Ya hendek ya da Erdoğan-AKP diktatörlüğü

Ya hendek ya da Erdoğan-AKP diktatörlüğü

TOPRAK AKARSU-

Kürt halkı, diğer bütün halklar gibi kendi kendisini yönetmek istiyor. Bu onun dokunulmaz, doğal hakkıdır! Bırakın demokrat olmayı bunu amasız, fakatsız kabul etmeyen Türk aydını, çelişkinin görülmemiş düzeyde keskinleştiği mevcut koşullar altında Erdoğan-AKP diktatörlüğünün basit bir piyonu olmaktan kurtulamaz. Ya hendekten yanasınız ya Erdoğan-AKP diktatörlüğünden yana. Ara bir yer, orta bir yer kalmadı.

Gerektiğinde sosyalist olduğunu vurgulayan Murat Belge önce hendek kazmanın “akıllı adam işi olmadığı”nı serdetti iktidarı eleştirirken. Demokratik Toplum Kongresi Diyarbakır’da toplandı. Hendeği selamlamakla kalmadı, Kürt halkının demokratik özerklik talebini bir kez daha tok ve yüksek bir sesle duyurdu. Bunu da “tırmandırma politikası” şeklinde tanımladı hazret! Ve “Kürt hareketinin özyönetim hastalığı” teşhisini koydu, duyarlı Radikal yazarı Ezgi Başaran.

Kılıçdaroğlu’su, Perinçek’i, Bahçeli’si… CHP’si, VP’si, MHP’si… Türk burjuvazisinin bütün siyasal temsilcileri duraksamadan demokratik özerkliğe karşı Erdoğan-AKP inkarcı sömürgeci diktatörlüğünün saflarında kenetlendiler. Her zaman olduğu gibi, mesele Kuzey Kürdistan’da Türk sömürgeciliğinin devamı olunca Türk burjuvazisi ve siyasi temsilcilerinin saflarındaki bütün nüans ayrımlar anlamını yitirdi, silindi!

Demokrat aydınlarımıza göre, Kürtler, demokratik özerklik ve hatta daha fazlasını talep edilebilirdi elbet! Daha fazlasını yapamazdı asla! Ne de olsa Kuzey Kürdistan Türk burjuvazisinin sömürgesiydi. Eğer bir irade ve otoriteden söz edilecekse bu ancak Türk burjuva devletinin sömürgeci iradesi olabilirdi. Kürt halkı haddini bilmeli, yalnızca “talep edip” efendinin iyi helalini beklemeliydi. Taleplerini gerçekleştirmek için iradeleşmeyi aklının ucundan bile geçirmemeliydi.

Kürt halkı diğer bütün halklar gibi kendi kendisini yönetmek istiyor. Bu onun dokunulmaz, doğal hakkıdır! Bırakın demokrat olmayı bunu amasız, fakatsız kabul etmeyen Türk aydını, çelişkinin görülmemiş düzeyde keskinleştiği mevcut koşullar altında Erdoğan-AKP diktatörlüğünün basit bir piyonu olmaktan kurtulamaz. Ya hendekten yanasınız ya Erdoğan-AKP diktatörlüğünden yana. Ara bir yer, orta bir yer kalmadı. Demokratik özerklik ve özsavunmayı, Kürt halkının statü talebini desteklemezseniz demokrat olamazsınız, o halde hendeği de anlamak ve desteklemek zorundasınız. Hendek meselesinde duraksar, tereddüt geçirirseniz hendeğin karşısındaki çukurda Erdoğan-AKP diktatörlüğünün yandaşı, kandaşı haline gelirsiniz.

Faşist despot Erdoğan’ı eleştirirken, hendekle aranıza sınır koyma ihtiyacının sefalet çukuruna düşersiniz. Kaleminiz, sizi eleştiriyorum ama beni onlarla karıştırmayın kokusunu yayar.

Yalnızca Kürt halkının demokratik özerklik ve özsavunmada somutlanan statü talebinin değil, Türk işçi ve emekçilerin, ezilenlerin, halklarımızın demokrasi ve barış talebinin, adalet ve özgürlük talebinin önündeki en büyük engel, inkarcı sömürgeci Erdoğan-AKP diktatörlüğüdür. Hendekler ise Erdoğan-AKP diktatörlüğüne karşı mücadelenin önünü açan, bayrak taşıyıcısıdır. Her kim demokratik özerklik talebine, özsavunma ve hendeklere karşı tavır alırsa, o Erdoğan-AKP diktatörlüğünün dostu, müttefiki, kankasıdır!

Hendek; kendini yönetme talebinin, demokratik özerkliğin, özsavunmanın en çarpıcı anlatımıdır. Günümüzün en kesin ve en güvenilir siyasal ayrıştırıcısıdır. “Sağdan soldan ‘demokratlar'” neden kendilerini hendek mihenginde çukura yuvarlanmaktan kurtaramıyorlar?

“Bu ülkede yaşayan sağdan, soldan her ‘demokrat’ bu sorunun varlığını, Kürtlerin bir ölçüde ve demokratik bütünlük kaydıyla kendilerini yönetme arzusunu, taleplerini biliyor ve çözüm için bunların tatmin edilmesi gerektiğini kah savunuyor, kah kabul ediyor. Kabul edilmeyen ve edilemeyecek husus, bu taleplerin meydan okuma, dayatma, şiddet üzerinden hayata geçiriliyor oluşudur. Ve geldiğimiz noktada yöntem, yani şiddetin, sorunun yani doğal taleplerin ötesine geçmiş bir durumdadır.” (Ali Bayramoğlu)

“Sağdan, soldan her ‘demokrat'”, “demokratik bütünlük” yani Kuzey Kürdistan’da Türk sömürgeciliği ve devletin şiddet kullanma tekeli önünde eğiliyorlar, en temel ilkeleri oluyor burada eğilmek. Kürt ulusu hariç bütün ulusların kendini savunma, nefsi müdafaa hakkını kabul ediyorlar! Kürt ulusu ile Türk ulusunun eşitleşmesinden nefret ediyorlar. Sömürgeci Türk burjuvazisi ve onun sömürgeci devleti gibi düşünüyorlar.

Kürt ulusunun kendi varlığını korumak, haklarını savunmak için nefsi müdafaa hakkı var. Bütün halkların özsavunma hakkı var. Bunlar sömürgecilerin, egemenlerin, efendilerin keyfine kalmış değil. Türk halkımız da tıpkı Kürt halkımız gibi yapmalı, diktatörlüğe karşı mücadelesinde onu örnek almalı. Diktatörlük karşısında onun gibi özneleşmeli, iradeleşmeli, özsavunmasını en uygun biçimlerde geliştirmelidir.

Devrimciler ve sosyalistler en geniş demokratik güçlerle birleşerek bugün var güçleriyle Kürt halkımızın demokratik özerklik talebini, özsavunma ve hendeklerin haklı, meşru ve demokratik olduğunu Türk işçi ve emekçilerine, ezilenlerine anlatmakla, açıklamakla yükümlüdürler. Her şeyi Türk işçi ve emekçilerinin, ezilenlerinin hendeğin hangi tarafında yer alacağı belirleyecektir.

* Atılım Gazetesi’nin 1 Ocak 2016 tarihli 205. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 7 Ocak 2016, Perşembe 11:43
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Polemik, Politika