Ortadoğu’nun sönmeyen ateşleri: İntifada ve serhildan

Ortadoğu’nun sönmeyen ateşleri: İntifada ve serhildan

AYDIN AKYÜZ-

Üçüncü İntifada, Kuzey Kürdistan’da özyönetim direnişiyle zamandaş bir çakışma yaşandı. Siyonist İsrail’in intifadayı bastırmak için kullandığı devlet terörünün aynısını AKP ve Saray cuntası, özyönetim direnişini bastırmak için uyguluyor. Özyönetimler inşa ederken intifadanın deneyimlerini incelemenin tam zamanı. Sadece birbirlerinden öğrenmek değil, Filistin, Kürdistan ve Türkiye halklarının dayanışması ve mücadele birliği, demokratik Ortadoğu Federasyonun kilidini açacaktır.

Ortadoğu, halkların büyük mücadeleleri ve direnişlerin merkezlerinden biri oldu. Öncesini bir kenara bırakacak olursak, onlarca yıllık kesintisiz direnişleriyle Filistin ve Kürdistan özel bir yerde duruyor. Direnişleriyle ezilen halkların yüreğinde taht kurdular. Gerilla savaşı, feda eylemleri, intifada ve serhildanlar, görkemli şehir ve partizan savaşları bu iki ülke halklarının, sömürgeci işgale karşı direniş biçimleri oldu. Bugünlerden söyleyebiliriz ki, birleşik devrimci-demokratik Ortadoğu federasyonunun oluşmasında bu iki ülke halkları direniş ve mücadeleleri özel bir rol oynayacaktır.

Bugün, eş zamanlı direnişler yükseliyor her iki ülkede. Kuzey Kürdistan’da başlayan özyönetim direnişi yaşanırken, Filistin’de Üçüncü İntifada patlak verdi. Sömürgeci güçlere karşı kentlerde barikat ve partizan direnişinin biçimleri de giderek birbirine benziyor. Sömürgeci güçlerin saldırganlıkları da giderek aynılaşıyor. Kent içinde tank ve toplarla saldırıların gerçekleşmesi, helikopterlerden silahlı ve bombalı saldırılar ve kentlerin ablukaya alınması, katliam ve infaz pratikleri de giderek aynılaşıyor. Belli ki siyonist İsrail ile Faşist AKP ve Saray iktidarının birbirinden öğrendikleri bir çok şey var. Filistin ve Kürt direnişlerinin de birbirinden öğrendiği ve öğreneceği bir çok şey var.

15 Ekim’den bu yana süren Üçüncü İntifada’yı selamlamak ve 28. yıl dönümünde Birinci İntifada’yı anmak ve Filistin halkının direniş geleneğinden öğrenmek istedik.

BİRİNCİ İNTİFADA

İntifada; hareketsizlikten eylemsizlikten veya uykudan aniden sıçrayıp uyanmak silkinmek, tozlarını silkelemek anlamına geliyor. Türkçede; başkaldırı, Kürtçede; serhildan kelimelerine yakın bir anlam içeriyor. Bilindiği kadarıyla tam anlamı Türkçe ve Kürtçe de dahil hiç bir dilde yoktur. (1)

Birinci İntifada, BM’nin Filistin topraklarını bölme kararını tanıdığını açıklamasını 39. yıl dönümü olan 29 Kasım 1987’de Batı Şeria ve Gazze’de yapılan protestolara İsrail polisinin saldırısına halkın taşlarla karşı koymasıyla patlak verdi. 1993 Eylül’üne kadar süren intifada, Filistin ulusal kurtuluş mücadelesinde dönüm noktalarından biridir.

İntifada, İngiliz sömürgeciliğine ve ardından gelen siyonist İsrail işgaline karşı onlarca yıllık mücadele deneyimlerinin biriktirdiği yeni bir mücadele tarzı ve anlayışıdır. İşgal edilmiş topraklarda çocuk, yaşlı, kadın, erkek ayrımı olmaksızın Filistin halkının topyekün direnişe geçmesinin adıdır. Yaser Arafat’ın “taş generallerim” dediği çocuk ve gençlerin çoğunlukla ABD üretimi yüksek teknolojili silah, tank ve helikopterlere karşı bedenlerini barikat yapıp taşlarla direnişin adıdır intifada.

Çatışmaların en yoğun yaşandığı ilk dokuz ayda hemen her gün çocuklar ve gençler tarafından barikatlar kuruluyor, havadan yere füze, top mermisi, otomatik silah kurşunları ve gaz bombalarına karşı taşlar ve sapanlarla akşama kadar çatışmalar sürüyor, akşam saatlerinde ise isyancılar kurşunlara kurşunla cevap vermeye başlıyorlar. Bunu, İsrailli işgalci yerleşimcilere yerleşim yerlerine, onların otolarına, onları ‘koruyan’ askerlere ve araçlarına yönelik müfreze saldırıları tamamlıyor. Müfrezelerin beklenmedik bir anda, düşmanın geri hatlarına yaptığı ani baskınlar İsrail askerlerini şaşkına çeviriyor ve panikletiyor, psikolojik üstünlüğün direnişçilerin eline geçmesine yol açıyordu. İşgal altında her Filistinli şu ya da bu biçimde intifadayla ilişkilenmekle birlikte ayaklanmanın ve partizan savaşının merkezi Batı Şeria ve Gazze gibi büyük kentler oldu. Yüksek teknolojik silahlara karşı kent ayaklanmalarının olabileceği biçimler konusunda da intifada zengin deneyimler sunuyor.

İntifadada, temelde dört mücadele aracının birbirini tamamlayacak biçimde etkili rol oynadığını söyleyebiliriz. Bunları çocuk ve gençlerden oluşan milislerin taş ve sapanla yürüttükleri barikat savaşları, müfrezelerin belli noktalara dönük yaptıkları silahlı ve bombalı baskınlar/feda eylemleri; her yaştan halkın katıldığı şehit cenaze törenleri ve cuma namazı çıkışı yapılan kitlesel politik kitle gösterileri, tam ve yarım günlük genel grevler şeklinde formüle edebiliriz.

Başlangıçta, barikatlı sokak savaşları yer ve zamanlama planlanması yapılmaksızın başlıyordu. Gelişi güzel silah kullanımı hakimdi. İntifada güçleri zamanla daha planlı hareket etmeyi öğrendiler. Kitlesel eylemler sırasında hemen hemen hiç silah kullanılmamaya başlandı. Silahların nerede, ne zaman devreye gireceğini intifada güçleri belirledi. Böylece, taşa karşı kurşun sıkan İsrail ordusu karşısında daha geniş bir kamuoyu oluştu.

İntifadanın sivil/kitlesel direniş karakteri korunurken, silahlar geceleri tüm mevzilerde olabildiğince yoğun kullanıldı. Silahların kullanımı da rastgele değildi. Her İsrail polis gücüne karşı silaha başvurulmuyordu; esas olarak savaş kabiliyeti yüksek askeri güçlere ve geçiş noktalarına yönelikti.

Böylece, çatışmalar İsrail askerlerinin başa çıkamayacağı biçimde geniş alana yayılıyordu. Uzun süreli partizan savaşı insan unsurunun önemini artırıyor, teknolojik karşı saldırıyı dengeliyordu. Bu durum, “İsrail’i olabildiğince çok askeri savaşa girmeye zorladı… Filistinliler, her yerleşim birimini taciz ettikçe, koruyacak asker sayısı artırıldı; her noktaya saldırdıkça askeri korumak için (daha çok) asker koymak zorunda kaldı. Her yerleşim birimi yoluna mayın veya tuzaklı bomba konunca, yolları koruyacak özel birlikler arttırıldı. Her İsrail şehrinde bomba patladıkça Filistin A bölgeleri ile diğer bölgeleri ve genel olarak işgal topraklarıyla İsrail topraklarını ayıran sınırlara devriyeler yığıldı. Hem hedefler çoğaldı, hem İsrail’in yükü arttı, hem de askeri düzenleri bozuldu.” (2)

Başta intifadanın önderliğini yürüten ulusal Birlik Komutanlığı’nda (UBK) savaşı 1948 sınırları içine taşıyıp-taşımama konusunda fikir ayrılığı vardı. İsrail devleti hiç bir savaş kuralı, hiç bir ahlaki değeri takmayan vahşeti zamanla savaşı 1948 sınırları içine taşıma yaklaşımını egemen hale getirdi. İsrail şehirlerinde peş peşe sarsıcı eylemlerin yapılması ağır bir darbe oldu. İsrail egemenlerinde güven duygusu sarsıldı.

Ariel Şaron iktidara geldiğinde Filistin özerk yönetimi altındaki A Bölgesini yeniden işgale kalktı; mülteci kamplarını bombalayıp evleri yıktı, çocuk ve kadınları katletti. F 16 uçaklarını kullanıma soktu. Filistinliler tüm bunlara kademe kademe yeni yöntem ve silahlar devreye sokarak cevap verdi. Örneğin; A Bölgesini işgal girişimine karşı işgalci yerleşim birimlerini havan toplarıyla vurma yöntemini devreye soktular.

İNTİFADANIN ÖRGÜTLENME AYAĞI; UBK, VURUCUSU MÜFREZELER VE HALK KOMİTELERİ

İntifadanın gelişkin yanlarından biri, partizan savaşını çağın gereklerine uygun biçimde geliştirip kullanmaksa; ikinci temel gelişkin yanı yaratıcı, sıkı, esnek ve anın ihtiyaçlarına cevap veren yaygın örgütlenme ağıydı. Gücünü, halka dayanan işgal altındaki topraklarda en küçük yerleşim yerine kadar yayılan halk komitelerinden alıyordu. Hemen her kamp, köy ve kentteki halk komiteleri aynı zamanda eylem ve direnişi yönetiyor, kitlelerin günlük ihtiyaçlarını organize ediyordu. Gizli çalışan halk komitelerini Ulusal Birlik Komutanlığı (UBK) adı altında birleşik bir önderlik koordine ediyor ve yönetiyordu. UBK, 1987’de Filistin Ulusal Kurtuluş Güçleri, Cezair’de yaptıkları Ulusal Kurultay’ından sonra El Fetih, Demokratik Cephe, Halk Cephesi ve Filistin Komünist Partisi’nin işgal altında bulunan topraklardaki güçleri tarafından kuruldu. Daha sonra, buna İslami Cihad da katıldı. İntifadanın diğer önemli örgütlü gücü ise Hamas’tı. UBK ve Hamas arasında eylem zamanlaması ve planlanma yönünde kimi uyumsuzluklar ortaya çıksa da, bunu aşacak esneklikler gösteriliyordu.

UBK, bileşeni olan örgütlerin stratejik önder kadrolarından ziyade taktik önder genç kadrolardan oluşuyordu. Bu olgu, örgütlerin merkezi önderliklerini erken bir deşifrasyondan koruduğu gibi, geniş bir manevra olanağı da sağlıyordu. Dört ya da beş kişiden oluşan UBK, üyeleri şehit düşme, tutuklanma veya açığa çıkma durumlarında görece daha kolay yeni birinin atanması ya da değiştirilmesi olanağını sunuyordu.

UBK, ilk bildirisini intifadanın patlak vermesinden yaklaşık bir ay sonra 8 Ocak’ta yayınladı. Devamında her hafta düzenli bildiri yayınlamaya devam etti. Bu bildirilerde, kısaca anın politik perspektiflerine, yapılacak eylem ve etkinliklere dair kararlara ve intifadanın sürdürülebilmesi için sosyal alanda alınacak önlemlere yer veriyordu.

UBK, halk komiteleri aracılığıyla intifadayı yönetiyordu. Kamplarda, köylerde, kentlerde bazen semtlerde ve çeşitli işyeri, eğitim kuruluş, dini ve toplumsal kurumlarda başlangıçta kendiliğinden oluşturulan halk komiteleri arasında geniş ve etkin bir iletişim ağı ve koordinasyon bulunuyordu. UBK, doğrudan halk komitelerine ulaşabiliyordu, arada hiç bir başkaca birim yoktu.

Halk komitelerini, işlevlerine göre iki ana bölüme ayırmak mümkün. İlki, her gün işgalci güçlerle karşı karşıya gelen, onlarla çatışan ve bu direnişi yöneten halk komiteleri; bunlara vurucu müfrezeler de deniyor. İkincisi ise intifadanın sürekliliği için ve halkın toplumsal, ekonomik temel gereksinimlerini karşılamak üzere örgütlenmiş halk komiteleridir.

“Vurucu müfrezeler, işgalci güçlere taş, sopa, molotof kokteyli, bazen bıçak vb. kesici aletlerle karşı koyan direniş gruplarından oluşuyor. Kavgaya dayanıklı, her an eylem yapmaya hazır, istenildiği zaman taş atmak, barikat kurmak, İsrail askerlerini hırpalamak için sokağa çıkabilecek türden gençleri kapsıyor.” (3)

Vurucu müfrezelerin sabit bir bölgesi yok. Çeşitli gizli yollarla köyden köye, kentten kentte, kamptan kampa geçerek direnişi yönlendiriyorlar. Çoğu, kesinleşmiş hapis cezası olan ya da aranan gençlerden oluşuyor.

İkinci tip halk komiteleri, toplumsal ve ekonomik yaşamın tümünü kapsayacak biçimde yaygın bir örgütlenme ağına sahipler. İsrail devletinden bağımsız bir ekonomik toplumsal yaşam inşa etmeye çalışılıyor, bütün yaşamı intifadanın sürdürülebilmesi için yeniden düzenleniyor. Beslenme, ilk yardım, ticaret, tarım… kadın komiteleri vb. adlarla 12 ayrı grupta toplayabiliriz bu komiteleri. Kuşatılmış bölgelere ve sokağa çıkma yasağı sırasında evlere yiyecek maddeleri ulaştırmak, çatışmalarda yaralananları İsrail askerlerinin eline geçmesini engellemek ve tedavi ettirmek, temel gıda maddeleri stoku yapmak, direnişteki gelişmelerin uluslararası kamuoyuna yansımasını sağlamak, evlerde ve küçük bahçelerde nasıl tarım yapılacağını öğretmek vb. işlevleri yerine getiriyorlardı.

