Arap isyanlarından Ortadoğu savaşına-1

Arap isyanlarından Ortadoğu savaşına-1

ALİ HAYDAR SAYGILI

2010 yılı Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve kısa sürede bütün Arap coğrafyasını tutuşturan devrim yangını, bir önceki devrimci dönemin yenilgisi üzerine kurulan işbirlikçi, gerici, despotik rejimleri ve çürüyen sistemi hedef almıştır. Bir önceki devrimci dönemin ana ekseni ulusal bağımsızlık, Arap Birliği ve ulusal kalkınma iken, 21. yüzyılın başında patlak veren bu üçüncü devrim dalgasının temelinde yoksulluk, işsizlik, siyasal baskılara karşı mücadele ve anayasal özgürlükler istemi vardı.

17 Aralık 2010 tarihinde, Tunus’un Sidi Buzid kentinde Muhammed Buazizi adlı bir işportacı gencin kendisini belediye binasının önünde yakmasıyla başlayan ve Tunus’un ardından bütün Arap ülkelerine yayılan isyanlar dalgasının 5. yıl dönümündeyiz. Halk isyanları, Fas’tan Mısır’a, Ürdün Suriye Irak hattından Arap yarımadasının güneyine kadar bütün Arap ülkelerini etkisi altına aldı.

Ayaklanmalar, 2011 yılının ilk günlerinden itibaren bölgesel bazda yayıldı ve yükseldi. Sözde istikrar rejimi adı altında emperyalistlerin bölgesel çıkarlarının bekçiliğini yapan, her biri gerici-faşist darbelerle iktidara getirilmiş ve on yıllara dayanan baskıcı, gerici diktatörlükler halinde hüküm süren işbirlikçi iktidarları hedef aldı. Başlangıçta Mısır ve Tunus gibi ülkelerde rejimi temsil eden diktatörleri devirdi; kimi ülkelerde kısmi, siyasi reformlarla sonuçlandı. Arap isyanları olarak anılan bu hareket, Ortadoğu’da yeni bir bölgesel devrimci durumu dışa vurdu. Daha doğrusu, devrimci durumun çapını ve şiddetini büyüttü.

Tunus’ta ilk kıvılcımı çakıp yangını başlatan eylemden bu yana beş yıl geçti. Bu beş yıl, devrimle karşıdevrimin yerel, bölgesel ve uluslararası düzlemde sert çarpışmalarına sahne oldu. Emperyalistlerin ve bölgesel gerici devletlerin destekleriyle inisiyatif kazanan karşıdevrimci rejimlerin restore edilmelerine şahit olundu. Emperyalistlerin ve bölgesel gerici devletlerin açık ve örtülü müdahaleleriyle örgütlenmelerine ön ayak oldukları, askeri, mali, siyasi desteklerle besledikleri çetelerin ilk anlardan itibaren gerici bir iç savaşı örgütlediği Libya, Suriye ve Yemen ise bölgesel savaşın merkez üstlerine dönüştürüldü.

EMPERYALİST PAYLAŞIM SAVAŞI

Bugün Ortadoğu’da Suriye merkezli emperyalist paylaşım savaşı ağırlık ve hacim kazanmıştır. Rusya’nın rejimin yanında sahaya inmesi ve inisiyatif kazanması, bugüne kadar sözüm ona yerel-bölgesel düzeyde “vekalet savaşı” olarak yürütülen sürecin çehresini değiştirdi. Paris’te gerçekleştirilen DAİŞ’in katliamları, emperyalistlerin bölgeye askeri müdahalelerinin gerekçeleri olurken, Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi de katalizör etkisi yaptı. Böylece, emperyalist kamplaşmanın resmi de şekillendi. Peşinden, Avrupalı emperyalistlerin Doğu Akdeniz’e silah ve asker yığması, Suriye ve Irak’ta hava saldırıları düzenlemesi geldi. Adeta turbo düğmesine basılmış gibi İngiltere ve Almanya askeri operasyon ve asker gönderme kararları çıkardı; mürekkebi kurumadan eyleme geçti. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin trafiği hızlandı. Türkiye sözde “eğitim” adı altında, Musul’daki askeri varlığını arttırmaya yöneldi.

Bunca hazırlık ve güç yığınağının sadece DAİŞ için olmadığı herkesin malumu. Bir yanı şüphesiz DAİŞ’in tasfiyesidir. Ancak DAİŞ’in karargâhları düştüğünde, kara kutularına ulaşıldığında onların hangi devletle ne tür ilişkiler kurduğunu ortalığa saçılma olasılığı da var ki, emperyalistlerin ve bölgede gerici devletlerin operasyonel kuvvetlerinin bir kısmının bu belgeleri ve bilgileri ele geçirmek, deşifrasyonu önlemek amacıyla hazırlandığını görmemek saflık olur. Telaşın bir sebebi de budur.

