Daha ileri yeni bir düzeye ulaşma zamanı

Daha ileri yeni bir düzeye ulaşma zamanı

MUSTAFA ÖNER-

Devrimin kadroları, militanları olma, ona göre konumlanma iddiası ve kararlılığı taşıyan her komünist özne, öncünün ulaştığı daha ileri nitelik düzeyin seviyesine ulaşmayı bir görev olarak görmenin ötesinde, ihtiyaçlarının dayattığı bir zorunluluk olarak görmeli. Bir ihtiyaç, sorun olarak çözümü dayatmışsa onun anahtarı da çözüm biçimi de oluşmuştur.

Yükselişte olan ezilenlerin mücadelesi, Gezi-Haziran ayaklanmasıyla, Rojava devrimiyle devrimci duruma evrildi. Hemen herkes artık yeni bir durumun oluştuğunu, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı üzerinden kendine yeni görevler çıkardı. Marksist Leninist komünistler de, kendi gerçeklikleri üzerinden sorunu gündemleştirerek çeşitli sonuçlar çıkarttı. Komünist militanlar, ideolojik, örgütsel ve politik alanlarda sınırlarına saldırarak geri ve yetersiz yanlarından kopuş mücadelesi başlattılar. Sınırlarını aşma mücadelesinde önemli bir mesafe katettiler.

Öncü, bu tarihsel süreçte üzerine düşen sorumluluğu alması gerektiği gibi, öncü konumdan önderlik düzeyine geçiş için çağrı niteliğinde yeni bir görev koydu komünist militanların önüne. Artık daha ileri yeni bir düzeye ulaşma zamanı tespiti, devrimin kadroları ve militan özneleri olma iddiasında olan her komünistin, bugünkü sınırlarına ideolojik saldırılar gerçekleştirerek var olan düzeylerini aşarak, daha etkin bir biçimde görev üstlenmelerini istemektedir.

Çeşitli alanlarda yürütülen devrimci çalışma içerisinde gelip dayanılan eşikleri yıkmakta yetersiz kalarak sınırlı işlevi olan kendini tekrar etmeye başlayan örgütlenme araçları ile kitlelerle bağ kurma biçimlerini zenginleştirmek de bugün ertelenemez acil görevler arasındadır. Devrimi örgütlemede süreklilik ve mücadeleyi daha ileri bir noktaya yükseltme iman kuvvetiyle olmayacağına göre her somut durumda mücadelenin önünü açmak için yeni araç ve biçimleri devreye sokmak gerekecektir. Bu da, her devrimci ve komünist militanın kendi sınırlarını zorlaması ve aşmasıyla olacaktır.

Devrimin kadroları, militanları olma, ona göre konumlanma iddiası ve kararlılığı taşıyan her komünist özne, öncünün ulaştığı daha ileri nitelik düzeyin seviyesine ulaşmayı bir görev olarak görmenin ötesinde, ihtiyaçlarının dayattığı bir zorunluluk olarak görmeli. Bir ihtiyaç, sorun olarak çözümü dayatmışsa onun anahtarı da çözüm biçimi de oluşmuştur. Marks “her sorun çözümüyle birlikte var olur” derken, tam da bunu işaret ediyor. Bu noktadan sonra artık çözümü bulma görevi devrimcilerin çabasına, yeteneğine ve becerisine kalmıştır.

Her seferinde gelip dayanılan eşiğin aşılmasında Marksist teoriyle ilişkilenmede Leninist yönteme başvurmak belirleyicidir. İdeolojik, örgütsel ve politik tıkanmaların, darlıkların aşılması ancak bu yöntemle çözülebilir. Sınırlarını aşmada kararlı, bilinç açıklığına sahip devrimciler kendi somut gerçeklikleriyle hesaplaşmada zorlanmazlar. Devrimci militanlar, birer özgür özneler olabildikleri kadar engelleri yok etmeyi, yok saymayı, geride bırakmayı başarabilirler.

Çalışmalar içerisinde nerelerde zorlandığımızı, sınırlara dayandığımızı en iyi yine günlük faaliyetler içerisinde görebiliriz. Yeter ki; kendi pratiğimize, kitlelerle ilişki biçimimize eleştirel bakmaktan çekinmeyelim. Özgürlük, eşitlik, devrim ve sosyalizm mücadelesinde birlikte saf tutması, mücadele yürütmesi gereken ezilen kesimlere ulaşmak ve düzenli ilişkiler kurarak kaynaşmak için baş vurduğumuz araç ve biçimleri, dil ve üslubu gözden geçirmemiz, eleştirel değerlendirmeye tabi tutmalıyız. Bu konularda sınırlılıklar var mı, sınırlara dayanılmış mı? Kendini tekrar eden çalışma tarzı nerelerde görülüyor. Hangi bölgelerde, semt, mahalle, fabrika, atölye ve okul gibi yerlerdeki çalışmalarda tıkanmalar var? Söz konusu alanlarda temas kitlemiz aynı mı, bu kesimleri aşan (sözden öte) pratiğimiz nasıl?

Sınırlılıkların, aşılmayan sınırların somut, denetlenebilir çalışma alanlarından birisi de, kitlelere ulaşmada ve örgütlemede yayınlar olduğu bilinen bir doğru. Devrimci-sosyalist yayınların çıkartılan, dağıtılan, satılan toplam sayısının 5, 10, 20 misli artırılamamasının nedenleri çok boyutlu olarak masaya yatırılırsa, yatırılıyorsa, var olan toplam sayının aşılamamasının kaynağı saptanır. Hangi alışkanlıklarımız, çalışma tarzı ve anlayışlar darlıkları aşmada engeldir, bu tür çalışmayla açığa çıkartılır.

İstemek, ısrar ve sorgulayıcı eleştirel tarz sınırları zorlama, aşma iradesini güçlendirir. Zorlama olmadan daha ileri yeni bir dünyaya ulaşılamaz. “İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye erişemez” (A. Einstein), “Sınırlı olan her deneyim sınırların ötesinde başka şeylerin bulunduğunu gösterir” (H. H. Holz), “Zihnin en yüce başarısı kendini aşmasıdır”(Platines). Alıntılardaki sözler, farklı çalışmalar için söylenmiş olsa da, üzerinde durdukları nokta aynıdır. İnsanlar, somut olarak devrimciler kendi sınırlarını, bilinç düzeylerini zorlamadıkça dayandıkları eşikleri aşamadıkça yeni arayışlara girişemez.

‘Artık daha ileri yeni bir düzeye ulaşmak zamanı’ olduğuna göre, ertelenemez olan bu görevi, sorumluluğu yerine getirmek için partili yaşamın her alanında bugünkü sınırlarımızı da, sınırlılıklarımızı da yıkmak için bir defa daha kendi gerçekliklerimizle yüzleşerek dayandığımız hangi eşikler varsa açığa çıkartıp hesaplaşmaya tutuşmalıyız.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Aralık 2015 tarihli 201. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 4 Aralık 2015, Cuma 13:04
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Serbest Kürsü