Büyük ‘operasyon’da yeni etap

Büyük ‘operasyon’da yeni etap

MUKADDES ERDOĞDU ÇELİK-

Büyük operasyonlar bir kez daha başlarken “güvenlik” teorileri ve tedbirlerinin bini bir para, televizyonlardan, gazetelerden hala boca ediliyor beyinlere. Halklar yeniden savaşa ısındırılıyor… Rojava’da ve Kuzey’deki direnişin yeni koşullarda da her açıdan sahiplenip sahiplenilememesi, Ortadoğu’da yeni savaş silsilelerinin kaderini belirleyici olacaktır.

Aslında yeni büyük savaş. Puzzle’ın parçaları birleştirildiğinde ortaya çıkan büyük gerçek bu. Ortadoğu savaş meydanı ve çoktandır karşılıklı iki ordu dövüşmüyor. Dövüşenler en az iki blokta toplanmış, komuta merkezindeki çekirdekle çevre çeper ülkeler; daha doğrusu devletler.

NATO’su, CENTO kalıntısı, BOP’ta kucaklaşanlar vs. Şimdi bunlara bir de “elhamdülillah Müslümanlar” bloku eklendi. Başını Suudi krallığı, pöçcüğünü Türk sultanlığı tutuyor. Görüntü öyle. Başbakan öyle açıklıyor. Gözlerden kaçırabildikleri kadar kaçırmışlar. Herkese, “illegal bunlar” diye yafta dağıtanlar, illegal çalışma sanatını iyice geliştirmişler. Ne zaman hangi devlet büyük ya da küçükleri gitti de kotardı bu gericilik blokunu, bilmiyoruz. Bizimki neyse de, kendi devlet kurumları bilmiyor, meclise bile getirmeden yapıyorlar. Tek adam rejimini niye bu kadar çok istediklerini cümle alem anlamıştır artık.

Son örneğini, Kore’nin işgali için 5 bin askeri gemilere bindirip ABD’nin imdadına yetiştirdiklerinde görmüştük. Meclise sormaya ne gerek vardı, “komünizme karşı” Allah için savaşa giderken! Şimdi de sefer zamanıyken demokrasinin lafı mı olur? Krizden fırsat bulup Müslüman (Sünni) deryası yaratılacakken asker mi, para mı esirgenir? O zaman arkasında ABD vardı, muhakkak şimdi de öyle. Emekleri sonuç vermiş, DAİŞ işbirlikçileri listesinde yer alan devletlerin kral, sultan ve erkanı harb-ı buluşmuş. Toplam 36 ülkeden henüz kim ne kadar askerini verecek, orası henüz belli değil ama DAİŞ’e karşı görünüp, DAİŞ’leşecek yeni ordular olacak demek bu.

Dünün kardeşleri bugünün düşmanları oluyor, saflar hızla değişebiliyor. “Bağdat’a sefer olur, zafer olmazmış” sözü de o zamanlardan kalma. Bu bir Ortadoğu metaforu ve gerçekten de bütün tarihsel uğrakları açıklayabilir. Ortadoğu çoktandır kan deryası. Neden aynı, ama kanın aktığı harita noktaları değişebiliyordu sadece. Ortadoğu çok ittifak eskitti, çok seferleri bozguna uğrattı. CENTO’lar, Bağdat Pakt’ları, Üçlü Stratejik Müttefikler nerede? Ya jeopolitika teorileri? Dikiş tutmayan onca strateji, onca savaş planı, barış planı varken, BOP’un kaçıncı versiyonu bu yaşanan? Kaçıncı kezdir Ortadoğu’da, Afrika’da, Asya’nın Batı empeyalizmi tarafından işgal edilmiş kuşağında, yaşanan bugünkü savaşlar…

Ortadoğu’da kan dökülerek yapılanlar, Avrupa’da, ölüm yollarından geçerek Avrupa’ya ulaşan Suriyeli savaş sürgünleri üzerinden ırkçılık savaşları örgütleniyor. Avrupa devletleri, DAİŞ meselesi diyerek demokrasi adına ne varsa çoktan kıta gemisinin bordasından attılar. Şimdi oralarda faşizm kol geziyor. Devletlisi, sivili her cepheden saldırıyor ve özgürlük-eşitlik-adalet adına insanlığın biriktirdiği ne varsa yok etmeye çalışıyor. Göçmenler ve İslamiyet üzerinden hem savaş hem sömürü çarklarını bir kez daha örgütlüyorlar.

Bütün bu savaş ve sömürü çarkının başındaki ABD de, DAİŞ saldırısı tehdidi iddiası ya da gerçeğiyle baş başa. Kentlerde, hatta eyaletler çapında okullar tatil ediliyor. İkiz kuleler vurgunu günlerinin toplumsal travması yeniden diriltilmeye, korku pompalanmaya ve “güvenlikçi” devlete sarılmaya teşvik ediliyor halk. Savaş ve sömürü iç içe, yeniden yeniden birbirini üreterek satışta. Irkçı polis vahşeti ve ırkçı sivil saldırganlık, siyah ırka karşı katliam çizgisine ulaştı.

Büyük operasyonlar bir kez daha başlarken “güvenlik” teorileri ve tedbirlerinin bini bir para, televizyonlardan, gazetelerden hala boca ediliyor beyinlere. Halklar yeniden savaşa ısındırılıyor. Sonsuz savaşlar gösterisi, “Star Wars” galası 5 bin kişiyle yapılıyor, vizyona çıkmadan biletleri tüketiliyor. Bu da, bir kirli savaş taktiği hiç kuşkusuz. 1989’da Berlin duvarı yıkıldığında, “Hür dünya”, savaşların sonunu ilan etmişti oysa. Berlin duvarı dama taşı etkisi yaratıp arka arkaya, zaten iyice çürümüş olan Doğu Avrupa ülkelerini yıkarken, emperyalist dünya iyice coşmuştu. İki yüzyıl sonra yeniden Napolyon’un rüyasını görmeye başladıklarından, Moskova’ya varacaklarını sandılar. Bu olmayınca, çubuğun ucunu “zayıf karın” Ortadoğu’ya büktüler.

Ortadoğu’da hala kan akıyorsa nedeni öncelikle bu. Dikiş tutmayan onca strateji, onca savaş planı, barış planı, BOP’un bir türlü gerçekleşememesi emperyalistleri yeni yol arayışlarına itti. Çünkü onlar, sömürü ve bunun için savaş olmadan yaşayamazlar. Bu yüzden “ıslah edemedikleri yerel diktatörleri” devirme işini araya soktular. Vahşi katliamların eşliğinde en dizginsiz adaletsizlikleri gördü gözleri: Saddam’ın, Kaddafi’nin, Bin Ladin’in öldürülme sahneleri dizginlerinden boşanmış emperyalist katiller sürüsünü gözlerimiz gördü. 2011 Arap isyanlarının çalınışını yaşadık hemen. Filistin halkının yaşam hakkının katil İsrail siyonizmine teslim edilişini gördük. Kürt halkının zaferini engelleme ve yaşam hakkını gasp etme çabaları gözden kaçmıyor. Ve hem emperyalistler hem bölge muktedirleri, uzun sürecek bir etaba hazırlık yapmış olarak işe başlamış durumdalar.

Petrolün ve silah satışının Ortadoğu sahası, aynı zamanda sistemin ve sistemle halklar arasındaki çelişkilerin en keskin olduğu yer aynı zamanda. Yüzyıl önce 1. Dünya Savaşı’nın geçtiği ve emperyalistlerin masada çizdiği sahte sınırlarla bölünmüş bölgede bütün sorular kör düğümlenmiş olarak yaratıcılarının önünde duruyor. Ortadoğu’nun bir yüzyıl boyunca hesaba katılmayan ve yenilemeyen bütün mücadele dinamikleri şimdiki savaşta yine ayakta ve direnişteler.

Türk devleti eliyle Kuzey Kürdistan’da bir kez daha en vahşi biçimde saldırıların yürürlüğe sokuluşu, kördüğümlerin merkez noktasındaki Kürt sorununa verilmesi düşünülen cevabın ne olduğunu gösteriyor. Kürt halkına karşı bu tutum, yeni savaş planın özel bir parçasını oluşturuyor. Yıllardır yenemedikleri Kürt halkını ve Türkiye’nin demokratik çözüm iradesini hiçe sayarak, belki diyerek yeniden Kürdistan’ı fethetmeyi deniyorlar. Zaten tüm görüntüler, söze gerek bırakmadan bu kötü ünlü emeli ve arsız sömürgeciliği resmediyor. Türkiye, bir işgal devleti, işgal ordusu, ırkçılık ve soykırımcılık yapıyor. Kentler, mahalleler abluka ve yasak eşliğinde yeni sevk 10 bin askerlerin elinde bu yüzden. Her gün ölüm haberleri gelen kentlerde protesto ve barış istemek, zulme direnmek en büyük suç. İktidarın başındaki Saray kliği, sadece iktidar gücünü değil, ırkçı şoven, sosyal demokrat, nedenleri değişse bile bütün düzen güçlerini peşine takıyor.

Şimdiki savaş silsilesinin birinci hedefi, oynadığı devrimci rolü ile Kürt direnişidir. 30 yıllık savaş deneyimi sahibi liderlik kadrosunun yeniden “arananlar” listesinde güncellenmeleri örneğin, bunu açıklıyor. Kentler bu nedenle istila ordularının elinde yasak. Ve hatta, Türk egemenler 1. Dünya Savaşı koşulları modunda. O zaman Ermenilerdi, şimdi Kürtler var baştan atılmak istenen. “Hasta adam”, Suriye’ye müdahale gibi, “Kürt ağırlığını” sırtından atmayı deniyor. Görünen köy kılavuz istemez. Emperyalistler için de “yönetişim” modeline uyumlu Kürt hareketi lazım. Rojava devrimi ise sadece Türk sömürgeciliğinin değil, tüm dünya emperyalist gericiliğinin korkulu rüyası.

İnsanlığın başladığı Ortadoğu’yu savaş cangılına çevirenlerin planları ve icraatları şimdilik böyle görünüyor. Muhtemel ki, bu savaş etabı sonuncusu ve en kanlısı olacak. Kan deryası onların yıkılışını da hazırlayacak. Dahası, ne olursa olsun ona direnenler hep oldu, şimdi de olacak. 20. yüzyılın deneyimlerinden geçip süzülmüş dersler işe yarayacaksa eğer, tam zamanı. 21. yüzyılın devrimler yüzyılı olma kararı buralarda verilecek. Bütün halkların, bütün ezilenlerin, bütün devrimci/sosyalist güçlerin dikkat ve enerjisinin giderek daha fazla Rojava’da, Kobanê’de, Kürdistan parçalarında ve giderek bütün Ortadoğu’da toplanması boşuna değil. Rojava’da ve Kuzey’deki direnişin yeni koşullarda da her açıdan sahiplenip sahiplenilememesi, Ortadoğu’da yeni savaş silsilelerinin kaderini belirleyici olacaktır. Buradan öteye – özellikle Batı’da- ne yapılacak? Nasıl yapılacak? Savaşın içindekiler ve dışında kalmışlar için de 21. yüzyılın sorusu da aynı; ne yapmalı, nasıl yapmalı? İşte, onu daha derinliğine irdelemeye değer.

*Atılım Gazetesi’nin 25 Aralık 2015 tarihli 204. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 2 Ocak 2016, Cumartesi 15:21
Kategoriler: Haberler, Politika