Gelgelelim, mevzu DAİŞ’in tasfiyesinden de ötesinde bir yönelim ve hazırlığı kapsamaktadır. Zira emperyalistler, Suriye ve Irak merkezli olmak üzere Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesine girişmişlerdir. Emperyalistlerin kendi denetimlerinde tutacakları, hegemonya alanları oluşturdukları bir paylaşım planının hazırlıkları ve gerilimleri yaşanmaktadır. Bu konuda henüz net bir anlaşma yoktur ama sürecin menzili az çok belli olmuştur. Başta Kürt ve Arap halklarımız olmak üzere, bölgedeki ezilen halklara rağmen halkların kaderi ve siyasi haritası yeniden çizilmek isteniyor. Şimdi sahada süren çatışmalar, karşılıklı açıklamalar, istihbarat savaşları, bölgeye dönük askeri hazırlıklar vd. karşıt kampların sahadaki dinamiklerini zayıflatma, hamlelerini sınırlama ve kendi inisiyatiflerini kuvvetlendirme, söz sahibi olma çabalarıdır.

20. yüzyıl başında, 1916’da Fransız ve İngilizlerin Ortadoğu’yu paylaşım planı olarak imzalanan Sykes-Picot Anlaşması’ndan bu yana geçen yüzyıllık bölge tarihine bakıldığında, halk ayaklanmalarının, emperyalist müdahalelerin ve paylaşımların, halkların ve coğrafyaların parçalanmalarının tarihi göze çarpar. Arap isyanları olarak tarif edilen son halk ayaklanması dalgasının başlangıcının beşinci yıl dönümünde de tablo bu minvaldedir. Biz de, halk isyanlarından Ortadoğu’nun emperyalistlerce yeniden paylaşımına kadar uzanan bu sürecin gelişimine yeniden bir göz atalım dedik.

CETVELLE ÇİZİLEN SINIRLAR

Arap halkları, ilk kez 2011’de isyan etmiyordu. 20. yüzyıl başında da bu çapta bir ayaklanma gerçekleştirmişlerdi. Osmanlı egemenliğine karşı ulusal kurtuluş mücadelesi yürütmüşlerdir. Resmi Türk tarih tezinin “ihanet” olarak tarif ettiği bu isyanlar, Arap halklarının kendi kaderlerini tayin etme iradesi ve isteği olarak haklı ve meşru idi. Ne var ki, Arap ulusal mücadelesi ulusal birlik oluşturamamıştır. Arap coğrafyası ve halkları, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ardından emperyalist devletlerce bölünüp parçalandı. Sykes-Picot anlaşması uyarınca, Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, Filistin, İngiliz ve Fransızlarca paylaşıldı. Arap coğrafyasında emperyalistlerin denetiminde, şeklen bağımsız ya da manda statüsünde kukla krallıklar ve irili ufaklı aşiret devletleri, emirlikler kuruldu. Mısır, Tunus, Cezayir gibi ülkeler ise İngiliz ve Fransız sömürgeleri olarak kaldılar. Siyonist İsrail hançeri Arap dünyasının bağrına saplandı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı 22 Arap devletine bölen harita bu dönemden itibaren şekillendirilmiş oldu.

Arap coğrafyası, 1. ve 2. Emperyalist Paylaşım Savaşları arasındaki dönemde de irili ufaklı ayaklanmalara sahne oldu. Ancak emperyalist böl-parçala-yönet siyaseti, bu hareketlerin coğrafya genelinde yaygınlaşmasını da önledi. Ayaklanmalar yerel düzeyde kaldı. Fakat 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasındaki ayaklanmalar, Arap coğrafyasının genelinde etkili olmayı başardı.

