Sıtmaya razı olmamak

Sıtmaya razı olmamak

“Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir” demişti, Roland Borthes. İktidar partisinin sadece son bir hafta içindeki katliam, baskı politikalarına bakıldığında, bu sözün pratiksel zemininin nasıl örüldüğünü görüyoruz. Batıyı tamamıyla suskunluğa boğmanın, Bakur’daki devrimci süreci topyekun saldırıyla yok etmenin hesabı burada açığa çıkıyor. Özellikle AKP’nin, DAİŞ’le girdiği çıkar ilişkisinin amaca giden yolda katalizör rolü oynadığı da açıktır. Suruç ve Ankara katliamlarında bu olgu yeterince ortaya konulmuştu. Aynı zamanda bu katliamlar, iktidar partisinin sömürgeci politikalarının Ortadoğu bağlamında da ele alındığını göstermişti. Bu bakımdan “iç”te tırmandırılan faşist politikaların Ortadoğu’daki planlara da bağlı olarak geliştirildiği söylenebilir.

Rus savaş uçağının vurulması, bu bağlamda bölgedeki emperyalist kapışmada bir pay kapma ereğini ortaya koyuyor. Dahası, bölgesel bir savaşta sömürgeci planlarını devreye sokmak için de “iç”teki bütün taşları bağlamayı amaçlıyor AKP.

Elbette Rus savaş uçağının vurulması, ne ABD emperyalizmden ne de ezilenlerin özgürlük mücadelesine karşı saldırıların karargahı durumunda olan NATO’dan bağımsız olduğu söylenebilir. Zira, Rus emperyalizminin Suriye üzerinden bölgesel anlamında aktifleşmesi, ABD’nin merkezinde olduğu NATO’yu rahatsız etmektedir. Bu, ABD hegemonyasında şekillenmiş “tek kutuplu” statükonun sürdürülmesinin bir gereğidir de. İktidar partisinin bu statüko içinde rol kapma telaşının hedefi, Rojava merkezli gelişen devrimi boğmakla birlikte elde edilen bir tamponla sömürgeci emellerine varmaktır. Halkların özgürlük savaşını gerek siyasal gerekse de askeri olarak tasfiye etmek, emperyalist sistemin sürdürülebilir olması bakımından hedeflenen bir yandır. Dahası, Ortadoğu cangılında emperyalistler arası çelişkilerde, içinde uzlaşmaları barındırsa da keskinleşmektedir. Bundan dolayı, Rus emperyalizmine sınırları bu uçak düşürme vakasıyla hatırlatılmaktadır.

Bu amaç üzerinden hareket eden ABD, etrafında kümeleşen emperyalist devletlerin AKP’yi destekler nitelikte açıklama yapması anlaşılır. Rus uçağının düşürülmesiyle birlikte Batı’da ve Bakur’da baskı ve katliam politikalarına sessiz kalmaları da bundan. AKP’nin bu bakımlardan elinin rahatlatıldığı da söylenebilir. Can Dündar ve Erdem Gül’ün “MİT TIR’ları” haberini yapmalarının “ağırlaştırılmış müebbet” kapsamına alınmasını da bu çerçevede okumak mümkün. Gazetecilerin tutuklanması, bölgesel savaş politikalarının uygulanabilirliği için taşları bağlamaya çalışmaktan başka bir şey değildir. İktidar partisi, kirli politikalarını sınırsızca uygulamak için tek çatlak sese dahi tahammül göstermediğini ortaya koymuş oldu. Borthes’in dediği gibi sadece susturmayı değil, Saray korosuna katılmayı da şart koşuyor iktidar partisi.

Batı’da sıtmayı halklara reva gören AKP, Kürdistan’da da Tahir Elçi’nin katledilmesiyle birlikte ölümle devrimci süreci tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Özyönetim ilanıyla birlikte halkın ortaya koyduğu direniş bir yana, Tahir Elçi iktidar partisinin tek sesli korosuna tamah etmeyenlerdendi. Özyönetim ilanlarından sonra AKP’nin Bakur’da gerçekleştirdiği açık kitlesel katliamları dünya kamuoyuna teşhir eden çalışmalarıyla dikkat çekmekteydi. Dahası Elçi, katıldığı programlarda iktidar partisinin konuşma yasağına aldırmadığı gibi “söyleme mecburiyetine” uymayanlardandı. Barış mücadelesinin zorlu yolunda “yatağında, yastığında ölmeyeceğini bilenlerdendi.” Bundandır ki, Hrant Dink gibi yüzü koyun gömüldü ülkesinin kalbine. İktidar partisi Suruç’ta, Ankara’da olduğu gibi Tahir Elçi’nin katledilmesinde suçüstü yakalandı. 90’lardaki beyaz torosların, asit kuyularının günümüze uyarlanması da bu katliamla birlikte açığa çıktı. Dahası “çözüm süreci” buzdolabına girerken kirli savaş yöntemleri kozmik odalardan çıkarıldı.

Tahir Elçi’nin katledilmesi, Kürdistan’da uygulanan kirli savaş politikalarının son halkasıdır. 90’larda bu politika Kürt halkı tarafından nasıl boşa çıkarıldıysa, bugün bakımından özyönetim ilanlarıyla birlikte tuzla buza çevrilecektir. Kürt halkımızın direnişiyle birlikte iktidar partisinin Bakur’daki yönetimsel krizi derinleşecektir.

Bu katliamla birlikte esas mesaj da, Batı’da gelişme zeminini yakalayan ezilenlere verilmektedir. Gazetecilerin tutuklanması gözdağının bir parçasıysa, Elçi’nin katledilmesi, saldırıların daha üst boyutunu ortaya koymaktadır. Burada, ezilenleri “sıtmaya razı etme” politikası devreye girerken aydınlara da Tahir Elçi’ye sıkılan kurşun gösterilmektedir. Batı’da hapishanenin Bakur’da mezarın somutlanmasının başka bir anlamı yok zira. İktidar partisi bununla birlikte halklar ve ezilenler arasına duvar örmeyi ve bunun üzerinden planladığı iç savaşla iktidarına kan taşımayı da amaçlamaktadır.

Kürdistan’da ölümün hiçbir hükmünün kalmadığını zaten biliyoruz. Ortadoğu’da ise halkların mücadelesi gelişmekte, hinterlandını genişletmektedir. Batı’da sıtmaya razı olmamanın tek yolu da bu direniş ve zafer hattıdır. Tahir Elçi’nin sonsuzluğa uğurlanmasında ortaya konulan birleşik mücadele zemininin büyümesiyle bu hatta girilecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 4 Aralık 2015 tarihli 201. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 4 Aralık 2015, Cuma 11:06
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler