Kopuşa doğru

Kopuşa doğru

SAMİ ÖZBİL-

Sivillerin katledildiği Cizre’den sonra Silvan da yakıp yıkıldı. Kurşunlanmamış ev, yağmalanmamış market kalmadı. Silvan duvarlarına yazılan “Devlet geldi” yazısı bunun bunun en veciz ifadesi. Hakikaten devlet gelmişti, devlet oraya yüz yıldır nasıl geliyorsa öyle gelmişti ve durum tam da buydu.

Paris’teki sivil kitle katliamı, Pirsus ve Ankara katliamlarından farksız. Önemli bir bölümü uluslararası kontrgerilla şebekesi gibi çalışan DAİŞ faşistlerinin elinde şiddet kavramı önce serserileştirildi, ardından paçozlaştırıldı.

Nerede olursa olsun, kim yaparsa yapsın, doğrudan sivilleri hedefleyen her saldırı laneti hak ediyor. Emperyalistlerin Ortadoğu ve Afrika halklarına çektirdiği acılar ve onlara her gün birer “Paris” yaşatılması katliamların bahanesi olamaz.

Rejimin DAİŞ katliamı, ardından hem de aynı gece öfkeyi Kürt özgürlük hareketi üzerine boca etmeye çalışması ise dikkatle kaydedilmelidir.

Filistin’de İsrail siyonizmine karşı üçüncü intifada başlamış, İsrail askerleri her gün bir Filistinli öldürüyor. Dün “van minut” kahramanlığıyla övünenler ağızlarını açıp tek kelime etmezken yurdunu/toprağını savunan Kürt’e karşı dünyayı kışkırtıyorlar. Bu kışkırtıcılıklarıyla, siyonizmle aynı karede yer aldılar bile.

Silvan’ın çepeçevre sarılıp ateş altına alındığı günlere rastlayan bu gayretkeşlik, en başta hakikatin katlidir. Kaldı ki Cizre ve Silvan’daki sömürgeci terörün Paris katliamından aşağı kalır yanı yok.

Halkın vekillerine saldırıldığı, manşetlerle hedef haline getirilen HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın başına gaz bombası sıkıldığı ve bunun bir gösteriye dönüştürüldüğü yerde, halka neler yapıldığını varın siz düşünün.

Sivillerin katledildiği Cizre’den sonra Silvan da yakıp yıkıldı. Kurşunlanmamış ev, yağmalanmamış market kalmadı. Silvan duvarlarına yazılan “Devlet geldi” yazısı bunun bunun en veciz ifadesi. Hakikaten devlet gelmişti, devlet oraya yüz yıldır nasıl geliyorsa öyle gelmişti ve durum tam da buydu.

Devlet terörü nedir sorusunun dört başı mamur cevabı bunların toplamıdır. O nedenle iktidarın mağduriyet ajandası elbette ve sadece yalan dolanla doldurulabilirdi ki öyle yapıldı.

İkna edici mi? Hayır.

Peki ısrar edecekler mi? Evet.

Çünkü başka çareleri yok. Fakat bu yol da yol değil.

Sonuç alamayacaklarını bile bile sarıldıkları tek ip bu. Dağları bombalamak, şehirleri yakıp yıkmak ve böylece “huzuru tesis” etmek.

Oysa; çocukların yanıbaşında patlayan her bomba, bir yakınının gövdesine saplanan her kurşun, sokaklarda söylenen her ırkçı marş ve dahi rejimin kendisini onun üzerinden tesis etmeye çalıştığı her yalan, yüzlerce, binlerce çocukta ve gençte devletle bütün köprülerin atılmasının katalizörü oluyor.

İki sene evvel Cizre ve Silvan gibi şehir direnişleri yoktu ama bugün var. Rejim bu yolda ısrar eder ve Kürtlerin siyasal uzlaşma biçimindeki mütevazı teklifini ısrarla reddederse, önümüzdeki yıl bu kez şu günleri muhtemelen mumla arayacaktır.

