DAİŞ’i unutun: İnsanlık tehlikede!

DAİŞ’i unutun: İnsanlık tehlikede!

REMZİ BARUD-

PalestineChronicle.com sitesinin editörü ve yazar Remzi Barud, Irak’ta milyonlarca insanın katledilmesiyle sonuçlanan ABD işgali ve ardından dünyanın bir çok ülkesi için tehlike haline gelen İslami faşizmi kaleme aldı.

Batılı gazetecilerin duygusuz bir şekilde güldüğü, çamur içinde olan o yüz, hala aklımın bir köşesinde. 1991’de yapılan bir basın açıklamasında ‘Stormin’ Norman olarak bilinen General Norman Schwarzkopf, “Şimdi size Irak’taki en şanslı adamın resmini göstereceğim” diyerek bir video gösterdi. Iraklı bir sürücünün karşıya geçtikten saniyeler sonra Amerikan bombalarının köprünün nasıl havaya uçurduğunu gösteren bir videoydu. Fakat bunu daha sonra çok daha adaletsiz bir işgal ve 2003’teki savaş izledi.

Tüm bunlar akıl ile ruh sağlığının sonuna gelindiği ve Amerika’nın Arapların dostu olduğuna dair bütün eski yanılsamaları ortadan kaldıran bir dönem olarak tarihe geçti. Amerikalılar sadece bin yıllara yayılan uygarlığımızın ve toplumsal tecrübelerimizin merkezi bir parçasını yok etmekle kalmadılar, süreç boyunca onurumuzu kırmaktan büyük mutluluk duydular.

11 EYLÜL BELİRLENMİŞ BİR DÖNEME AÇILIŞTI

Daha sonra Amerikan bombalarının ulaşabileceği her yere kadar savaşı genişlettiler. İşkence ettikleri tutsakları gemilere bindirerek götürdüler, işkencenin uluslararası sularda suç teşkil etmediğini iddia ederek kurnazca savunmalar yaptılar. Sadece bir sonraki sefere eğlenmek için çarmıha gerdikleri kurbanlarının fotoğraflarını çektiler. Göstericileri, medya uzmanları, entellektüelleri ve filozofları, kadavralarımızı inceleyerek, bizi makineleştirerek, sevgili saydığımız her şeyi aşağılayarak kariyer yaptılar. Tek bir sembol, bir peygamber, bir gelenek, değer ya da ahlaka ait ne varsa, hiçbir şeyi esirgemediler!

Bize yaptıkları her şey, bütün sömürgecilik deneyimleri, sonu olmayan bu mezbaha, esmer, siyahi, herhangi bir erkek veya kadın, onlara benzemeyen veya onların değerlerini sürdürmeyen herkes önemsizdi. Irak’ta ölen milyonlar, terörizm yüzünden tarihte yaşayan bir yer edinmedi. Aslında terörizm bizleşti. Terörün bütün kavramları, siyasi sonuçlar için sivilleri şiddete maruz bırakan her şey, beklenmedik bir şekilde tamamen Arap ve Müslümanların özelliği haline geldi.

Geçmişe bakıldığında, Amerika-Batı(Avrupa)-İsrail’in işlediği bütün katliamlar, Vietnamlı, Koreli, Kamboçyalı, Filistinli, Lübnanlı, Mısırlı, Güney Amerikalı ve Afrikalıların maruz kaldığı bütün katliamlar en ufak bir kınama bile görmeden bağışlandı. Fakat, Araplar direnişe başladığında, şiddetin yaratıcıları, terörün habercileri olarak görüldüler. Üstelik Araplar, Irak’ta sosyal ve demografik tecrübelere dayanan kitlesel direnişler ortaya koydu ve bu direnişler daha sonra bütün Ortadoğu’ya yayıldı. Kurbanlarını bir diğerine kırdırdılar. Şiilere karşı Sünnileri, Sünnilere karşı Sünnileri, Araplara karşı Kürtleri, Kürtlere karşı Türkleri… Bunu bir strateji olarak belirlediler ve sözde Irak’tan çekildiklerinde de iyi bir iş çıkarmış gibi kendilerini tebrik ettiler. Bin yıllara yön veren uygarlığı yok etmenin sonuçlarını görmezden geldiler. İşler ters gittiğinde kurbanlarını suçladılar. Göstericileri, medya uzmanları, entelektüelleri ve filozofları, dünyayı bilgilendirmek için bütün halk platformlarını istila etti. Bush yönetiminin ölümcül hatalarının Arapların demokrasi için hazır olmadığı varsayımına dayandırdılar.

Amerikalılar ve müttefikleri, bölgeden ayrıldıklarını iddia ettiklerinde, arkalarında yoksullaştırılmış ve kanayan uluslar, yaralarını yalayan, çöplerin arasında beden arayan ürkütücü boyutta çeşitli manzaralar bıraktılar. Hala, gece saatlerindeki komedi programlarında, acılarımızla dalga geçiyorlar.

Bizler, daha sonra çölde açan yabani bir ot gibi fışkırdık topraktan, katlanarak çoğaldık. Rabat, Bağdat, Şam ve Kahire’de devrim çağrısı yaparak dolaştık. Kanla renklendirilmiş Bush demokrasisini değil, kendi demokrasimizi istedik. Eşitlik, değişim ve reform istedik. Gazze’nin sürekli bir şekilde İsrail tarafından yerle bir edilmediği, Derra’nın çocuklarının kurşunlanmadan protestolarını gerçekleştirdiği, liderlerin batılı sahiplerinin verdiği sınırsız cephaneliklerinin tadını çıkarırken tanrı gibi poz vermediği bir dünya istedik. Denizin öteki ufkunda cılız bir şekilde görünen özgürlüğün peşine düştük. Kovboy topraklarındaki kırıntılar yerine insanlık muamelesi görebilmenin peşine düştük.

ARAPLAR HİÇBİR ZAMAN DEMOKRASİ İÇİN HAZIR OLMADI

Buna rağmen ezildik, toz haline getirildik, yakıldık, darp edildik, tecavüze uğradık. Bir kez daha demokrasi için hazır olmadığımız söylendi durdu. Özgürlük için, nefes almak için, bir parça onurla varlığımızı sürdürmek için hazır değilmişiz! Çoğumuz toplumumuz için hala onurlu bir savaş veriyor. Diğerlerimiz umutsuzluğa düşmüş. Bazıları, karşılarında düşman olarak kimi bulacaklarsa ki bu düşmanlardan çokça var, silahlandı ve savaşa gitti. Bazılarımız delirdi. İnsanlık adına her duyguyu kaybetti. Öç almaya odaklanarak, trajik bir şekilde diğerlerinin size yaptığını karşıdakine yapmadıkça adaletin sağlanamayacağına inandı. Batının öncülük ettiği bazıları birleşti. Hala tarihsel bilgileri reddediyorlar. Kanayan Filistin yarasını, kalbi kırık Mısırlı devrimcileri, Irak ulusunun yıkılmış duygusunu, Libya sokaklarında akan kanı ve terör savaşlarının batıya kazandırdığı korkunç geliri, gözü dönmüş petrol düşkününün dış ilişkiler politikalarını, daha önce hiç olmadığı gibi paramparça olmuş Medeniyetler Beşiğini…

İLK SORUN: BOMBARDIMANLAR ARASINDA FARK YOK

Ancak, her ne kadar Araplar ve Müslümanlar korkunç bir boyutunu oluştursa da bu şiddet artık sadece Arapları etkilemiyor. Amerika ve müttefikleri tarafından militanlar köşedeki keçe gibi kurtlandığı zaman, dünyanın her köşesine saçıldılar ve şu anda artık tanrı adına sloganlarla masum insanları öldüren bir boyuta geldiler. Son olarak Lübnan’daki patlamadan bir gün sonra Fransa’da katliam yaptılar. Ondan önce Ruslar hedefteydi, ondan önce Türkler, ondan önce Kürtler, simultane bir şekilde yani, ondan önce Suriyeliler, Iraklılar… Sonraki kim? Gerçekten kimse bilmiyor. Kendi kendimize hala “Bu sadece bir geçiş” ve “Tozlar durulduğunda her şey iyi olacak” diyoruz. Fakat Ruslar, Amerikalılar, doğru sebeple doğru insanları bombaladığında ısrar eden herkes, diğer taraftan düşman, terörist ya da herhangi belirlenmiş bir adla karşısında gördüğü herkese ateş eden herkes… İşte belirlenmiş ve sık sık tekrarlanan sistem. Ve hala insanlığımız ve mağduriyetimizi paylaştığımız çok az insan açıkça konuşabiliyor. Hayır, bütün kötüye giden her şeyi açıklığa kavuşturmak için her zaman D-A-İ-Ş harflerini yan yana getirmeyin. Irak’ta savaşın orkestrasını kuranlar ve Suriye’deki savaşı besleyenler ve İsrail’i silahlandıranlar haklı çıkarılamaz.

Meselenin özü, ya onurlu bir şekilde birlikte yaşayacağız ya da mezar kazıyıcı uluslar olarak, savaşan aşiretler olarak tek tek can vereceğiz. Bu sadece bombardımanlar arasına fark koymamakla alakalı değil, gerçekte insanlığımız, insan ırkının geleceğini kaybetme tehlikesiyle alakalı.

* 24 Kasım’da yayınlanan yazının orijinali: http://www.palestinechronicle.com/forget-daesh-humanity-is-at-stake/

** Çeviri: Yunus Akan/ETHA, kısaltılarak yayımlanmıştır.

*** Atılım Gazetesi’nin 4 Aralık 2015 tarihli 201. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 4 Aralık 2015, Cuma 13:00
Kategoriler: Çeviri, Dünya, Haberler, Makaleler