“Çöktürme Planı” da çökecek

“Çöktürme Planı” da çökecek

Vaktiyle, 2014 MGK toplantısının kritik önemine işaret etmiş, hazırlanan topyekun savaş konseptine dikkat çekmiştik. Şimdi o toplantıda alınan özel savaş kararlarını öğreniyoruz. Bizdeki Saray cuntasının, Sri Lanka diktatörü Rajapaksa’nın Tamil halkına ve devrimci güçlerine karşı 2006-2009 arası boyunca uyguladığı kitlesel vahşet ve kıyım stratejisine/modeline doğrudan öykünen kararlar bunlar.

Adı “Çöktürme Planı” olan bu savaş konseptinin 10-15 bin ölüm, 8 bin civarı yaralı 5-7 bin arası tutuklama ve 150-300 bin civarı insanın yer değiştirmesi ile hedefe ulaşacağı, yani Kürtlere diz çöktürüleceği öngörülmüş. Bildiğimiz mekanik bir devlet planı.

HDP’nin iç ihtilaflara sürüklenmesi ve belediyelerin DBP’den alınması/gasp edilmesi, vb. başkaca ayakları da var tabii bu planın. Buna bir de cezasızlık garantisini ekleyebiliriz.

Boşa kürek çekmek, bu tür darkafalı planlar. Sonuç vermesi imkansız.

Kürtlere karşı saldırı, iktidarların kendilerini yenilemesi ve bu arada devletleşmenin katalizörü oldu yıllar yılı. Nasılsa sahipsizdi Kürtler. İç birlikleri yoktu. Öldükleriyle ve sürüldükleriyle kalırlardı.

Kürt özgürlük hareketinin ortaya çıkması duruma devrimci bir müdahaleydi. Rojava devrimi ise son esaslı ve oyunun bütün kurallarını değiştiren müdahale oldu.

O nedenle Sur veya Botan derken aslında Rojava diyor, otoriter despotluğun yöneticileri. Kuzey’i Rojava’dan yalıtmayı çok istediler, olmadı; yapamadılar. Kırmızı çizgi klişesiyle tehdit ettiler ancak o da işe yaramadı. Güya, Fırat’ın Batısını Kürtlere yasaklamışlardı. Ne oldu, DAİŞ faşizmine karşı savaşanlar yasağa aldırmadan ilerleyip Teşrin Barajı’nı aldılar. Ne diyor iktidar, hayır bunlar Kürt değil. Desinler. Bilenler için bu ağır bir yenilgidir.

Benzer bir yenilgi Beşika için geçerli. Arap Birliği, iktidarı işgalcilikle suçladı, askerlerin çekilmesini istedi; bunun üzerine Barzani’nin kapısını çaldılar.

Konseptmiş, yakarız, yıkarız efelenmeleriymiş, kırmızı çizgilermiş… Sınırların ötesinde bunların zerrece kıymeti yok. Uluslararası hukukun teknik bilgisine sahipler ama anlayamıyorlar, onunla oynayabileceklerini zannediyorlar. Tam da o zaman ağızlarının payını alıyorlar.

Bakın işte Suriye’ye geçemiyorlar. Rusya, böyle bir durumda askeri karşılık verileceğini açıkladı bile. ABD ile DAİŞ vb. çeteler nedeniyle araları limoni. Arap Birliği “Siz kimsiniz” demeye getiriyor ve ilişkiler çatlıyor.

Şimdi dönüp Kütlere ayar vermeye, kölelik hukuku dayatmaya çalışıyorlar. Orada da beklediklerinden çok sert direnişle karşılandıkları açık, ilerleyemiyorlar. Hem ilerleseler ne olacak, şehirleri zapt etseler ne çıkar, milyonlarca asker mi yığacaklar oralara?!

Şu vasatta zafer kazanamazlar. İmkansız! Nazi propaganda taktiklerine bel bağladılar. Her gün yeni bir başarı hikayesi, eski günleri ihya etme vaadi, dünyanın kaderine yön verdikleri numarası… Hayaller bunlar… Ama hakikat, itibarsız yalnızlık.

HDP’nin “düşman hedef” haline getirilmesi, demokratik cephe içerisinde tereddüt yaratması, bayat numaralarla vakit geçirmek gibi. Son randevu iptali de böyle. Güya “Hükümet çözmeye niyetliydi, keşke söylenenleri yutsaydık” diyen birilerinin çıkacağını hesaplıyorlar. Devlet kafası işte, anlayamıyorlar. Halktaki duygusal kopuşu anlamadıkları gibi.

Geçtiğimiz günlerde toplanan DTK Kongresi’nde ortaya konan birleşik direniş iradesi ve ilan edilen “Özyönetimlerle ilgili siyasi çözüm deklarasyonu” iktidar için yeni bir şok oldu. Zorladıkça, despotça davrandıkça sömürgeci devlet reflekslerini kuşanıyorlar ancak bu arada da Kürtler kendi işlerini kendileri görmeye başlıyor. Kürt hareketinin hala demokratik cumhuriyet içinde özerk bölgeler ekseninde çözüm iradesi sergilemesi bir şanstır oysa. Çok açık ki bu irade, sokaktaki Kürt’ün giderek ağırlık kazanan “ayrılık” hislerini yatıştırmaya, hala bir uzlaşmanın imkanı olduğunu anlatmaya odaklı.

Buna rağmen medya ve iktidar terörü ile deklarasyona karşı taarruza geçilmesi iktidar cenahında kafaların “çökertme planı”na göre işlediğini gösteriyor. Demek bu kadar çaresizler, en küçük bir esnemede dağılıp gideceklerini zannediyorlar. Bu akıbetin sonu felakettir.

Yaşayarak göreceğiz. “Çökertme planı” da çökecek. Eninde sonunda halkın taleplerine kulak vermek zorunda kalacaklar. Mücadelenin dolaylı yedekleri artıyor, Kürt halkı direniyor, demokratik cephe partisi HDP hala onların planlarını boğuyor ve iç karmaşaya sürüklenmiyor.

15 bin ölüm ve yüz binlerce sürgün Kürtlere hafif gelir. Daha 1920-1930’larda 500 bin Kürt sürgüne gönderildi. 90’larda sürgün edilenlerin sayısı milyonu geçti. 20 bin civarında faili meçhul, on binlerce ölümü getiren özel savaş yöntemleri uygulandı. Ne çıktı? Bugün 90’larla kıyaslanamayacak kadar kuvvetlidir Kürt halkı. Üstelik sadece Kürdistan’da değil devlet sınırlarının her noktasındalar.

2015’e girerken Kürtler saldırı altındaydı. Dolmabahçe deklarasyonu bunu hafifletti. 7 Haziran saldırıları kırdı. Sonrası, bilinen despotik uygulamalarla iktidar taarruzu girişti. Ancak o arada Kürt halkı derlendi, kendi yolunu çizdi.

Yılın sonunda kazanan, Kürtler ve onlarla birlikte devrimci demokrasi cephesi içinde devrim ve özgürlük için mücadele eden sol/sosyalist ittifak güçleridir. 2016 sürpriz sıçramalara sahne olabilir. Bunun itici gücü, Kürt halkının ülke ve özgürlük savunması eksenindeki sömürgecilik karşıtı amansız direnişini sürdürmesidir. Batı’da Türk halk onurunun galebe çalarak faşizme karşı halk uyanışının ve demokratik direnişin yükselmesi sürprizlerin sayısını artıracaktır.

Heyecanlı ve dipdiri bir yıla giriyoruz. 2016, umut ve inatla direnenlere, diz çökmeyenlere/ çöktürülemeyenlere kutlu olsun.

* Atılım Gazetesi’nin 1 Ocak 2016 tarihli 205. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Ocak 2016, Perşembe 11:38
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler