda bu süreçler tersinmezdir, yani geriye dönüşsüzdür. Eski, artık geri dönülemez bir geçmiştedir.

Sıkça vurgu yapılan “AKP’nin fabrika ayarları” da geri dönülemez bir geçmiştir. Zira, AKP 2002’de siyasal ve ekonomik krizin hüküm sürdüğü koşullarda işe koşulmuştur. Onun “ayarları” o sürecin yönetimine özgüdür. Bir süreliğine ve ne yazık ki biraz ağır çekimde de olsa halklar ve emekçiler nezdinde kriz üreterek iş görmüştü. AKP ve yüklendiği program zamanla miadını doldurmuş, artık iş göremez olmuştur ve bugünkü siyasal evrenin şekillenmesine yol açmıştır. Geri dönülmesi umulan “fabrika ayarlarının” ne AKP’ye ne de mevcut devrimci krize çare olarak bir işlevi yoktur. O da eskimiştir. Arınç da buna şahitlik edebilir.

Öte yandan, mevcut siyasal durum da 7 Haziran öncesi gibi yönetilemez artık. AKP iktidarının 1 Kasım’a kadar yürüttüğü savaş siyaseti yeni bir istikrarlı yapı kurma becerisi taşımıyor. Bu sürecin rejime maliyeti çok yüksek olmuştur, önceki durumla yeni sürecin yönetilmesi imkanları da yıkıma uğramış, “eskimiştir”. Bütün bunlara ek olarak rejimin devrimci krizini derinleştiren toplumsal mücadele dinamikleri tasfiye edilememiştir, devrimci/demokratik hareket ve önderliği kararlı bir yapı olarak sisteme direnç uygulamakta, örgütlü yapısını ve mevzilerini büyük oranda korumaktadır.

Bu koşullarda, AKP’nin fabrika ayarlarına dönmesi olasılığını bir yana bırakın, 7 Haziran öncesi duruma ve ilişkilere dönmesi bile çok ama çok zordur. 1 Kasım’a giden süreçte yürüttüğü politikayı sürdürmekten başka umarı yoktur. Nitekim seçimlerden sonra da bu siyasette ısrar etmektedir. Ayağını gazdan kaldırması demek, bu süreçte yoğunlaştırdığı ve saflaştırdığı kendi kampının çözülmesine yol açacaktır. Ne var ki, bu “başarı” genel siyaset ve toplumsal siyasi yapıda -devrimci durum koşullarında- entropiyi yükseltmektedir. Devrim, karşı devrimi de geliştirerek ilerler; rejim devrimci krizi aşmak için siyasal ve toplumsal düzeni toplamda daha fazla istikrarsızlaştıracak adımlar atabilir, yeni bir savaş çıkarmak da buna dahildir.

DEVRİMCİ DURUMUN TERMODİNAMİĞİ

Bu tersinmezlik durumu, devrimci/demokratik cephe için de geçerlidir. Sistem, yönetme gücünü tesis etmek ve devrimci krizini aşmak için bütün kuvvetiyle devrimci demokratik cepheyi dağıtmaya yoğunlaşmıştır. Buna rağmen, devrimci/demokratik iradeyi kıramamış, örgütsel siyasal yapısında ve işleyişinde bir kriz oluşturamamıştır. Bu, devrimci/demokratik cephenin ve önderliğinin lehine bir sonuçtur.

Ne var ki, 1 Kasım’la birlikte yeni bir sürece daha girilmiştir. Devrimci/demokratik cephenin ve ezilenlerin devrimci, yurtsever kuvvetlerinin siyasal örgütlenme, siyaseti yönetme ve hegemonya kurma kapasitelerini koruması ve geliştirmesinin yolu -termodinamiğin diliyle- daha başka bir yerde (yani burjuva sistemde) daha büyük düzensizlikler üretmekten geçer. Daha büyük ve şiddetli bir karşı devrimci kuvvetin üstesinden gelebilmek için hem son süreçte nispi olarak kaybettiği kuvvetlerin hem de geniş toplumsal siyasal kuvvetlerin bileşkesini oluşturmak, birleşik devrimci yapıyı geliştirmek ve sisteme yönelttiği devrimci kuvvetin şiddetini, sıklığını ve yoğunluğunu artırmak durumundadır. Devrimci durum koşullarında, elde kararlı ve siyaset yapma kapasitesi yüksek bir örgütsel yapı ve beslenebileceği kaynakları olduğu durumda, gerek rejimin gerekse toplam entropinin artırılması devrimin lehinedir. Termodinamiğin yasaları da bizi, burjuva siyasal sistemin entropisinin yükseltilmesi, siyasal hareketin buna uygun araç ve kuvvetleri geliştirip kullanması sonucuna götürür.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 15:21
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Serbest Kürsü