Emperyalist müdahalelerin termodinamiği

Emperyalist müdahalelerin termodinamiği

ALİ HAYDAR SAYGILI-

Emperyalist devletlerin bu saldırılara verdikleri yanıtlar “DAİŞ’e karşı eylem” kararında olduğu gibi Ortadoğu’ya dönük yine kapsamlı müdahaleler ve kendi bünyesinde temel hak ve özgürlükleri hedef alan sıkıyönetim önlemlerini genişletmek biçimindedir. Oysa tarih ve teori bize aynı şeyleri söyler: Emperyalistlerin kendi egemenliklerinin işletildiği sistemi yeniden düzenlemeleri, Suriye başta gelmek üzere Ortadoğu halklarının toplumsal, siyasal yaşamının daha fazla yıkımı olan işgal ve savaş demektir.

13 Kasım 2015 gecesi Paris’te yedi ayrı noktada gerçekleştirilen katliam saldırılarının ardından, Fransa ve Belçika başta gelmek üzere Avrupa’da askeri, polisiye operasyonlar artırıldı, yeni güvenlik önlemleri de devreye konuldu. En son, Fransa’nın “DAİŞ’e karşı eylem” önerisi Birleşmiş Milletler’de karara bağlandı.

Suriye merkezli Ortadoğu savaşını Avrupa’nın göbeğine taşıyan, Fransa öncelikli olmak üzere Avrupa’nın toplumsal-siyasal yaşamını altüst eden bu saldırı ve katliamlar, Fransa’nın 11 Eylül’ü olarak tarif edildi. BM Güvenlik Kurulu kararında da 11 Eylül 2001 saldırılarının peşi sıra geliştirilen söylem ve yönelim var. 11 Eylül benzetmesinin şöyle bir yönü de var: Emperyalist müdahaleler sadece müdahale edilen bölgeleri ve oranın toplumsal, siyasal yaşamını kaosa sürüklemekle kalmıyor, emperyalist merkezleri daha büyük krizlere sokan sonuçlar üretiyor. Bu durum, emperyalist merkezleri vuran saldırılar biçimine de dönüşüyor. Bu etme-bulma dünyasında kimileri bu duruma “bumerang etkisi” diyor; bizim literatürümüzde “rüzgar eken fırtına biçer” denir. Termodinamik ise bunu entropinin artması olarak tarif eder.

DÜZENLEME VE ENTROPİ

Entropi, termodinamikte bir sistemin düzensizliğe düşme derecesini verir. Kapalı bir sistemde iş yapıldıkça entropi ortalama olarak artar. Sistem, bir kısmı ısı olarak iletildiği için düşen kullanılabilir enerji açığını kapatmak için çevresindeki yapıların iş yapma kapasitelerini (enerjilerini) ve hareket formlarını kendisi için kullanılabilir enerjiye dönüştürmek zorundadır. Bu kendiliğinden olmaz, bu amaçla sistemde ve çevresini oluşturan yapılarda düzenlemeler yapılmalıdır.

Düzenleme yapmak, kısaca harekete yön vermektir. Sistemin temel bileşenlerinde ve temel kuvvetleri arasında sürtünme kayıplarını azaltacak, eskimiş, aşınmış ya da yıpranmış yapıları dönüştürecek, verimi artıracak yapı ve ilişkileri yeniden kurmak ve çevreden enerji/kaynak sağlamak üzere bir hareket oluşturmaktır. Bu ise sistem + çevreden oluşan toplu yapıda (evren) yine ve daha çok iş yapmak demektir. Sistemde iş yapma kapasitesi kazanılması için çevre yapılar da çok daha yoğun iş yapmayı gerektiren bu süreçte entropi yine artacaktır. Üstelik çevre yapılarda artırılan bu düzensizlik sadece çevreyle sınırlı kalmaz; sistemin kendisini de içine alan evrenin toplam düzensizliğini mutlak olarak yükseltir. Bu da, sistemde yeni bir düzenleme ihtiyacı doğurur, yani sistem üzerinde düzenlenmesi gereken durumlar, kuvvetleri ve hareketleri artırıcı etkide bulunur. Termodinamiğin ikinci yasası bunu açıklar. Buna göre, bir sistemde düzenleme yapmak ancak sistem dışı çevre yapılarda daha büyük düzensizlikler oluşturarak yönetebilir ve sonuçta evrenin toplam entropisi o oranda artar. Bu, evrensel bir yasadır. Evrenin sürekli bir hareket ve karşılıklı etkileşim halinde olduğunun başka bir izahı ve ispatıdır.