ARAP ULUSAL KURTULUŞ DEVRİMLERİ

Sovyetler Birliği’nin antifaşist zaferi, sosyalizmin yükselen prestiji ve başarıya ulaşan ulusal kurtuluşçu devrimler, Arap halklarını ve mücadelelerini de etkiledi. Arap coğrafyasında da ulusal kurtuluşçu devrimler patlak verdi. Kimi krallıklar devrildi. Emperyalistler eliyle parçalanan Arap birliğinin yeniden sağlanmasını amaçlayan Arap ulusalcılığı coğrafya genelinde yükselmeye başladı; Arap ülkelerinin genelinde etkili oldu. Arap ulusalcılığını esas alan bağımsızlıkçı hareketler Mısır, Suriye ve Irak’ta başarıya ulaştı. Tunus ve Cezayir’de sömürgeciliğe karşı bağımsızlık mücadeleleri yükseldi. Filistin kurtuluş mücadelesi bölge devrimlerinin önemli bir ayağı olarak gelişti. Nasırcı ve BAAS’çı hareketler bu antiemperyalist, antisömürgeci, ulusal kurtuluşçu devrimler döneminin temel siyasi ve ideolojik ekseni oldular. Bu dönemdeki çoğu ulusal kurtuluşçu hareketler gibi bağımsızlıkçı Arap hareketleri de yüzlerini Sovyetler Birliği’ne ve sosyalizme döndüler. Egemen oldukları ülkelerde ulusal kalkınma programı etrafında bir çeşit devlet kapitalizmine yönelen bu burjuva önderlikli rejimler, bir dönem Arap sosyalizmi adıyla anıldı.

Ulusal kurtuluşçu hareketlerin başını çektiği bu devrimci dönemde Arap coğrafyası, başını ABD’nin çektiği emperyalist blokun karşıdevrimci müdahalelerine de maruz kaldı. Ulusal bağımsızlıkçı devrimler, Mısır, Suriye, Irak, Tunus ve Cezayir’de başarıya ulaşırken, emperyalist blokun müdahaleleri ve destekleri Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde işbirlikçi, gerici rejimleri güçlendirmiş oldu.

1967’de İsrail karşısında alınan askeri ve siyasi yenilgilerle başlayan süreçte bölgesel dengeler ve tek tek Arap ülkelerindeki iç mücadeleler karşıdevrimin lehine değişmeye başladı. ABD öncülüğündeki emperyalist blok inisiyatif kazandı; gerici askeri darbeler ve müdahaleler yoluyla ulusalcı rejimler yıkıldı. Bölgenin siyasal yapısı ve ilişkileri yeniden şekillendirildi. Mısır başta gelmek üzere, Arap ülkelerinde ABD ve Avrupalı emperyalistlerin bölgesel siyasi ve ekonomik çıkarlarına öncelik veren işbirlikçi rejimler kuruldu. Bu dönem, aynı zamanda Arap ulusal kurtuluşçu devrimlerin yenilgisi ve emperyalist-kapitalist düzenin çıkarlarını temsil eden, onların bekçiliğini yapan sözde “istikrar” rejimlerinin, işbirlikçi, gerici, zorba diktatörlüklerin kuruluş sürecidir.

ARAP BAHARI

2010 yılı Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve kısa sürede bütün Arap coğrafyasını tutuşturan devrim yangını, bir önceki devrimci dönemin yenilgisi üzerine kurulan işbirlikçi, gerici, despotik rejimleri ve çürüyen sistemi hedef almıştır. Bir önceki devrimci dönemin ana ekseni ulusal bağımsızlık, Arap Birliği ve ulusal kalkınma iken, 21. yüzyılın başında patlak veren bu üçüncü devrim dalgasının temelinde yoksulluk, işsizlik, siyasal baskılara karşı mücadele ve anayasal özgürlükler istemi vardı. Demokrasi, adil demokratik seçimler ve demokratik bir anayasa talebi; hırsızlık ve yolsuzluklarla halkı soyan, halka zulmeden ve on yıllardır devlet yönetimini elinde tutan diktatörlerden hesap sorulması isteğiyle birleşiyordu.

Ayaklanmaların kökeninde yatan sebepler, bütün Arap ülkeleri ve işbirlikçi rejimler bakımından ortaktı. Bu sebepler her bir ülke için on yıllardır o ülkenin yönetiminde söz sahibi olan, rejimi temsil eden somut isimler ve ailelerle ifadesini buluyordu.

Arap isyanları, emperyalistlerin ön ayak olduğu ya da desteklediği sözde renkli devrimlerden biri değildi. Aksine, her bir isyan gerek ulusal ölçekte gerekse bütün coğrafya genelinde emperyalistlerin on yıllardır yürütegeldiği ekonomik, siyasi, askeri ilişkileri ve sistemi de hedef alıyordu.

Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin eylemiyle başlayıp, Ortadoğu’nun bugünkü siyasal haritasını yeniden şekillendirmeye kadar uzanan, isyanlarla, devrim ve karşıdevrimin keskin çarpışmalarıyla geçen dönem, halklarımızın devrimci, demokratik mücadeleleri bakımından büyük ve zengin derslerle, deneyimlerle doludur. Bugünün aynasından ve bugün görünen sonuçlarıyla bu ayaklanmalar dönemini ele almayı sürdüreceğiz…

* Atılım Gazetesi’nin 11 Aralık 2015 tarihli 202. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 12 Aralık 2015, Cumartesi 15:36
Kategoriler: Atılım Dosya, Haberler, Politika