Arayış

Arayış

FEHMİ ÇAPAN-

İktidar erkanının dillendirdiği ve hiç bir değeri olmayan ‘yerli ve milli sendika’ kavramlarının cazibesine Türk-İş yönetimi de kapıldı. Keza, asgari ücretle ilgili de Türk-İş Başkanı Ergün Atalay iktidarın diliyle konuşuyor.

Bir yanda işbirlikçi sarı sendikacılık dibe vururken diğer yandan tabandan gelişen mücadeleler sadece patronlara yönelmiyor, doğrudan sınıf işbirlikçi sendikal yönetimlere çizgiye de yöneliyor. Bu yönelim, yeni bir gelişmeye işaret ediyor.

Türk-İş’in 22. Kongresi, burjuva anlamda da olsa sendikal mücadeleden vazgeçtiği AKP iktidarına açıktan biat ettiği sendika olarak varlık hakkını yitirdiği bir kongre oldu.

AKP iktidarının gündeminde işçi ve emekçilerin yüzyıllık kazanımlarına göz diken hükümet programı varken, kıdem tazminatını fona devretmek adına el koymak, çalışma koşullarının daha fazla esnekleştirilmesi güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması ve iş cinayetlerinin artmasına yol açacak uygulamalar planlanırken, Türk-İş yönetimi bunların hiç birini sorun yapmıyor. “Hükümetimiz işçilerimizi mağdur etmez” diyerek, iktidarın emekçilere yönelik kapsamlı saldırılarına açıktan destek sunuyor. Dil ucuyla da olsa bu saldırılara karşı olduğu zahmetine katlanmıyor. Daha önceleri işçilere yönelen kapsamlı saldırıların bir bölümüne “bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir” dedikleri, artık yeşil çizgilere dönüştü. İktidar erkanının dillendirdiği ve hiç bir değeri olmayan ‘yerli ve milli sendika’ kavramlarının cazibesine Türk-İş yönetimi de kapıldı. Keza, asgari ücretle ilgili de Türk-İş Başkanı Ergün Atalay iktidarın diliyle konuşuyor. Açlık sınırının altında olan hükümetin vereceğini vadettiği rakam için “1300 TL’lik asgari ücret yeterli, işverenleri de düşünmek lazım” diyerek, sınıf düşmanı çizgisinde açıkça ısrarlı olduğunu gösteriyor. Türk-İş, sözde de olsa işçi ve emekçileri savunan bir örgüt olmaktan çıkmış, 22. Kongre ile birlikte sermayenin ve iktidarın yan örgütü olduğunu ispatlamış oldu.

Türk-İş tam bir yozlaşma içine girerken, ileri ilerici çizgide bulunan sendikal yapıları da kendi batağına çekmek istemekte. AKP, Türk-İş yönetimiyle işbirliği içinde Türk-İş yönetimine muhalif olan Liman-İş, Hava-İş, Tek Gıda-İş ve Petrol-İş gibi önemli sendikaların yönetimlerini kuşatma altına alarak ele geçirdi. Bu, sendikaların özellikle kamu işyerlerinde örgütlü olmaları nedeniyle AKP iktidarlarının kamu işyerlerinde dikensiz gül bahçesi yaratmakla bağı var. Aynı akıbeti, Belediye-İş ve Tez Koop-İş’in yaşaması sürpriz olmayacaktır. Bu gelişmelerden kendine ‘görev’ çıkaranlar da var.

HESAPTA İŞÇİ SINIFI UNUTULUYOR

Türk-İş’e bağlı Kristal-İş Sendikası yönetiminin bu gelişmelerin de korkusuyla koltuklarına daha fazla sarılarak dümeni sınıf işbirliği çizgisine iyice kırdı. Mersin’deki cam fabrikalarında işçilerin işten atılmasında işverenle birlikte hareket eden Kristal-İş Başkanı Bilal Çetintaş işveren tarafından taşeronlaşma yönünde atılan adımlara destek vererek -ki bunu itiraf da etti- cam işçilerine karşı tam bir hıyanet içinde. Yönetim, direnişe destek içinde bulunan, bulunacak olan şubeleri tehdit etmekte. Tüzükte yer almasına rağmen son yıllarda temsilcileri seçimle belirlemek yerine atama yoluna gitmekte. 2014 yılında cam grevinin yasaklanması karşısında yapılan oylamada anlaşma yapılmasına karşı çıkılmasına rağmen sözleşme imzalandı.

Cam işçilerinin mücadelesi, işten atmalar karşısında sadece patrona yönelmiş değil. Direniş, işbirlikçi hain sendika yönetimine karşı da sürdürülüyor. Sendika içi demokrasinin işletilmemesi, tabanın söz ve karar sürecinin dışında tutulması, tüzüksel hakların kullanımının engellenmesi, işçilere yönelen saldırılar, işten atmalar karşısında gene merkezin bu duruma onay vermesi, mücadeleci bir geleneğe sahip olan cam işçilerinin tepkisini büyütüyor. Cam işvereninin saldırıları karşısında Mersin cam işçilerinin yalnız bırakılmaması yönünde diğer kentlerdeki şişe cam işçilerinin sendika genel merkezi üzerinde baskısı da sonuç vermedi. Özellikle Kırklareli’deki cam işçilerinin protesto eylemleri genel merkezin eylemleri onaylamaması nedeniyle genel merkez ve şube tarafından baskı altına alındı.

Mersin cam işçilerinin mücadelesinin sivri ucu Kristal-İş genel merkezine yöneldi. Sendika Başkanı Bilal Çetintaş, işçilerin şiddetinden kurtulamadı. Trakya cam işçilerinin eylemleri, ihanet içindeki sendikaya yöneldi. İşbirlikçi teslimiyetçi sendikal çizgiye ve sendika yönetimine karşı başka mücadelelerin gelişeceği aşikar.

TAŞAN SU AKACAĞI YOLU BULUR

Sendikal yozlaşma ve çürümesi karşısında bir çaresizlik ortamı oluşsa da bir cam işçisinin dediği gibi “doğruyu yapmak istiyorsan, bilmesen dahi ne yapıp edip o doğruyu bulur ve yaparsın”. Çözüm yolu işçilerin mücadelesinde.

Sınıf işbirlikçi hain sendika yönetimlerine ve sendikal çizgiye karşı mücadele yeni değil. Mayıs ve Haziran ayında yapılan Türk Metal Sendikası’nın örgütlü olduğu metal iş kolunda on binlerce işçinin açtığı mücadele bayrağı, işçi düşmanı işbirlikçi sendikacılığa karşı bir isyan hareketiydi. Günlerce süren fiili grev ve direnişler, bu karşı devrimci ‘sendikal’ yapıdan toplu istifalarla Türk Metal çetesinin büyük ölçekli fabrikalardan kovulmasıyla sonuçlandı.

İşbirlikçi sarı sendikacılık karşısında işçilerin mücadelesi bir arayışı ifade ediyor. Yeni, tabana dayanan, işçinin söz ve karar sahibi olduğu, işçi sınıfının çıkarlarını ve mücadelesini temel alan fiili meşru mücadele çizgisinde yürüyen bir sendikal arayışıdır bu.

Keskinleşen sınıf çelişkileri, gelişen sınıf mücadelesi devrimci durum koşullarında yeni formda kendini üretebilen sınıf sendikacılığının ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğu görülüyor.

Bu koşullarda işçi sınıfı izlediği mücadele yolundan etkin bir özne olma göreviyle karşı karşıya.

* Atılım Gazetesi’nin 18 Aralık 2015 tarihli 203. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 24 Aralık 2015, Perşembe 16:10
Kategoriler: Emek, Haberler, Makaleler, Yol