Birlik ve cepheleşme

Birlik ve cepheleşme

Saray diktatörlüğünün iç savaş-dış savaş ilişkisi ve birlikteliği üzerinden şekillendirdiği topyekün saldırganlık konsepti, 1 Kasım sonrasında da hız kesmeden ve derinleşerek sürüyor. Sömürgeci iç savaş katliamcılığı, DAİŞ’leşen yeni yüzüyle Bakûr Kürdistan’da oluk oluk kan akıtmaya devam ediyor. Kürt düşmanlığı, içeride olduğu gibi dışarıda da rejimin saldırganlık politikasını yönetiyor ve biçimlendiriyor. Rojava devrimi ve ilerleyişiyle baş edebilmek uğruna göze aldığı macerada işi Rusya’yla savaş kapışmasını kışkırtmaya ve zorlamaya kadar vardırmış bulunuyor.

Durumun o raddeye varıp varmayacağı ayrı konu. Ancak kesin olan şey, Saray diktatörlüğünün içeride ve dışarıda da kaderini esasen örgütlediği terör rejiminin çıplak militarist gücüne bağladığıdır. Dolayısıyla, Saray rejimine karşı her türlü meşru araç, biçim ve yöntemle direnilmesini ve bu gücün kırılmasını temel hedef olarak önüne koyan bir birleşik devrimci-demokratik hareketin örgütlenmesi başarılmak zorundadır.

Bu gerçeklikten hareketle de, seçimlerden ve Bakûr Kürdistan’da özyönetim direnişlerine saldırılardan sonra mücadelenin hangi yönde, hangi araçlarla ve örgüt biçimleriyle geliştirilebileceğine ilişkin soru ve sorunlar tartışmaların odağına yerleşmiş bulunuyor. Kürt halkı, Cizre’den Silopi’ye, Silvan’dan Nusaybin’e, Saray’a bağlı özel savaş timlerinin katliam ve teslim alma saldırılarına karşı direniyor. AKP ve Erdoğan diktatörlüğünün saldırılarına karşı nasıl ve hangi yoldan ilerlenmesi gerektiği konusunda da yol gösteriyor. Devlet, baskı ve işkencenin, katliamın diliyle konuşuyor. Buna karşılık Kürt halkı da direnişin diliyle konuşuyor.

AKP, saldırı konseptini iki eksende örgütlüyor. İlkin, Kürt halk hareketini bastırmak ve iradesini kırmak için her türlü kirli yönteme başvuruyor. İkincisi ise anayasa değişikliğiyle başkanlık sistemi zorlaması yapmaya hazırlanıyor. Saray ve hükümet bu iki konuyu birlikte ele alıyor. Böylece, Batı’da politik mücadelenin hangi politik halkalardan tutularak geliştirileceğine ilişkin önemli ipuçları açığa çıkmış bulunuyor.

Saray diktatörlüğünün saldırıları sadece Kürt halkına yönelik boyutuyla sınırlı kalmayacaktır. Batı’da başkanlık sistemi zorlamasıyla birlikte devrimci-demokratik kuvvetlere, işçi sınıfı ve ezilenlere yönelik saldırılar bununla bütünleştirilecektir. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemin temel devrimci-demokratik saflaşması AKP/Erdoğan/Başkanlık karşıtlığı şeklinde gelişecektir.

İşçi sınıfı ve ezilenlerin, halklarımızın bu mücadeleye hazırlanması ve birleşik bir mücadele pratiği ortaya konulması durumu değiştirecek en önemli güçtür. AKP zulmüne karşı bütün antifaşist ve antişoven siyasi öznelerin geniş bir mücadele cephesinde bir araya gelmesi, emekçilerin ve ezilenlerin en geniş bölüklerinin demokratik temelde saflaştırılmasının sağlanması, mücadelenin gidişatını ve yönünü önemli oranda etkileyecektir.

Yeni dönemin görevleri eski ve parçalı tarzla karşılanamaz. Yeni bir mücadele ve örgütlenme tarzıyla ilerlenebileceği açıktır. Bu, özgürlük ve demokrasi güçlerinin mümkün olan en geniş birliğinin, ortak talep ve hedeflerle yürümesinin sağlanmasıdır. Peki, nasıl olacak? Asıl yanıt bekleyen soru budur.

Sömürgeci faşist saldırganlığın bütün ağır şartlarına rağmen HDP’in aldığı 5 milyonu aşkın oy, halklarımızın bağrında büyük bir direniş potansiyelinin varlığına işaret etmektedir. Ve HDP’nin bir demokratik direniş cephesinin siyasi odağında durması gerektiği açıktır. Bunu da parlamento ile sokağın demokratik mücadele güçlerini birleştiren bir politik çizgide yürüyerek yapabilir.

HDK, böyle bir demokratik cepheleşmenin esas toplumsal dayanağı ve birleştirici mayasıdır. Saldırılar Kürtlere, işçilere, kamu emekçilerine, kadınlara, gençlere, başta Aleviler olmak üzere baskılanan inanç topluluklarına, ezilen ve yok sayılan milliyetlere, LBGTİ bireylere, özcesi bütün ezilenlere yöneliktir. HDK’nin varoluşu ise bütün bu toplumsal kesimlerin demokratik talepleri için mücadelenin örgütleyici gücü ve kaynaşma potası niteliğiyle anlamlandırılmıştır. Dolayısıyla HDK, fiziki bileşim bakımından kendisinin ötesine uzanan daha geniş bir ittifakın da hazırlayıcısı rolündedir.