TOPLUMSAL SİYASAL DÜZENLEME

Mevcut bir toplumsal, siyasal sistemde düzenleme yapmak veya sistemi yönetmek de, bu sistemdeki ve çevredeki temel toplumsal, siyasal kuvvetlere, bunlara dayanan ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, inançsal hareketlere yön vermek biçimindedir. Toplumsal, siyasal mücadeleler tarihi ve ilişkileri, toplumsal-siyasal yapıların evrimi her yeni toplumsal, siyasal düzenlemenin yeniden düzenlenmesi gereken durumların ve hareketlerin derecesini (toplumsal, siyasal entropiyi) daha da artırdığını, yapıyı ve süreçleri daha karmaşık bir düzeyde yönetilmeye mecbur bıraktığını gösterir. Sonuçta aynı kapıya çıkar: Toplumsal, siyasal entropi yükseltilmeden siyasi, toplumsal yapı ve ilişkileri düzenlemenin yolu yoktur.

Böylece toplumsal, siyasal çelişki ve çatışmalar üzerinde kurulu bir sistemin yönetilme kapasitesini kurmak ya da geliştirmek uğruna toplumsal, siyasal çevrenin koşullarını, bileşenlerini ve etkin temel kuvvetleri daha büyük oranda düzensizleştiren, toplumsal krize, kaosa ve yıkıma zorlayan süreç, sistemi de doğrudan etkileyen, onu da müsebbibi olduğu krize çeken bir sonuç yaratır. Böyle bir sistemi ve sistem-çevre ilişkisini yönetmek, güçlü bir yapı ve daha yüksek enerji ister. Dolayısıyla, entropisi yüksek bir sisteme dönüşür. Entropi artışı da hep nicel artış olarak kalmaz; belirli bir eşikten sonra sistem ya eskisi gibi ya da bütünüyle yönetilemez/işlemez duruma gelir, nitel bir değişimi, sistemin yıkılıp yeni bir sistemin inşasını gündeme getirir.

EMPERYALİZMİN 11 EYLÜL’LERİ

Toplumsal, siyasal mücadeleler tarihi bunun sayısız örneğiyle doludur. En bariz örnekleri için kapitalist-emperyalist sömürgeciliğin, emperyalist savaş ve müdahalelerin tarihine bakmak bile yeter. Biz, biraz daha yakın geçmişten alalım.

Mesela ABD’yi vuran 11 Eylül saldırılarının arka planında, ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni” dediği ve Körfez savaşlarıyla birlikte şekillendirmeye giriştiği böylesi bir emperyalist düzenleme süreci vardı. Emperyalist sistemi ve sistem içi, sistem dışı kuvvetleri kendi hegemonyası altında yeniden düzenleme uğruna Ortadoğu’da yol açtığı düzensizlik, kaos, bir çok alanda ve nihayet kendi evinde kendisini vuran bir sonucu yarattı.

11 Eylül saldırılarından sonra ise “terörizmle savaş”, “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”, “Büyük Ortadoğu Projesi” gibi farklı ifade ve adlarla işletilen emperyalist işgal ve savaş politikaları, Ortadoğu’nun ve bölgedeki halkların bütün toplumsal, siyasal koşullarını geri dönülmez bir kaosa ve yıkıma sürükledi. Bu sürecin bölgesel ve küresel sonucu emperyalistler ve bölgesel gerici devletler açısından da yönetebilir bir Ortadoğu ve dünya siyaseti olmadı; aksine Ortadoğu’nun emperyalistlerce ve işbirlikçi rejimlerce yönetilebilme imkanlarını büyük oranda geriletti. Irak ve Afganistan’da yoğunlaşan işgal ve çatışmalar, sadece o bölgelerle sınırlı kalmadı, bölgesel ve küresel çapta yeni kuvvetlerin ve durumların ortaya çıkışını sağladı, çatışmaların etki alanını genişletti.

Bu sürecin etkilerini de taşıyan ve takip eden Arap isyanları, on yıllardır işbirlikçi, despotik yönetimler ve değişmeyen diktatörler eliyle sürdürülen ve emperyalizmin “istikrar” siyasetine göre işletilen rejimleri devirdi ya da değişime zorladı. Bu dönemde emperyalist ilişkilerin ve iş birlikçi yapıların dayandığı kuvvetlerin ve hareketlerin yeniden düzenlenmesi için yapılan müdahaleler, kimi yerlerde isyancı halk hareketlerini geriletti ve yeniden yönetilebilir sınırlarda tutabildi. Libya, Suriye ve Yemen’e dönük emperyalist müdahaleler bir iç savaşa dönüştürüldü. Bütün bu süreçler de bu iç savaşlara yol açan emperyalist gerici müdahalelerle yönetilebilmiştir. Öyle ki, bugün Avrupa’nın göbeğinde sivil katliamlar yapan DAİŞ ve Suriye’de, Libya’da etkin olan diğer cihatçı faşist çeteler NATO’nun, emperyalist devletlerin silahlarıyla, kolaylaştırıcı olanaklarıyla ve destekleriyle palazlandılar.

