Direnişleri kadın özgürlük mücadelesinin kılavuzu olacak

Direnişleri kadın özgürlük mücadelesinin kılavuzu olacak

SEZİN UÇAR-

Nasıl ki Çilem Doğan, ‘hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün’ diyerek kendi özsavunma eyleminin okumasını yapmış, eylemi tüm kadınlara cesaret vermişse Yeliz ve Şirin’in onları katletmeye gelen; tecavüzcü, katil polislere karşı son nefeslerine kadar direnişi de tüm kadınlara direnme gücü vermelidir.

Kürdistan’da katliamlar, batıda infazlarla faşizmin en çıplak halini yaşadığımız günlerden geçiyoruz. AKP’nin mevcut saldırılarının amacı, kullandığı saldırı yöntemleriyle de daha belirgin hale gelmiş durumda. Savaşçıların cenazeleri yerlerde sürüklenip kayıt altına alınıyor, izlettiriliyor. Kadın savaşçıların çıplak bedenleri yine bu özel savaş yönteminin bir parçası olarak teşhir ediliyor. Batı’da faşizmi yenmeye kararlı komünist kadınlardan Şirin Öter’in cinsel organına yönelen kurşunlarla tüm kadınlığın ortak değerleri yok edilmek isteniyor.

Politik, direnen, savaşan kadınlara yönelmiş şiddetin bu özel biçimi kadınlara yönelen erkek şiddetini de arttırıyor. Savaş dönemlerinde kadına yönelik şiddetin arttığını son altı ayda yaşanan kadın cinayetlerindeki belirgin artışla bir kez daha deneyimlemiş oluyoruz. Cizre’de ‘Devlet Geldi’, Kızlar Geldik İninize Girdik’ şeklinde yazılama yapan özel hareket polisi ile sokak ortasında tacizi, şiddeti kendisine hak gören herhangi bir erkeğin aynı tecavüzcü motivasyona, aynı erkek aklına sahip olduklarını bıkmadan anlatıyoruz.

Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmek ve ezilenlerin mücadelesini bozguna uğratmak için dizginsiz davranan Saray’ın darbesine karşı başlayan özyönetim direnişi ise onca zorluğa, her türlü yalıtma ve yalan propagandaya rağmen zengin tecrübelerle gelişiyor.

Bu dönemde saray diktatörlüğünün en büyük kaygısı da Kürdistan’da başlayan özyönetim direnişinin, batıda emekçi ve ezilenlerin barındırdıkları devrimci potansiyel ile birleşme olasılığı oluyor haliyle. Bu birleşik direnişi mümkün kılacak en temel, en diri dinamiklerden biri olan kadın özgürlük mücadelesi ise AKP’nin özel savaş yöntemlerinin öncelikli hedefinde yer alıyor.

Ekin Wan’ın çıplak bedeninin teşhiri, gözaltına alınan Kürt kadınlarına yapılan cinsel işkence ve kadın infazları ile amaçlanan da kadın isyanının birleşik devrimi mayalamasını engelleyebilmektir. AKP’nin cinsiyetçi kadın politikalarına itiraz eden, Gezi’de ojeli tırnakları ile barikatları kuran, Özgecan’ın katledilmesi sonrası kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddete karşı Türkiye’nin dört bir yanında kadın isyanını yaratan, özsavunma pratikleri ile Isparta’dan Adana’ya kaderlerini değiştiren kadınların; hendek başında özyönetimi ilmek ilmek ören kadınlarla mücadele birlikteliğinin, birleşik direnişlerinin önüne geçmektir amaçlanan.

Batıda Günay Özaslan, Dilek Doğan ve Dilan Kortak’ın katledilmeleri de bu amaçlanan politikanın bir parçasıdır.

Tıpkı geçtiğimiz hafta Yeliz Erbay ve Şirin Öter’in (Partili isimleriyle Berçem Renas ve Ekin Su) katledilmesinin de devletin bu bilinçli kadın politikasının bir parçası olduğu gibi. Komünist kadınlar, kendilerine yönelen devlet kuşatmasına silahla karşılık vermiş çatışma sonucu ağır yaralanmış, ardından yaralı haldeyken infaz edilmişlerdir. Şirin’in vajinasını ve memelerini paramparça eden kurşunlar, devletin tecavüzcü ve kadın düşmanı özelliğinin en çıplak hali olarak tarihteki yerini almıştır. Tıpkı, Hitler faşizminin sefaletinin Tanya’nın karın üstünde günlerce bekletilen parçalanmış çıplak bedeniyle tarihteki yerini alması gibi. Nasıl ki amaçlananın aksine Tanya, kadınlar için bir direniş abidesi olduysa, Ekin Wan ve Ekin Su da kadınlar için onurun, özgürlüğün ve direnişin simgesi oldular.

Şirin ve Yeliz’in eylemi, katledilen tüm kadınlar adına kadın isyanın direnişle çoğalmış halidir. Silopi’de 11 çocuk annesi Taybet İnan’ın cenazesine kimseyi yaklaştırmayan, cenazeyi kaldırmak isteyenleri tarayanlara aynı günlerde İstanbul’dan bir karşı koyuştur. Aynı karşı koyuşun hedefinde, tecavüzcü katil DAİŞ çeteleri ile işbirliği yapanlar da vardır, Cizre’de, Silopi’de ırkçı yazılamaları yapanlar da, eşinden şiddet gördüğü için karakola başvuran kadını zorla evine gönderip katledilmesine sebep olanlar da…

Nasıl ki Çilem Doğan, ‘hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün’ diyerek kendi özsavunma eyleminin okumasını yapmış, eylemi tüm kadınlara cesaret vermişse Yeliz ve Şirin’in onları katletmeye gelen; tecavüzcü, katil polislere karşı son nefeslerine kadar direnişi de tüm kadınlara direnme gücü vermelidir. Dahası, başta sosyalist kadınlar olmak üzere, kadın özgürlük mücadelesinin ayrımsız tüm özneleri; faşizme ve cinsiyetçiliğe karşı verilmiş bu kıymetli direniş pratiğini birleşik kadın direnişinin mayası yapmalı, tüm kadınların özsavunma pratiklerine kılavuzluk etmesini sağlamayı başarabilmelidir.

Onların direniş pratiğini sahiplenmek ve büyütmek; kadın özgürlük mücadelesinin kolektif değerleri haline getirmek, biz kadınlara dayatılan her türlü ezme-ezilme ilişkisine dair reddimizin meşru direniş yöntemleriyle donanması ve daha güçlü olması anlamına gelecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 1 Ocak 2016 tarihli 205. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Ocak 2016, Perşembe 14:50
Kategoriler: Haberler, Kadın, Politika