İNTİFADANIN SÖMÜMLENMESİ

Birinci İntifada 1993 Eylül’üne kadar 7 yıl sürdü. 1500 Filistinlinin şehadeti 40 binin yaralanması ve binlercesinin tutuklanması pahasına yürütüldü. İntifada önderlerinden yüzlercesi de sınır dışı edilerek helikopterlerle Lübnan’a atıldı.

İntifada, İsrail’in FKÖ’yü Lübnan’dan çıkardığı ve askeri olarak etkisini önemli oranda kırdığı, İsrail’in zaferini ilan ettiği bir dönemde patlak verdi. İntifada, bütün bu yanılsamaları yerle bir etti. Filistin direnişine yeni bir soluk ve yeni bir ruh verdi, yeni bir direniş yolu açtı.

İntifada, İsrail’de büyük bir umutsuzluk yarattı ve ABD’yi bölgede zorladı. SB’nin dağılması, yeniden başlayan Körfez Savaşı, Arap egemenlerinin çoğunun bölgede ABD egemenliğine boyun eğmeleri, ABD’ye ve İsrail’e intifadayı sonlandırmak için yeni olanaklar sundu. Bu koşullarda dayatılan Oslo Planı Arafat tarafından kabul edildi.

FKÖ’de bu sürece karşı muhalif bir tutum alan bir kanat oluştu. Ancak muhalif kanat etkili bir politik pratik oluşturamadı. Bu durum, sosyalizmin prestijinin gerilemesiyle de birleşerek muhalif kanadı oluşturan örgütlerin daralmasına yol açtı. Oluşan boşluğu Hamas başta olmak üzere politik İslamcı hareketler doldurdu. Öyle ki, 1987 intifadası başladığında Hamas daha yeni ortaya çıkmıştı, 2000 Eylül’ünde İkinci İntifada patlak verdiğinde, Hamas direnişin önemli güçlerinden biri olmuştu.

Filistin halkında da savaş yorgunluğu gözleniyordu. Küçük de olsa kendi topraklarında özgürce yaşamak istiyorlardı. Oslo ‘barış’ sürecinde de böyle bir umuda kapıldılar.

Birinci İntifada, yaratılan yanılsamalar, yanılgılar ve İsrail’in saldırıları altında sönümlendi.

ÜÇÜNCÜ İNTİFADA VE K. KÜRDİSTAN’DA ÖZYÖNETİM DİRENİŞİ

1 Ekim’den beri Filistin’de yeni ve sürekleşmiş bir direniş başladı. İsrail’in bütün saldırı ve yıldırma hareketlerine karşı intifada devam ediyor. Üçüncü İntifada, Kuzey Kürdistan’da özyönetim direnişiyle zamandaş bir çakışma yaşandı. Siyonist İsrail’in intifadayı bastırmak için kullandığı devlet terörünün aynısını AKP ve Saray cuntası, özyönetim direnişini bastırmak için uyguluyor. Yok birbirlerinden farkları. Filistin ve Kuzey Kürdistan’ın hem nesnel koşullarının farklılığı hem de öznenin yapısı ve niteliği açısından önemli farlılıklar olsa da mücadele araç ve biçimleri bakımından ve başkaca temel bazı ortaklıklar da var. İntifada mücadele araç ve biçimleri siyasi ve askeri taktikler, halkın seferber edilmesi ve direnişin ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenmesi, önderlik ve yönetim araçları ve biçimi konularında gelişkin deneyimler geliştirmiş durumda. Özyönetimler inşa ederken intifadanın deneyimlerini incelemenin tam zamanı. Sadece birbirlerinden öğrenmek değil, Filistin, Kürdistan ve Türkiye halklarının dayanışması ve mücadele birliği, demokratik Ortadoğu Federasyonu’nun kilidini açacaktır.

  1. İntifada Gerçeği, Ahmet Güney, Ceylan Yayınları

  2. İntifada Gerçeği, Ahmet Güney, Ceylan Yayınları

  3. Filistin’de Zafer Tarlaları (İntifada Dersleri) Faik Bulut, Analiz Yayınları

* Atılım Gazetesi’nin 27 Kasım 2015 tarihli 200. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 3 Aralık 2015, Perşembe 16:08
Kategoriler: Atılım Dosya, Dünya, Güncel, Haberler