Suriye satrancında yeni aşama

Suriye satrancında yeni aşama

ALP ALTINÖRS –

Rusya Batı Suriye üzerinde; ABD ise Rakka-Deyr el Zor bölgesinde hakimiyet kurmaya çalışacak. Rojava, bu iki hakimiyet bölgesinin tam ortasında olacak. Nihayetinde yeni Suriye, bu üç bölgenin “federal” ya da “konfederal” birliğinden oluşabilecek…

Suriye, bölgemizin kalbi konumunda. Ortadoğu’da yaşanan her değişim oradan okunabiliyor ya da Suriye’deki her değişim bölgeye anında yansıyor. Bugün yaşanan Suriye İç Savaşı, 1970’lerde Ortadoğu dengelerini belirleyen Lübnan İç Savaşı’na benzer bir etki gücüne sahip. Dahası Suriye, dünya güç dengelerini de etkiliyor.

Suriye’de son altı ayda değişen güç dengelerinin bütün dünyada dizilişi etkilediğini rahatlıkla saptayabiliriz.

ABD ve AB temel pozisyonlarını değiştirerek kısa vadede Baas rejiminin yıkılması hedefini terk ettiler, ana düşmanı DAİŞ olarak saptadılar. Bu, yaşadığı bütün yıkıma karşın Baas rejiminin iç savaştan zaferle çıkacağının mühürlenmesi anlamına geldi. Ancak yine de Baas rejiminin kısa vadede cihatçı çetelere üstünlük sağlayacak bir askeri gücü bulunmuyordu. Keza, Türkiye’nin uyguladığı “angajman kuralları” rejim hava kuvvetlerinin sınır boyundaki çete gruplarına saldırmasını önlüyordu.

Tam da bu noktada inisiyatif alan Rusya, Suriye’deki çatışmaya açık askeri biçimde müdahil oldu. Böylece, Suriye, Rus emperyalizminin bir himayeci sömürgesine (protektorasına) dönüştü.

Rusya’nın askeri saldırılarının hedefi ve kapsamı (ABD’ninkilerin aksine) DAİŞ ve El Nusra’yı sınırlamak değil, imha etmekti. Havadan Rus uçaklarıyla tahkim edilmiş rejim ordusu karada ilerlemeye başladı. Rejim ordusuna, İran birlikleri ve Hizbullah gerillası da dahil oldu. Böylece sahada ilk kez cihatçı gruplara üstünlük sağlayabilecek bir askeri denge oluştu. Halep bölgesinde cihatçı gruplar ciddi güç kayıplarına uğradılar.

ABD’nin kollarını kavuşturup izlemesi beklenemezdi. Baas rejiminin ülkenin (nüfusu yoğun) batı kesimlerinde toprak hakimiyetini koruduğu, (nüfusu seyrek) doğu kesimlerin ve Rojava’nın rejimin hakimiyeti altında olmadığı gerçeği, Rusya’nın hakimiyetini sınırlamak için ABD’ye bir anahtar veriyordu. Eğer Rus operasyonlarının ana merkezi Batı Suriye ise ABD de rejimin henüz hakim olamadığı DAİŞ bölgelerine (Doğu Suriye) yoğunlaşmalıydı.

Bu yeni güç dengesi içinde yalnızlaşan Ankara’nın Rojava düşmanı programını emperyalist güçlere kabul ettirme şansı iyice zayıfladı. Zira Rojava, ABD/Rusya hakimiyet çekişmesi ortamında her iki emperyalist güçle de dengeli bir ilişki geliştirebilen, bu arada bağımsız konumunu da koruyabilen bir konuma sahip. Ancak ABD açısından Ankara’nın konumu da, bu yeni güç dengesi içinde daha fazla önem kazandı. Zira gelişen Rus hegemonyasına karşı bir denge unsuru olarak ABD Türkiye’ye dayanabileceğini gördü. Erdoğan ise İncirlik üssünü ABD’ye açarak seçim öncesinde kritik bir yakınlaşma adımını attı. Keza, Suriyeli mültecileri bir koz gibi kullanarak (Merkel’in ziyaretiyle) Almanya’yı kendisine taviz vermeye zorladı. Seçim öncesi attığı bu iki kritik adımın Erdoğan’ın yüzde 49’luk zaferine etkisi açıktır. “Anti-Amerikanizm” adına Erdoğan’ı destekleyen Perinçek gibi faşistlerin iddiasının aksine, Erdoğan iktidarı, Suriye’de Amerikan çıkarlarının bekçiliğine soyunmuş durumdadır. Abdülkadir Selvi’nin 9 Kasım’da Yeni Şafak’ta yayımlanan yazısı da bu yönelişin açık ifadesidir. Baas rejimini toptan çökertme veya Rojava kantonlarını yok etme politikaları iflas eden Erdoğan iktidarı, şimdi ABD’nin yeni stratejisinde rol kaparak en azından Rojava Devrimini sınırlama amacını güdüyor. Özellikle Cerablus’un YPG’nin eline geçmesini engellemek ve burayı güdümündeki cihat gruplarının denetleyeceği bir “tampon bölgeye” çevirmek istiyor. Cerablus’u ele geçirerek Rojava kantonlarının birleşmesini önlemeyi ve cihatçı gruplarla bağını sürdürecek bir koridoru muhafaza etmeyi hedefliyor.

YPG’nin önderliğinde Demokratik Suriye Güçlerinin Hol hamlesi, bu bağlam içinde büyük bir devrimci atılımdır. Çünkü, Hol hamlesiyle hem DAİŞ’in iki ana üssü olan Musul ve Rakka arasındaki ikmal hattı kesilmiş ve DAİŞ bu petrol şehrinden elde ettiği gelirden mahrum kalmış olacak, hem de Şengal’le Haseke birleşmiş olacak.

Suriye’de “çözüme doğru” giden olayların akışı, muhtemelen bir Rus ve bir Amerikan nüfuz bölgesinin oluşması yönündedir. Rusya, Şam, Hama, Halep, Humus, Lazkiye gibi Suriye’nin en önemli şehirlerinin bulunduğu Batı Suriye üzerinde; ABD ise ÖSO grupları üzerinden Rakka-Deyr el Zor (Arap-Sunni) bölgesinde hakimiyet kurmaya çalışacak.

Rojava, bu iki hakimiyet bölgesinin tam ortasında olacak. Nihayetinde yeni Suriye, bu üç bölgenin “federal” ya da “konfederal” birliğinden oluşabilecek. Rusya, Baas+ÖSO+Rojava formülüne soğuk bakmayacağını ima eden tutumlar sergiliyor.

Rojava Devrimi, Ankara’nın bütün saldırgan açıklamalarına rağmen kökleşmeye devam ediyor. Zira Rojava, yeni ve demokratik bir Suriye’nin tohumunu barındırıyor. Suriye, Baas rejiminin Arap milliyetçisi anayasasıyla artık yönetilemez. Demokratik bir Suriye çoğulcu olmak zorundadır. Bütün halklara ve inançlara eşit yaklaşımıyla Rojava kantonları bunun pratik örneğini sunuyor. Mezhep ve etnik temelli çatışmalarla kan deryasına dönüşen Ortadoğu’da, Rojava Devrimi bir kardeşlik vahası oluşturuyor.

* Atılım Gazetesi’nin 13 Kasım 2015 tarihli 198. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 19 Kasım 2015, Perşembe 15:12
Kategoriler: Dünya, Haberler, Makaleler