Cizre küçücük bir ilçe, Silvan da Amed’in sadece bir bölümü. Rejim, tankı topuyla işte oraları günlerce zapt edemedi. Bunu bir türlü kabullenemiyorlar. Nasıl olur da bir cihan devleti iki ilçeye giremez, halka boyun eğdiremez! Duvarlara yazılanlar ve resmi açıklamalar bu ruhsal sıkışmanın dışa vurumu.

Eğer ortada özgürlük gibi büyük bir arzu, sömürgeci despotluktan kurtuluş gibi büyük bir özlem varsa, kırabilirler, öldürebilirler, hatta sürebilirler. Osmanlı’dan bugüne defalarca yaptılar fakat baş eğdiremezler.

Hayat, baş eğdiremediklerinin açık delili. Harabeye çevrilen Cizre ve Silvan fotoğrafları, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman faşizmine sokak sokak, ev ev direnen Fransız şehirlerini andırıyor. Bu denklemde Nazilerin koltuğuna kimin oturduğuysa, oturanlar haricinde herkesin malumu.

Yeni MGK konseptiyle rejime karşı bütün kuvvetlerin birbirlerinden kalben ve siyaseten uzaklaştırılması, bilhassa Kürtlerin yalnızlaştırılması esastır. Çünkü despot rejim için Kürtler bir yakın tehlike.

Rojava’daki siyasal kuşatma da sürüyor. G20’de, bu ana hedef doğrultusunda diplomasi yürütüldü. İktidar, Kürtlerin kalıcı bir statü elde etmemesi için akla gelecek her türlü tavizi vermeye hazır. Ancak oradan da sonuç almaları imkansız. G20, iktidarın savaş odaklı tüm tezlerini çökertti.

Dış siyasal şartları istedikleri gibi düzenlerlerse içerisini düzleyeceklerinden eminler. Kürt hareketinde liberal eğilimleri tetiklerken bir yandan da muhaliflerini kaba AKP karşıtlığına hapsetmek ve “anti”cilik siyasetine çivilediği Kürtlerle solu CHP’ye yaptığı gibi günbegün teşhir etmek gibi bir dolu heves ve planları var.

Bu arada iktidar, sistemin iç kapışmasını da sürdürüp “muhalif” sesleri kısmanın peşinde. Mesela, Cizre ve Silvan direniş günlerinde AKP ile barışmaya çalışan tekel medyası sessizdi. Bunun doğal sonucu, milyonlarca insanın Kürdistan’da olup bitenleri öğrenememesiydi.

Nitekim Silvan muhasara altına alınırken, coğrafyanın batısında utandırıcı bir sessizlik vardı. Hiçbir bahane sessizliği mazur gösteremez. Tam da bu zaman diliminde, adalet ve özgürlük bayrağını yükseltmek emekçi sola düşerdi. Ancak orada da bir tür 1 Kasım sendromu hakim.

Ortalığı HDP’ye ve Kürtlere neler yapacaklarını buyuran ve bir kısmı da Marksizm tedrisatlı akıldaneler sarmış ki, bu da yenilgi psikolojisinin dışa vurumu.

Üstelik bu vurdumduymazlık ve siniklik, Kürt gençlerinde Türkiye emekçi soluna karşı güvensizliğin tetikleyicisi. Onlarda kopuş eğiliminde “dostun attığı gül” rejimin tankından topundan daha az hasara yol açmıyor.

Oysa Kürtler, kendilerine akıl değil omuz verilmesini istiyor!

Onlar için değil kendimiz için.

12 Eylül’ün ağır şartlarında kendini küllerinden yaratmasını bilen o coğrafyadaki mücadele bugün çok daha elverişli şartlarda büyüyerek sürüyor. Asıl biz Türkiye emekçi solu, hayatın soracağı ve en basiti “Orada bir direniş ve devrim varken ne yaptın” gibi sorulara ferah yanıtlar verebilmek için Kürdistan halkının adalet ve özgürlük mücadelesini batıdaki adalet ve özgürlük mücadelesiyle buluşturmaya “muhtacız”. Devrime “muhtaç” olduğumuz gibi.

* Atılım Gazetesi’nin 20 Kasım 2015 tarihli 199. sayısında yayımlanmıştır.

 

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 30 Kasım 2015, Pazartesi 10:27
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Rota