Tek adam cumhuriyeti mi, konseyler cumhuriyeti mi?

Tek adam cumhuriyeti mi, konseyler cumhuriyeti mi?

AYDIN AKYÜZ-

Tayyip Erdoğan’ın istediği Mustafa Kemal’in uyguladığı partili Cumhurbaşkanlığı böyle bir Cumhurbaşkanlığıydı. 1920’li-30’lu yılların tek parti diktatörlüğüyle Erdoğan’ın özlemini duyduğu politik İslamcı diktatörlük, Kürt halkına devrimci/demokratik, halk güçlerine ve burjuva muhalefete karşı tavrı özsel olarak farklı değildir. Kabuk değişmiş, halk karşıtı öz korunmuştur. Bu hesap tutmaz. Ne toplumsal muhalefetin örgütlülüğü ve direnme potansiyeli ne halkların bilinç düzeyi 90 yıl önceki düzeyde. Bu sefer, gerillanın, özsavunmanın ve fiili-meşru sokak mücadelesinin duvarlarına çarpacaktır.

Saray cuntasının başı Erdoğan, kısa zaman önce Mustafa Kemal’in yaptığı gibi bir Cumhurbaşkanlığı istediğini belirtmişti. Son olarak da, Fransa tarzı bir yarı-başkanlık sisteminin de olabileceğini söyledi. Açıklamaya zamandaş biçiminde AKP başkanlık, yarı-başkanlık ve partili Cumhurbaşkanlığı üzerinde çalıştıklarını, bu üçünün Meclis’teki partilere önereceklerini, hangisinde uzlaşma sağlanırsa o doğrultuda anayasada değişiklik yapacaklarını belirtti. Burjuva demokrasinin örnekleri arasında bu üç modeli de görmek mümkün. Erdoğan’ın tasarladığı, burjuva demokratik içeriğe sahip bu maddelerle gerçekte uzaktan yakından bir alakası yok. Bu adlandırmalar, kamuoyu ve halkı aldatmaya ve yeni tipte bir faşist diktatörlüğe geçme isteğini örtmeye dönüktür. Amaç, Saray darbesiyle fiili olarak uygulamaya başlanan cuntanın yasallaştırılması ve Erdoğan’ın başında bulunduğu faşist politik İslamcı bir dönüşüme uğratıp derinleştirmektir. Üzerinde durmak istediğimiz, Erdoğan’ın da itiraf ettiği gibi iktidarın cumhurbaşkanında yoğunlaştığı partili Cumhurbaşkanlığı Mustafa Kemal tarafından da uygulandığı gerçekliğidir.

Mustafa Kemal, Türk ulusal mücadelesinin daha ilk yıllarında toplumsal muhalefeti tasfiye edip, iktidarını kurumlaştırmaya dönük adımlar atmaya başlamıştı. Birinci Meclis’in dağıtılması, Kürt ulusal demokratik bilinci taşıyanların Meclis başta olmak üzere etkili olabilecekleri mevzilerden uzaklaştırılmaları, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesi, Çerkes Ethem, Demirci Mehmet Efe ve halkçı karakterdeki Zeybeklerin tasfiyesi, devrimcilerin, komünistlerin tutuklanması bunların ilk adımlarıydı. Ancak bunlar Mustafa Kemal’e yetmedi. Yeni oluşturulan meclis içinde İkinci Grup adı altında düzen için bir muhalefet ortaya çıkınca, Meclis ve hükümet üzerindeki otoritesini güçlendirmek için yeni bir darbeye yöneldi. Birinci Meclis’in dağıtılması bir çeşit darbeydi.

Cumhuriyetin ilanı, darbenin ikinci perdesi ya da ikinci bir darbe olarak değerlendirmek mümkün. Cumhuriyetin ilanı, Çankaya sofrasında bir gün önceden kararlaştırılmış, Meclis’teki muhalefet grubundan habersiz biçimde adeta yangından mal kaçırırcasına İsmet İnönü’nün ifadesiyle “oldu bittiye getirilmiştir”. Meclisin başbakan ve bakanların belirlenmesi üzerindeki etkisi sınırlandırılmıştır. Başbakanın belirlenmesi yetkisi Cumhurbaşkanına, bakanların belirlenmesi yetkisi de başbakana devredilmiştir. Meclisin yetkisi, oluşturulmuş hükümete onay verilip verilmemesiyle sınırlandırılmıştır. Zira o güne kadar başbakanı da hükümet üyelerini de tek tek Meclis belirlemektedir. Bu yüzden cumhuriyetin ilanı demokratik bir hamle değil, aksine iktidarın Cumhurbaşkanında yoğunlaştığı bir otoriteleşme adımıdır.

Mustafa Kemal, sonraki yıllarda iktidarını daha da pekiştirdi. Rejimi yapılandırdı, tek parti diktatörlüğünü inşa etti. Muhalefetteki ikinci grup, politik İslamcı yanlar da taşıyan yeni bir parti Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası adıyla örgütlenince, baskı, komplo, tutuklamalar ve sürgünler eşliğinde kapattırıldı. İstiklal Mahkemeleri ve idamlar olağan hale getirildi. İzmir suikastı davasıyla kurulan komplo aracılığıyla muhalif eski ittihatçı kadrolar da tasfiye edildi. Mustafa Kemal’in yönlendirilmesiyle kurulan Serbest Fırka’ya halk yönelip, İzmir mitingi CHP ve Hükümet karşıtı gösteriye dönüşünce, Mustafa Kemal apar topar CHP’nin lideri olduğunu açıklayarak, fiili olan partili Cumhurbaşkanlığı aleni hale geldi. Serbest Fırka kapattırıldı. Aynı şekilde Erdoğan da fiilen partili Cumhurbaşkanlığı yapıyor. Bir yolu bulunursa, ya bu durumu yasal hale getirecek ya da başkanlık sistemine geçilecek.

Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim Kürt isyanlarını soykırıma varan gaddarlıklarla bastırırken, Takrir-i Sükun Kanunu’yla her türlü muhalefet susturuldu. Devrimci, demokrat ve halkçı yayınlar kapatıldı. İdamlar, tutuklamalar ve katliamlarla faşizan baskı tırmandırıldı. Mustafa Kemal ölümünden sonra “Ebedi Şef’liğe terfi ettirildi. Yerini alan ‘Milli Şef’ İsmet İnönü, iktidarın Cumhurbaşkanlığında yoğunlaştığı tek parti diktatörlüğünü sürdürdü.

Tayyip Erdoğan’ın istediği Mustafa Kemal’in uyguladığı partili Cumhurbaşkanlığı böyle bir Cumhurbaşkanlığıydı. 1920’li-30’lu yılların tek parti diktatörlüğüyle Erdoğan’ın özlemini duyduğu politik İslamcı diktatörlük, Kürt halkına devrimci/demokratik, halk güçlerine ve burjuva muhalefete karşı tavrı özsel olarak farklı değildir. Kabuk değişmiş, halk karşıtı öz korunmuştur.

Mustafa Kemal, Osmanlı’nın enkazı ve ezilen halkların soykırım ve katliamları üzerinde kurduğu yeni devleti, Abdülhamit’in ve İttihatçıların dağılma ve yıkılma korkularını devraldı. TC’yi bu korkular eşliğinde inşa etti. Kürt ulusal gerçekliğini inkar etti. Bunlara, soykırım, katliam, idam, tutuklama, sürgün ve sansür eşlik etti. Ancak bu yolla tekçi bir devlet ve iktidar inşa edebildi. Mustafa Kemal’in devlet zoruyla zincirleyebildiği rejim krizinin dinamikleri yeni unsurlarla birleşerek zincirlerini parçalayarak özgürleşti. Uzun bir süredir rejimin temelleri sarsıntı geçiriyor ve çatırdıyor. Başkaca amaçlarının yanı sıra, yaşanan rejim krizine bir çözüm bulma umuduyla ortaya atılıyordu başkanlık ya da partili Cumhurbaşkanlığı. Bu yolla toplumsal muhalefeti ezmek, ulusalcı-laik-Kemalist ve Fethullahçı burjuva muhalefeti etkisizleştirerek, reisi olduğu politik İslamcı bir rejim inşa etmek istiyor. Bu hesap tutmaz. Ne toplumsal muhalefetin örgütlülüğü ve direnme potansiyeli ne de halkların bilinç düzeyi 90 yıl önceki düzeyde. Bu sefer gerillanın, özsavunmanın ve fiili-meşru sokak mücadelesinin duvarlarına çarpacaktır.

Gelinen aşamada bugün yeni bir kavşaktayız. Yapısal ve siyasal rejim krizlerinin nihai çözümü olan faşist rejimin yıkılıp, halkların barış içinde bir arada kardeşçe yaşadığı, özgür ve demokratik bir sisteme mi geçilecek, yoksa Saray ve AKP diktatörlüğü altında her türlü toplumsal muhalefetin katliam ve zulümle ezdiği ve burjuva muhalefetin susturulduğu bu karanlık dönem derinleşerek devam mı edecek?

90 yıl önce Kemalizmin inşası için yapılanlar, bugün o dönemin baskı altında tutulanları politik İslamcı bir rejim yaratmak için yapıyorlar aynı şeyi.

Son birkaç yıl Erdoğan ve AKP iktidarının, tek parti diktatörlüğünü aratmayan uygulamalarına şahit olduk. Savaş kışkırtıcılığı, katliamlar, ev ve sokak infazları, iç savaş provaları, gözaltı ve tutuklama terörü, basın ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin artırılması şeklinde devam etti bugüne kadar.

Bu arada Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu. Partili Cumhurbaşkanlığını darbeyle fiili hale getirdi. Generaller, kontrgerilla ve ABD desteğini de arkalayarak Saray cuntasını kurdu. Şimdi, darbeye yasal kılıf oluşturarak derinleştirme çabasında. ‘Türk modeli’, ‘ABD modeli’, ‘Meksika modeli’, ‘Fransa modeli’ vb. hangi sosa batırırsa batırsın. Erdoğan’ın başkanlık yarı-başkanlık veya partili Cumhurbaşkanlığı projeleri gerçekte politik İslamcı bir diktatörlük inşasıdır.

Gerçek alternatif ise işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların iktidarı; konseyler cumhuriyetidir. Bunun tohumları ise çoktan yeşermeye başladı. Taksim komünü, Gezi forumları, halk meclisleri, komünler, özsavunmaya dayalı özyönetim girişimleriyle filiz verdi bile. Rejimin yuvarlandığı yapısal ve siyasi krize, Erdoğan’ın başkanlığı burjuva ‘çözümler’den biridir. İşçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların çözümü ise konseyler demokrasisidir. Kürdistan kentlerindeki özyönetimler direnişi, konseyler demokrasisine sıçrayışta bir kilometre taşı olabilir. Devrim çizgisinin en temel halkası bugün özyönetim direnişleridir. Bu halkayı sıkıca tutup çektiğimizde devrimci hatta ilerleyişimiz de hızlanacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 11 Aralık 2015 tarihli 202. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 12 Aralık 2015, Cumartesi 15:12
Kategoriler: Haberler, Politika, Rota