Tırmanan ve daha da tırmanacak olan faşist saldırganlığa karşı birleşmek ve gitgide bir demokratik direniş cephesi oluşturmak, devrimci ve demokratik kuvvetlerin önünde güncel ve artık ertelenemez bir görev olarak boy vermiş durumdadır. Mücadele, özgürlük ve demokrasi yanlısı halk güçlerini, Türkiye emekçi sol hareketi bileşenlerini bu sorumlulukla hareket etmeye çağırmaktadır.

Sorumluluğun gereği, “Benim bulunduğum ideolojik-politik zemin herkesin gelmesi gereken zemindir” sığlığına düşmeden, HDK ve HDP karşısında grupçuluk ve rekabetçilik hastalığına kapılmadan, ortak talepler ve hedefler doğrultusunda birleşmektir. Ortak payda adalet, özgürlük, halkların eşitliği ve demokratik barış mücadelesidir. Birleşmenin muhatapları HDK, Birleşik Haziran Hareketi’nin nispeten diri kesimleri, Halkevleri ve HTKP gibi siyasi yapılar ile başlıca demokratik kitlevi ve mesleki örgütlerdir. Böyle bir birlik, mücadeleye eğilim duyan kitleler nezdinde hızla çekim gücü olabilir ve onların demokratik arayışlarına yanıt da verebilir. İşçi sınıfı ve ezilenlerin Saray faşizmine karşı cepheleştirilmesinin yolunu döşeyebilir. Yeter ki, hareket tarzımıza küçük hesaplar değil, halklarımızın özgür ve onurlu geleceğini kazanma bakış açısı yön versin.

İsmi ne olursa olsun, esas olan böyle bir birliğin işlevselliğidir. Şimdiye kadar işlevsel olmayan birçok birlik oluşturulduğu, daha sonra ise bunların kendiliğinden dağıldığı gerçektir. Öyleyse, en azından biçim ve genişlik kadar, içerik de önemlidir. Böyle bir birlik siyasi yapıların temsilen yan yana gelişinin ilerisinde olmalıdır. Yerel düzeylerde emekçilerin ve ezilenlerin birleştirilmesine ve mücadeleye sevk edilmesine kapı açmalıdır.

Kürdistan’da süren demokratik direnişten öğrenilecekse, bundan alınacak ilk ders, halkın kendi barışını, kendi demokrasisini, kendi toplumsal dayanışmasını mücadeleyle kurmasıdır. Halkın günlük yaşamına sirayet etmek, güncel sorun ve taleplerine çözüm gücü oluşturmaktır. Bu hattan gelişimin Batı’daki motoru, hiç kuşkusuz ve ama henüz potansiyel olarak, HDK’dir. HDK, bir yandan kendi meclislerinin inşasında derinleşirken, diğer yandan tüm özgürlük ve demokrasi güçlerini bu hattın etrafında toplayacak katalizör olabilir.

Cizre’deki komün ile Gezi’deki komün örnekleri çoğaltılabilirse, Saray iktidarının siyasal ve toplumsal temeli eriyip gidecektir. Komünlerin buluşması ve kardeşleşmesi için gösterilecek çabaların düzeyi geleceği belirleyecektir. Batı’daki emekçilerin iş, aş ve özgürlük talepleri ile Kürtlerin ulusal demokratik taleplerinin sokakta ve gündelik yaşamda bileştirilmesinden daha büyük bir devrimci adım yoktur.

Böyle bir birlik emek, kadın, gençlik, ezilen ulus ve inançlar, ekoloji ve yerel sorunlar alanlarının hepsini kesen bir eksende durmalıdır. Toplumsal sorunlar ve talepler kapsamında emekçilerin ve ezilenlerin dayanışmasını ve mücadelesini örgütlemelidir. Elbette demokratik zeminde eylem birliklerinin de oynayacağı bir rol vardır. Fakat eylem birliğiyle sınırlı bir araya gelişlerin yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı bellidir.

Şimdi, bütün özgürlük ve demokrasi güçleri bir sınavla karşı karşıyadır. Fabrikada, semtte, okulda, sokakta, direnişi her yerde ilmek ilmek örmekten başka bir çıkar yol yoktur. Faşizm mi kazanacak yoksa özgürlük mü? Bu sorunun yanıtı, bir bakıma, bugünün devrimci-demokratik cepheleşme sorumluluğunun ne ölçüde yerine getirileceğinde saklıdır. Bu sorumluluktan kaçarak sosyalizm iddialı siyaset yapabileceğini sananlar, siyaseten bitkisel hayata mahkûm kalacaklardır.

Kürdistan’da sömürgeciliğe kök söktüren ulusal özgürlük cephesinin yanına, bir de Türkiye’de faşizme meydan okuyacak güçlü bir politik özgürlük cephesinin eklenmesinin birleşik devrimimiz için tarihsel bir hamle olacağına şüphe yoktur.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Kasım 2015 tarihli 200. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Aralık 2015, Perşembe 15:26
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler