Bir iki üç daha fazla Sur Silopi Cizre

Bir iki üç daha fazla Sur Silopi Cizre

ARİF ÇELEBİ –

Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim ayaklanmalarında da Kürtler kendi kendini yönetme girişiminde bulunmuştu. Her defasında devlet bu isteği ve girişimi soykırımla cevapladı. Bugün yine özyönetim ilanları ile kendi kendini yönetme girişimi var. Hendekler, bu soykırımcı girişimi bertaraf etmeye dönük bir hamledir.

“6 milyon kişinin oyunu alan bir parti varken hendeklerin sırası mıydı?”

“Erken bir hamle, yanlış bir taktik. Yeterince kapsayıcı değil.”

Varsayalım bu eleştiriler doğru olsun. Bu; sömürgeci devletin Kürdistan’daki katliamlarına seyirci kalmanın gerekçesi yapılabilir mi? Bu; okulların kışlaya, evlerin harabeye dönüştürülmesini vurdumduymazlıkla izlemeyi gerektirir mi?

Gelelim eleştirilere.

Deniyor ki, 5 – 6 milyon oy alan, mecliste üçüncü büyük grubu oluşturan bir parti var, siyasi kanallar açık, ne isteniyorsa meclis kürsüsünde dile getirilebilir, bölgedeki belediyelerin neredeyse tamamı da ellerinde, hendeklere ne gerek vardı.

Böyle düşünenler, Türkiye ve Kürdistan gerçekliğinden kopuktur.

KÜRDİSTAN BİR SÖMÜRGEDİR VE İŞGAL ALTINDADIR

Unutulmasın ki, Kuzey Kürdistan Türkiye’nin sömürgesidir. Türkiye, Kürdistan’da işgalci bir güçtür. Sadece bir ilçedeki direnişi bastırmak için binlerce polisin yanı sıra, on bin asker ve onlarca tankla yapılan saldırıdan sonra Kürdistan’ın işgal altında olduğu gerçeği hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın ortaya çıkmış olmalı. Türkiye devleti; ordusu, polisi, mahkemeleri, valileri, kaymakamları, okulları, tüm devlet kurumları ile Kürdistan’da işgalci bir güçtür. Kürdistan’ın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, pazarı, Türk burjuva devleti ve Türk burjuvazisi tarafından yağmalanmaktadır. Kürdistan, siyasi ve iktisadi ilhak altındadır. İşgalci güçler kendiliğinden çekip gitmez, onları kovmak gerekir.

Unutulmaması gereken ikinci nokta, Kürdistan’ın sömürge boyunduruğuna vurulması TC’nin varlık temelidir. Bu temel, emperyalistlerin onayı ile Lozan’da atıldı. Sömürge Kürdistan’sız bir TC düşünülemez. Ama aynı zamanda, emperyalizmin Ortadoğu’daki bugünkü varlığı da düşünülemez. Böyle olduğu içindir ki, Kürdistan şehirleri tanklarla bombalanırken, onlarca insan katledilirken, yüz binlerce insan elektriksiz, susuz, ekmeksiz bırakılarak göçe zorlanırken, Avrupa devletleri ve ABD olan biteni sessizce seyretmektedir.

SÖMÜRGECİLİK SON BULMADAN FAŞİZM SON BULMAZ

Türkiye’de faşist bir rejim hüküm sürmektedir. En burjuva demokrat bir parti dahi iktidara gelse sonunda faşist rejimin bir uygulayıcısı olacaktır. Bu, kaçınılmazdır çünkü faşizmin düğümü sömürgeciliktir. Hiçbir burjuva Türk partisi sömürgeciliği kendi eliyle ortadan kaldıramaz çünkü sömürgecilikle TC’nin varlığı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır, biri diğerinin varlık nedenidir. Sömürgeci faşist rejimin parlamentosundaki halkçı güçlerin etkinliği ve siyasi manevralarıyla da sömürgecilik sorunu çözülemez. Parlamento, savaşımın başlıca biçimi değil araçlarından biridir, bazen önemi artsa da bu, gerçeği değiştirmez. Gerisi boş hayalcilik olur. Belediye yönetimlerinin elde edilmesi da bir mevzi kazanımıdır ama bu sömürgeci egemenliğin sınırlanması anlamına gelmez. Çünkü, Türkiye’de belediyeler bir iktidarı paylaşım yeri değildir. Yasama yetkileri olmadığı gibi yerel yürütme yetkileri de çok sınırlıdır. Devletin özyönetim ilanlarına vahşice saldırmasının nedeni de egemenliğinin bir kısmını bile paylaşmaya yanaşmamasıdır.

Sömürgecilik çözülmeden faşizm çözülmez. Türkiye’nin devrimcileri, ilerici demokratik kamuoyu bu gerçeği çok iyi kavramalıdır.

Sömürgeciliği es geçip faşizme karşı direndiğini sananlar büyük bir yanılgı içindedir. Türkiye’de faşizmi her gün, her saat, her saniye durmadan yeniden üreten kaynakların başında sömürgecilik gelmektedir. Türkiye’de faşizm yalnızca rejimin niteliğini tarif etmez, aynı zamanda kendisini Türk sayan toplumun önemli bir kesiminde egemen olan bir bilinç biçimidir. Faşizmin bu toplumsal tabanını durmaksızın yeniden üreten kaynakların başında yine sömürgecilik gelmektedir. Dolayısıyla, faşizme karşı mücadele sömürgeciliği karşı mücadeleyle iç içedir. Kürdistan’ın sömürgeci boyunduruk altında tutulması nasıl ki Türk burjuva devleti için varoluşsal bir temelse, sömürgeciliğin son bulması mücadelesi de, Türkiye işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin kurtuluşu için varoluşsal bir temeldir. Sınıf mücadelesinin tam da gelip düğümlendiği yer burasıdır.

Sömürgeciliği karşı mücadele, Kürtler için bir ulusal kurtuluş meselesidir. Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri içinse bir sınıf mücadelesi konusudur. Faşist rejime ve burjuva egemenliğine karşı olan her Türk, sömürgeciliğin tasfiyesine odaklanmalıdır. Sömürgeciliği her ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyenler bir yanda, onu ortadan kaldırmak için mücadele edenler karşı tarafta, bu bugünkü saflaşmanın başlıca biçimidir. Türk burjuvazisi ve Türkiye ezilenleri nesnel olarak bu biçimde cepheleşmişlerdir. Bu cepheleşme emekçi halk kesimleri nezdinde bir bilinç biçimi haline getirilmezse, milyonlarca Türk emekçinin faşizm ve Türk burjuvazisi arkasında saf tutmasının önüne geçilemez.

YENİ BİR MÜCADELE BİÇİMİ: HENDEKLER

“Erken bir hamle yeterince kapsayıcı değil” eleştirisine gelince; bu eleştiriyi yapanlar ya ne dediğini bilmiyor ya da düpedüz teslimiyeti savunuyor. Faşist devletin müzakere masasını devirerek yeniden imha savaşına girmesinin başlıca nedenlerinden biri Rojava devriminin kalıcılaşması ihtimalinin güçlenmesi ise diğer nedeni HDP’nin kazandığı seçim zaferiydi. Gerillanın fiziki imhası kadar HDP’nin siyasi imhası da devletin hedeflerinden biriydi. Bu siyasi imhanın başlıca biçimlerinden biri kitlesel tutuklamalardı. Hendekler kazılmasaydı, binlerce insan daha önce olduğu gibi tutuklanacaktı. Hendek kazanlar yalnızca kendilerini savunmakla kalmadı, Kürdistan’ın diğer bölgelerindeki siyasi soykırım saldırılarına da yanıt vermiş oldu.

Elbette hendekler yalnızca siyasi soykırıma karşı bir savunma aracı değil. Asıl olan devlet hâkimiyetini sınırlamak, fiilen egemenliği paylaşmaktır. Kuzey Kürdistan’da bu ilk kez yapılmıyor. Koçgiri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim ayaklanmalarında da Kürtler kendi kendini yönetme girişiminde bulunmuştu. Her defasında devlet bu isteği ve girişimi soykırımla cevapladı. Bugün yine özyönetim ilanları ile kendi kendini yönetme girişimi var. Hendekler, bu soykırımcı girişimi bertaraf etmeye dönük bir hamledir.

Kürdistan’ın sosyo-ekonomik yapısı değişti. Kürt yoksullarının çoğunluğu artık köylerde yaşamıyor, şehirlerin kenar mahallerinde birikmiş durumda. Dün, Ağrı’da, Dersim’de olduğu gibi dağlarda kurulan savunma mevzileri bugün şehirlerde kuruluyor. Bu mevzilerin daha çok yoksul mahallelerde kurulması da anlaşılır, çünkü Kürdistan’ın sosyo-politik yapısı da farklılaştı. Bugün artık Kürdistan’ın mülk sahibi sınıfları değil yoksulları, onların örgütlü gücü ulusal mücadeleye önderlik ediyor.

Hendekler, barikat savaşının yeni bir biçimi ve düzeyini ifade ediyor. Barikat savaşı nihayetinde kitlelerin devlete karşı bir savunma tarzıdır. Ne var ki, devletlerin teknik donanımı ile kitlelerin savunma araçları arasındaki dengesizliğin çok daha büyüdüğü bugünkü koşullarda, barikat savaşları kısa süreli savunma ve kitle şiddetini barındıran protesto hareketi durumundadır. Büyük kitleleri kapsamadıkça ya da çok yaygın olmadıkça, devlet güçleri üstün saldırı araçları ile kısa sürede barikatları dağıtabilmektedir. Oysa Kürdistan pratiğinde görülmüştür ki, hendeklerle güçlendirilmiş barikatlar devlet saldırılarını durdurabilmektedir. Elbette uygun mekânsal koşullar ve kitle desteği olmasa bu başarılmazdı. Fakat bu yine de hendeklerin barikat savaşının yeni bir biçimi ve düzeyini açığa çıkardığı gerçeğini değiştirmez. Kuşkusuz devlet güçlerinin geri püskürtülmesi ve barikatçıların zafer kazanması yalnızca barikat savaşı ile gerçekleştirilemez. Devlet güçlerinin politik çaresizliğe ve moral çöküntüye uğratılması gerekir. Bunun için barikat dışında kalanların da harekete geçmesi gerekir.

KÜRDİSTAN DEVRİMİNDE YENİ AŞAMA

Özyönetim ilanları ile Kürdistan devrimi yeni bir aşamaya varmıştır. Gerilla savaşı ile şehirlerde özgürleştirilmiş alanları yaratma savaşı iç içe geçmektedir. Bugün barikat savaşı bir adım öndedir. Yarın gerilla savaşı sürece daha etkin katıldığında denge devrimin lehine değişecektir. Başarı, Kürt halk kitlelerinin hamleyi sahiplenme düzeyi kadar Türk emekçi sınıfların ilerici bölüklerinin sömürgeci saldırılara karşı mücadeleyi yükseltmesi ile gelecektir. Zafer yalnızca Sur, Cizre, Silopi, Dargeçit’in değil, Türkiye halklarının olacaktır. Ama yenilgi de yalnızca barikatçıların değil Türkiye halklarının yenilgisi olacaktır.

Barikatları yıkan devlet, Türkiye’nin tüm ilerici bölüklerini kazanılmış mevzileri ve kurumları ile birlikte ezmeye yönelecektir. Azgınlaşmış ve daha da azgınlaşacak faşist saldırıları durdurmanın ve püskürtmenin yolu sömürgeciliği karşı savaşımda Kürt ulusal kurtuluş mücadelesiyle birleşmekten, birleşik demokratik cepheyi güçlendirmekten geçer.

*Atılım Gazetesi’nin 25 Aralık 2015 tarihli 204. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 2 Ocak 2016, Cumartesi 17:44
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Teori