“Devletsizlik” ve “kopuş”

“Devletsizlik” ve “kopuş”

ZİYA ULUSOY-

Sömürgeci devletten kopuş, halkların birbirinden kopuşu değildir. Ama Erdoğan-generaller çetesinin canavarlık cehennemi yaratmasına karşı, tank ve top ateşi altında, kardeş diye seslendiği halklardan beklediğini bulamaması, Kürt halkımızın diğer halklarla gönül bağını kaçınılmaz olarak koparır. Gerisi gelir mi?

Erdoğan faşizmi, Kürdistan kentlerini kuşatma altına alıp soykırımla tehdit edince, Kürt halkında öne çıkan duygu ne oldu? Türk burjuvazisinin sömürgeci devletinden uzlaşma beklentisi kırıntısı da son buldu.

Erdoğan ve generaller bu sonucu göze aldı. Şok ve dehşet yaratarak, yıldırmak ve teslim almak istiyor.

Türk halkını, bu saldırıda yedekleyeceğini umuyor veya inanıyor.

Kürt halkımızın, sömürgeci devletten beklenti kırıntısının da son bulması, kopuş içinde kopuştur. On yıllardır süren ulusal demokratik özgürlük mücadelesi içinde sömürgeci devletten devrimci kopuşu yeniden yeniden yaşıyor. Şimdiye değin kısmen var olan uzlaşma beklentisini de haklı ve doğru olarak İslamcılık-Türkçülük çölüne ve bozkırına fırlatıp atıyor.

Son iki yılda bunun iki belirtisi çarpıcı oldu.

Erdoğan geçen yıl DAİŞ çetelerini Kobanê üzerine saldığında, Kürdistan gençleri 6-8 Ekim serhildanıyla yanıt vermişti. Kürdistan gençleri, Erdoğan faşizmine karşı, adeta ‘devletimiz olmadığı için mi Kobanê’de bizi yok ediyorsun?’ sözünü eyleme dökmüştü. Erdoğan faşizmi, özel harekatçı katilleri ve Hizbullahkontra canilerini gençlerin üzerine sürmüş ve 50’ye yakın gencimizin kanını içmişti. Yetinmeyip gençlerin meşru savunmada birkaç Hizbulkontracı’dan hesap sormasını yalaka medyasıyla her şey haline getirmişti.

Bu yıl, 5 Haziran’dan başlayarak Erdoğan faşizmi Kürtleri ve halklarımızın devrimci demokratik güçlerini, özgürlükseverliğiyle halklarımızın kardeşliğini örmeye çalışan demokratik barış güçlerimizi kitlesel katlediyor. Kitle katliamlarını süreklileştirerek, tank-top-keskin nişancıyla Kürt’e soykırımı, diğer halklarımızın demokratik devrimci güçlerine barbarca öldürme ve F tipi zindanı dayatıyor.

Kürt halkımızın buna cevabı, tank-top-keskin nişancıya karşı hendekle ve ölümü göze alarak direnmek oldu. Zor ve onurlu direnişe devam ediyor. Bu direniş, Erdoğan-generaller çetesine karşı ‘devletimiz yok diye mi bize soykırım yapıyorsun’ sözünü, Kürt’ün direnişiyle dile getirmesidir. Uzlaşma beklentisinin kırıntısını da sömürgeci Türk devletinin çölüne ve bozkırına atmasıdır. HDP Eş Genel Başkanı’nın Tahir Elçi’yi uğurlama töreninde hüzünle söylediği ‘Tahir’i öldüren devletsizliktir’ sözü, bunun sembolüdür.

Kürt’ün kendi yurdunda kendisini yönetmesinin her düzeydeki biçimi demokratik hakkıdır. Ayrı devlet kurması da, demokratik özerklik de, özyönetim de hakkıdır. Buna yalnızca Kürt ulusu karar verme hakkına sahiptir. Buna, Kürt’ün kendi kendisini yönetme hakkını gasp etmiş Türk burjuva devleti karar veremez. Türk halkının siyasi eğilimi de bunu belirleme hakkına sahip değildir.

Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının tek demokratik anlamı da budur. Bunu lekeleyen her müdahale, demokratik hakkın gasbıdır.

Üstelik Kürt halkı, mücadele deneyleri içinde halk meclislerine dayanan özyönetim biçimiyle kendisini yönetme bilincini geliştiriyor. Bu, sönmeye başlayan devlet biçimi, devlet olmaktan çıkmaya başlayan devlet biçimidir.

Kürt halkımız sömürgeci devletten uzlaşma beklentisini çöle ve bozkıra attı. Bu; Türk halkından, Kürt olmayan halklarımızdan kesin kopuş mudur?

Sömürgeci devletten kopuş, halkların birbirinden kopuşu değildir. Ama Erdoğan-generaller çetesinin canavarlık cehennemi yaratmasına karşı, tank ve top ateşi altında, kardeş diye seslendiği halklardan beklediğini bulamaması, Kürt halkımızın diğer halklarla gönül bağını kaçınılmaz olarak koparır. Kürt emekçilerinin, yoksullarının, diğer uluslardan emekçilere güvenini haklı olarak berhava eder. ‘Bizi asıl öldüren Batı’daki halkın sessizliğidir!’ Bu söz, haklı olarak söylenmeye başlandı.

Gerisi gelir mi?

Bu, Türk emekçisinin, Erdoğan faşizminin Kürdistan halkına yapmakta olduğu kuşatma ve savaş hali altındaki canavarlığa karşı ses vermesine, eylemini yükseltmesine bağlıdır.

Komünistler, tutarlı demokrat ve devrimciler, değişik uluslardan emekçilerin özgürlük içinde kardeşçe güven ve birliğinin vicdanıdırlar.

Suruç’ta, Ankara Barış mitinginde canını veren, Rojava Devrimi’nde dövüşerek şehit düşen devrimciler ve demokratlar, bu vicdanın öncü kahramanlarıdır. Enternasyonalizmin yüksekte dalgalanan bayraklarıdır.

Şimdiye değin Kürt halkımızın, halkları kardeş gören bilinci, özgürlük mücadelesindeki fedakarlığı ile enternasyonalist devrimcilerin fedakarlığı, halkların birbirlerine güveninin harcını oluşturdu.

Komünist, devrimci ve tutarlı demokrat hareket, Türk emekçileri Erdoğan faşizminin soykırım kuşatmasına karşı Kürt halkıyla dayanışma mücadelesine çekebilirse, Cizre’ye, Sur’a ses vermeyi yükseltebilirse, halkların birbirlerine güvenini inşa edebilir, geliştirebilir.

Kürt halkımız, direnişçiliğe ve Rojava’da, Şengal’de halkların özgürce birliğinin öncüsü olarak, uzatılacak her dayanışma elini misliye tutacak bilince, kararlılığa sahiptir.

Erdoğan-generaller çetesinin soykırımına direnen Kürtlerle dayanışmayı, Türkiye’de devrimci ve tutarlı demokratik hareket geliştirerek, halkların birbirine güvenini yaratmalı, özgürlük içinde kardeşçe geleceğinin harcını karmalıdır.

Bu, aynı zamanda Türk emekçisinin, özgürlüksever güçlerinin bugünün, Erdoğan-generaller çetesinin karanlık ve canavarlığından kurtarılması demektir. Kürt’ün direnişi bunun da yolunu açıyor.

Direnişin açtığı yoldan yürüyelim. Her iki ülkede de, karanlıktan, sömürgeci ve faşist devletten, yöneticisi Erdoğan-generaller çetesinden, onların yalakası ulusalcı ve çıkarcı güruhlardan, teslimiyet isteyenlerden kopalım. Özgürlük içinde halkların gönüllü birliğinin harcını karalım.

Bölge halklarına demokratik barış ve özgürlük getirecek devrim dalgasının öncü bayrağını yükseltelim.

* Atılım Gazetesi’nin 1 Ocak 2016 tarihli 205. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Ocak 2016, Perşembe 15:09
Kategoriler: Büyüteç, Haberler, Makaleler, Politika