Demokrasi ve özgürlükler sermayenin çıkarları kadardır

Demokrasi ve özgürlükler sermayenin çıkarları kadardır

AYHAN YENER-

Avrupa’da demokrasi ve özgürlük, emperyalist çıkarlara orantılı bir şekilde uygulanır. Sermaye ne zaman başı sıkışsa özgürlükleri kısıtlamaya, aslına rücu etmeye girişir. Bunu hayata geçirmek için provokasyonlara başvurmaktan geri durmaz. Nitekim Paris katliamının da, daha önceleri Avrupa merkezli katliam saldırılarının da o ülke istihbarat örgütleriyle bağlantılarının olduğu ortaya çıktı.

Paris katliamı, yeni bir döneme kapı aralayan bir saldırı oldu. Avrupa emperyalistlerinin, Suruç ve Ankara katliamının herhangi bir anlam ifade etmediği ama saldırı kendi kalelerine geldiğinde nasıl bir pozisyon aldıkları çok net görüldü bu olayda. İşin iki yüzlü yönünü bir tarafa bırakırsak katliam sonrası Avrupa ülkelerinin peşpeşe olağanüstü hal ilan ederek var olan demokrasi ve özgürlükleri de halkların elinden almaları bu hengame içerisinde göze batmıyor. Oysa Fransa başta olmak üzere, Belçika, Hollanda, Macaristan, Almanya ve daha bir çok ülke sıkıyönetim ilan ederek adeta halkı cezalandırmaktalar.

DAİŞ çetelerinin Suriye’de gelişip Rojava başta olmak üzere dünyada halkların başına bela olmasının sebebi kendileri değilmiş gibi, şimdi DAİŞ’e karşı önlem adı altında halkların özgürlükleri kısıtlanıyor, mültecilere kapılar kapatılıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın Milli Meclis’e sunduğu önergede, 3 aylık bir OHAL’i öngörüyor. Buna göre; polislerin görevleri dışında silah taşıyabilmelerine imkan veriliyor. Polisin yanında askeri birlikler de güvenlik için sokağa iniyor. OHAL kanunu ayrıca şüpheli herkesin gözaltına alınıp ikametlerinde arama yapılabilmesini, kamu düzeninin tehdit altında olduğunun düşünülmesi halinde polise mahkeme izni gerekmeksizin arama yapma yetkisi verilmesini, gözaltındaki terör zanlılarının birbirleriyle iletişim kurmalarının önlenmesini, Şengen Anlaşması kapsamında olan Fransa’nın birçok sınır noktasında serbest geçişlerin kaldırılıp sıkı kontroller getirilmesini kapsıyor. Olağanüstü hal devam ettiği sürece kamu düzeni için tehdit oluşturduğu düşünülen herkes ev hapsine alınabilecek.

Belçika’nın Başkenti Brüksel’de getirilen OHAL’de ise trenler durduruldu, polis ve askerler sokaklara girdi, maçlar iptal edildi, marketlere giren çıkanı aramaya başladılar vs. Bütün bunların yanı sıra mültecilere dair ise çok sıkı bir önlem alındı ve işi abartan Macaristan’da yasadışı yollardan sınırı geçmek artık suç sayılacak. Bu şekilde sınırı geçenler üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabilecek ve sınır dışı edilebilecek. Macar polisi, 175 kilometrelik Sırbistan sınırına çekilen dikenli telleri aşan kişileri gözaltına alabilecek. Tele zarar verenler de tutuklanacak.

Düne kadar özgürlükler ülkesi olarak lanse edilen Avrupa’da Paris katliamı, ABD’nin 11 Eylül’üne benzer bir refleksle karşılandı. Daha önceleri El Kaide saldırılarına karşılık İngiltere, neredeyse bütün özgürlükleri ortadan kaldıran yeni yasalar getirmişti. ABD’de Ferguson ayaklanması esnasında yine benzer uygulamalar devreye girdi.

Önümüzdeki günlerde, özellikle siyasi mülteciler üzerinde baskıların artacağını hatta sınırdışı vakalarının yaşanacağını varsayabiliriz. Nitekim Paris katliamının hemen ertesinde ırkçıların banliyölerdeki mülteci kamplarını ateşe vermeleri, ırkçı faşist yapıların emperyalistler nezdinde itibarlanacağına işaret ediyor. Avrupa’da çıkan her krizde, ister siyasi ister ekonomik olsun fatura ilk önce mültecilere kesilir.

Avrupa’da demokrasi ve özgürlük, emperyalist çıkarlara orantılı bir şekilde uygulanır. Sermaye ne zaman başı sıkışsa özgürlükleri kısıtlamaya aslına rücu etmeye girişir. Bunu hayata geçirmek için provokasyonlara başvurmaktan geri durmaz. Nitekim Paris katliamının da, daha önceleri Avrupa merkezli katliam saldırılarının da o ülke istihbarat örgütleriyle bağlantılarının olduğu ortaya çıktı. Emperyalizm, eğer işçilere, emekçilere, ezilenlere yeni bir dayatmada bulunacaksa bunu normal koşullar altında yapmaz/yapamaz. Halkların demokratik kazanımlarını korumada gösterecekleri tepki onlar için korkutucudur. Fakat fırsat bulma, yaratma konusunda hünerleri bol olan burjuvazinin, halkları korkutarak duruma razı etme politikası ise günün anlam ve önemine uygundur.

Doğrudan faşist diktatörlük eliyle yapmak yerine başka elleri devreye sokarak faşizm uygulamak, kapitalistlerin tarihten kazandıkları en büyük deneyimdir. Demokrasi ve özgürlükler burjuvazi için bir maskeden ibarettir. Kürdistan’da aylardır süren sivil katliamlarına bir çift sözü dahi olmayan Avrupa’nın, sermayenin güvenliği özgürlükten önce geldiği için kendi içinde sıkıyönetim ilan etmesi doğaldır. Dünya üzerinde sadece siyasi ve ekonomik olarak değil mülteciler dolayısıyla da insani bir kriz ve yıkım haline gelen Suriye iç savaşı, artık dünya sorunu olarak kapılarında durmaktadır. Halkların yaşamlarını ellerinden vahşice alan bu kıyım makinesine karşı gerçekçi ve net bir mücadele vermeyen, ama halkların özgürlüklerine kolayca dokunan Avrupa emperyalistleri, kapılarında buldukları bu bombadan birinci derecede sorumludurlar. Türkiye’nin merkezinde durduğu DAİŞ destekçisi devletlerle, çeteleri silahlandıran emperyalist ülkelerle, Suriye’den pay kapma yarışında halkların kıyımına imza atanlar kendileridir. G20 toplantılarında bahsettikleri demokrasi ve özgürlükler sermayenin sınırlarına çarpıp duruyor. Ne zaman onların sömürü kulüpleri ortadan kalkarsa o zaman demokrasi ve özgürlüklerden bahsedilebilir.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Kasım 2015 tarihli 200. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Aralık 2015, Perşembe 16:04
Kategoriler: Dünya, Haberler, Politika