Emperyalistlerin ve bölgesel gerici devletlerin müdahaleleri karşı-devrimi yeniden örgütlemiştir. Ortadoğu’da ezilen halklarımız için yeniden ölüm ve yıkım getirmiştir. Suriye’de gerici iç savaşa dönüşen müdahalelerin kısa zamanda istenilen sonuca ulaşamaması, ezilen halkların Rojava’da devrimci, demokratik bir sistem ve yol inşa etmeleri, batılı emperyalistlerin desteğini de arkalayan ABD’nin Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte Irak ve Suriye’de bölgeyi yeniden düzenlemeye girişmelerinde “oyuna” dahil edilen DAİŞ’in Musul’u ele geçirip geniş bir alanda saldırıya geçmesi, emperyalistlerin ve bölgesel gericiliğin yönetememe krizini derinleştirdi. Onları da içine çeken büyük bir çatışma ve savaş girdabına dönüştü. Faşist DAİŞ çetesinin varlık imkanı bulduğu ve sergilediği koşulların sorumlusu olan emperyalistler ve bölge devletleri, kendi sınırları içinde ve merkezlerinde aynı DAİŞ’in eylemlerinin hedefi oluyorlar. Suriye’deki savaş ve krizin kendi topraklarına taşındığı bir süreci ve sonucu yaşıyorlar. Bu aşamada DAİŞ’in saldırıları doğrudan ABD’yi vurmuyor. Türkiye’deki eylemleri ve katliamları da esasta devleti değil, devrimci, demokratik hareketi ve halkları hedef alıyor. Katar ve Suudi Arabistan’a dönük saldırıları da yok. Ancak, ilişkiler ve imkânları dahilinde örgütleyebildikleri yerlerden başlayarak eylemlerini ve dolayısıyla savaşı emperyalist koalisyonun merkezlerine taşıyorlar.

ANTİEMPERYALİZM

13 Kasım 2015 Paris katliamı da, bu emperyalist müdahaleler ve geniş iç savaş siyasetinin bir sonucudur. Katilin, faşist DAİŞ’in hiç mi suçu yok? Elbette var ve buna karşı etkili ve kararlı bir mücadele yürütülmelidir. Fakat emperyalistlerin ve bölgesel gericiliğin sorumluluğu ve payı da aynı ölçüde mücadele ve hesap sorma konusu olmalıdır.

Emperyalist devletlerin bu saldırılara verdikleri yanıtlar “DAİŞ’e karşı eylem” kararında olduğu gibi Ortadoğu’ya dönük yine kapsamlı müdahaleler ve kendi bünyesinde temel hak ve özgürlükleri hedef alan sıkıyönetim önlemlerini genişletmek biçimindedir. Oysa tarih ve teori bize aynı şeyleri söyler: Emperyalistlerin kendi egemenliklerinin işletildiği sistemi yeniden düzenlemeleri, Suriye başta gelmek üzere Ortadoğu halklarının toplumsal, siyasal yaşamının daha fazla yıkımı olan işgal ve savaş demektir. Avrupalı ezilenler, emekçiler bu sürecin sonuçlarını da yine olumsuz olarak yaşayacaklardır. Dolayısıyla, emperyalistlerin ve bölgesel gericiliğin halklarımıza, Ortadoğu’ya getirebileceği bundan farklı bir şey yoktur; olmaz, olamaz.

DAİŞ’e karşı mücadele etmek de emperyalistlerin bölgeye müdahalesine meşruiyet kazandırmaz. Bir yanda emperyalistler bu sürecin sorumluları olarak halklara hesap vermelidir; diğer yanda kendi düzenlerini sürdürmek adına bölgeyi daha fazla düzensizleştiren, savaş ve yıkımı büyüten müdahalelerine son vermelidir. Üstelik, Suriye’de ve bölgede DAİŞ’e karşı gerçekten mücadele edenler ezilen halklarımız ve Rojava’da somutlaşan devrimci, demokratik halk iradesidir. Bu nedenlerle Avrupalı ezilenler, emekçiler, katliam mağdurları başta Avrupalılar olmak üzere emperyalistlerden hesap sorma mücadelesi yürütmeli; yeni emperyalist müdahalelere karşı içeride ve dışarıda, bilhassa Ortadoğu’daki halklarımızın antiemperyalist, devrimci, demokratik hareketinin geliştirilmesi için kuvvet ve ağırlık oluşturmalıdır. Zira bu düzen böyle gitmez, gitmemeli. Toplumsal, siyasal entropi bölgesel ve küresel çapta nitel dönüşümlerin eşiğindedir.

* Atılım Gazetesi’nin 27 Kasım 2015 tarihli 200. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Aralık 2015, Perşembe 16:02
Kategoriler: Dünya, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Serbest Kürsü