Dil ağrıyan dişe gider

Dil ağrıyan dişe gider

FUAT UYGUR-

Ali Koç’un “eleştiri”si ilk değil. Neredeyse tüm uluslararası platformlarda, G8, G20, IMF, Dünya Bankası toplantı ve zirvelerinde araya sıkıştırılmış bir “kapitalizm eleştirisi”, “sosyal paylaşım” cümlelerini bulmak mümkün. Kapitalizm debelendikçe, Marks’a atıfta bulunanlar, kapitalizme sövgüler dizenler sıraya girdi adeta.

Bu ülkeye komünizm lazımsa, onu da biz getiririz” repliği, Türk devlet yönetme geleneğinin tipik yansımasıydı bir zamanlar. Çok açıktı ki, rejimin bekçileri hiçbir zaman komünizme razı göstermeyeceklerdi. Ama alaturka manipülasyon için buna ihtiyaç duyuyorlardı.

Faşist rejimin kapitalizmle “mücadelesi”ndeki bu kara mizah örnekleri geride kaldı diye düşünürken, bu kez de sermaye dünyasının merkezinden bir bomba daha patladı. Türk sermayesinin en büyük patronlarından Koç Holding’in başı Ali Koç, “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben, en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir” deyiverdi.

Bir an için Ali Koç’a inanıversek. Hani, bir vakitler devlete inanıverdiğimiz gibi. Kapitalizmin kötülüklerine yürekten inanmış, ortadan kalkması için düşünsel ve pratik eyleme geçmiş bir Koç Holding patronu… Yani, Ali Koç sınıf intiharında bulunsa, bütün kötülüklerin kaynağı kapitalizme bayrak açsa. Bütün mizahi yeteneğimi, yazınsal birikimimi zorlasam da hayal gücüm daha fazlasına devam edemiyor. Çünkü önümde duran gerçekler o kadar yalın, o kadar yoğun ve dağlar kadar büyük ki, söylenecek her şey anlamsızlaşacak.

Mesela, Ali Koç’un dedesi Vehbi Koç, bu servetin temellerini atarken kaç Hıristiyan’ın, Yahudi’nin mal varlığına el konulmasına aracılık etmiş, devletin hangi olanaklarını sınırsızca kullanmıştır? Hadi bunlar çok gerilerde kaldı diyelim. En yakına gelelim o zaman. Metal işkolunda emeği için direnişe geçen kaç Arçelik işçisinin, fabrika içerisine giren polis nezaretinde çalıştırılması üzerinden sadece birkaç ay geçti. Meslek Liseleri Kalkındırma Programı adı altında lise çağındaki öğrencilerin emek sömürüsünü kapitalist sömürü düzenine entegre edenlerin başında Koç Holding’in geldiğini söylemeye gerek yok.

Kapitalist sömürü düzeninin bütün olanaklarını sonuna kadar kullanan, yetmediğinde bunu faşizmle tahkim edenlerin başında gelen Koç’un antikapitalist söylemleri durup dururken neden çıktı? Çok basit cevabı var: Dil, ağrıyan dişe gider.

2008 dünya ekonomik krizi patlak verdiğinde, yine tekelci sermayenin önemli isimlerinden İshak Alaton, “Galiba Adam Smith öldü. Çözüm için belki de insanlığın Karl Marks’ı yeniden keşfetmesi gerekiyor” demişti. Alaton, birer ikişer devrilen sermaye devlerinin yıkıntılarından ürkmüş olacak ki, devleti imdada çağırıyordu açıkça. Yoksa Marks’a hayranlığından değil söyledikleri.

Gelin görün ki, 2008’de başlayan ekonomik krizin etkileri devam ettiği gibi, dünyayı yeni bir kriz dalgası bekliyor. Yani, kapitalizm bir türlü toparlanamadı. Bununla birlikte sosyal mücadele ekonomik mücadelenin önüne geçti tüm dünyada. Bu durumda kapitalistlerin korkmasından daha doğal ne olabilir ki?

Ali Koç, artan bu toplumsal mücadelenin etkilerinden korktuğu için, kapitalizm eleştirisi yapıyor. Aslına bakılırsa, bu “eleştiri”nin Koç Holding patronu ile başlamadığını da bilmek gerekir. Nitekim, neredeyse tüm uluslararası platformlarda, G8, G20, IMF, Dünya Bankası toplantı ve zirvelerinde araya sıkıştırılmış bir “kapitalizm eleştirisi”, “sosyal paylaşım” cümlelerini bulmak mümkün. Kapitalizm debelendikçe, Marks’a atıfta bulunanlar, kapitalizme sövgüler dizenler sıraya girdi adeta.

Öyle ki, ABD’nin ünlü uzay araştırmaları kurumu NASA’nın -ki, bu kurumun böyle bir araştırmayı niçin yaptırdığı ayrı bir konu- hazırlattığı raporda, “Burjuva sınıfın egemenliği sürerse çöküş başlar, kaynakların eşit dağıtılması şart” deniliyor.

Ancak tüm bu söylemlere karşın getirilen “çözüm”ler neler? Tüm dünyada emek sömürüsü tavan yaptı. Toplumsal zenginliklerin bölüşülmesinde tarihte eşi görülmemiş bir adaletsizlik söz konusu.

Kapitalizmin en vahşi haliyle yeniden tahkim edildi, işçi hakları ve sendikal haklar budandıkça budandı.

Ki, bu yasalar sayesinde dünyada sadece 85 kişinin serveti, dünya nüfusunun en yoksul yarısının gelirine eşit olduğunu söylemek bile insanın ağrına gidiyor.

Veya bir başka örnek daha verelim. “Sosyal harcamalara” kaynak ayırdığı için öve öve bitirilemeyen Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in her saniye kasasına 230 dolar giriyor. Bunun dakikalık, saatlik, günlük, yıllık getirisi ancak bir hesap makinesi ile hesaplanabilir. Dünyanın yarısı günde 2 doların altında gelirle çalışınca, hesap makinesine hiç ihtiyaç duyulmuyor.

Evet, dil, ağrıyan dişe gider. Ancak kapitalist sömürücüler söz konusu olduğunda ağrıyan dişe çözüm bulmalarını beklemek, idam sırası beklemekten hiçbir farkı yoktur. Eğer sınıf intiharı gerçekleştirmemişse, hiçbir kapitalist ulusal ve emperyalist sömürü çarkının dışına çıkmak istemez. Çıktığı anda, bizzat kapitalist ekonomi tarafından yutulacağını bilir. Tam da bu nedenle ayakta kalmak, daha fazla palazlanmak kapitalistler için kaçınılmaz bir döngüdür. Bunu da, daha fazla emek ve doğa sömürüsüyle gerçekleştirmek durumundalar.

Şimdi, Ali Koç sınıf intiharı gerçekleştirmediğine göre, her kapitalistin yaptığı gibi yoluna devam edecek. Tüm “antikapitalist söylemleri” bir yana, polis nezaretinde vahşi kapitalist düzenin nimetlerini sonuna kadar kullanacak. Her şey bu kadar açık ve net.

Net olan bir başka gerçek de, onların korkularının gerçek kılınacağıdır: Kapitalizmin er ya da geç yıkılması.

* Atılım Gazetesi’nin 20 Kasım 2015 tarihli 199. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 30 Kasım 2015, Pazartesi 10:23
Kategoriler: Emek, Haberler, Makaleler, Politika, Serbest Kürsü