Zulüm yolları kesmişken baharı hissetmek

Zulüm yolları kesmişken baharı hissetmek

MUKADDES ERDOĞDU ÇELİK-

İnsan vicdanı ayaklanıyor, onca yasak altında mesaj oluyor, şiir oluyor, şarkı, resim olup seyredenlerin beynine hücum ediyor. Günlerdir, haftalardır, aylardır sanal iletişim kanalları direnişlerin sesi olup dünyaya onuruyla ayaklanmış mazlumun ahını duyuruyor. Dayanışma hallerinin bin türlüsü binlerce yüreğe, akla ve vicdana akıyor, ayaklara ve ellere hayat suyu yürüyor. Her biri kendi yolundan kendi tarzında akan direniş derecikleri.

Sömürgeci zalimler yalnız yolları kesmiyor, haberleşme kanallarını, basılan kitapları, sosyal medya sitelerini, TV’leri, gazeteleri, velhasıl hayata dair nerede ses ve hareket varsa her birinin önünü kesmiş durumda. kentleri, bebeleri, doğmamış bebeleri bile ana karnında kurşuna diziyor. Kuşatma altındaki kentlerde insana dokunmak için gidenlere de saldırıdan geri durmuyor. Evet, zulüm çok dizginsiz, fütursuz ve arkasında büyük sessizlik sıralı. Ama her şey böyle değil, ya da her şey bu eksende yerinde saymıyor. Hareketin ve düşüncenin yasaları da var. Onlar da hareketli, zulme aldırmadan yolunda işleyip gidiyor; önüne çıkan barikatları yıkıp hayatı ilerletiyor.

Sömürgeciliğin bu en son hamlesinde can ve mal pahasına hayatı savunanlar, geride kalmış olanlara yeniden Kobanê direniş günlerinin havasını taşıyor. Tanka, topa, suya, gaza ve de kurşuna kafa tutanlar, görmeyenleri bile; Kobanê günleri, Stalingrad direnişleri mi yaşıyoruz ne, diye uyandırıyor. Gazeteciler, tehditlere aldırmayıp sömürgeciliğin savaş vahşetini sergiliyor, en ürkeği bile bazen aralara sorular sıkıştırıyor. Kanlı sömürgecilikte duraklayan bir avucun azgın dili bizi yanıltmasın.

VİCDAN AYAKLANIYOR

İnsan vicdanı ayaklanıyor, onca yasak altında mesaj oluyor, şiir oluyor, şarkı, resim olup seyredenlerin beynine hücum ediyor. Günlerdir, haftalardır, aylardır sanal iletişim kanalları direnişlerin sesi olup dünyaya onuruyla ayaklanmış mazlumun ahını duyuruyor. Dayanışma hallerinin bin türlüsü binlerce yüreğe, akla ve vicdana akıyor, ayaklara ve ellere hayat suyu yürüyor, zulüm yetmedi karla kestik sanılan “Doğu”nun yolları her geçen gün daha fazla insana açılıyor. Sokaktaki insanın yeni yıldan en büyük beklentisinin barış olduğunu duyuruyor televizyon kanalları.

Turizmle anılan, Batı’nın “en beyaz Türk” diyarı sayılan Bodrum’da kadın aklı en önce uyanıp yollara düşürüyor ayakları. Ankara’dan, İstanbul’dan ve pek çok ilden, bölgeden kadınlar bu aklın çağrısına ayak uyduruyor, konvoylar halinde Amed’in kalbi Sur’un önünde buluyor kendini. Zalimler karla kaplı meydan ve yolları bir de gaz ve suyla kaplıyorlar ama işte direnişle buluşanları önleyemiyor. Şimdi ben bu satırları yazarken, bir kısmı Cizre’ye, Şırnak’a ulaşmaya çalışıyor, zulümden başka kara inat yürüyorlar. Bu yürekli kardeşlik yürüyüşünün öncüsü ve yaratıcısı kadınların bir bölümü ise Amed polis merkezinde zalime inat, kardeş baharın müjdesi çiçeklerimiz, bizleri de bulunduğumuz yerden, hatta en kuytudakileri bile, yola çıkan bahar rüzgarına katıyorlar.

Yazar, aydın, her daldan sanatçı Amed’e sefere çıkıyor, dönemin simge suikastından payına düşen acısıyla dolu Türkan Elçi’ye, yalnız değilsin demeye gidiyor. İki taraf birbirinden güç alıyor ve dimdik duruşları yüceliyor. Rakel Dink’in, “Yalnız değilsin kardeşim” sözlerinde somutlaşan halkların kardeşleşme, eylemin sesli hali olup, tüm dünyaya yayılıyor. Buradan da baharın müjdesi yükseliyor.

Batı metropolleri tıpkı Kobanê günlerine, Gezi günlerindeki gibi dayanışma eylemlerini, direnişin sesi ve soluğu olmaya ısınıyor her geçen gün. Kadınlar, özgürlük yürüyüşlerini en fazla bu zamanlarda yükseltmişlerdi. Şimdi onların, Amed günleri, Sur, Cizre günleri var. Hem akıl hem yürek hem eylem büyütüyorlar. Yeni yıla karlar altında, karları delip başını gösteren kardelenler gibi giriyor kadınlar. Kürt kardeşim, yalnız değilsin, diyen bu haykırışın onuru geride kalanları ayaklandıracaktır, emin olun.

Ve bir kadın televizyon programcısı, baskı mekanizmasına dönüşmüş ana akım medyadan başını yükseltiyor, sosyal medyada tek kişilik bir kampanya açıyor: Kürtler kardeşimdir, onları öldürmeyin çığlığını duyuruyor. Yüreklere ferahlık, bilinçler kardeşlik taşıyor, yenim yerim dar diye kıvrananlarımıza etkinlik alanı açıyor. Sur’a, Cizre’ye gıda, sağlık, giysi yardım kampanyaları açılıyor, elindekini bölüşme çabaları artıyor. Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri gibi bir direniş mevzisi açıyor Dolmabahçe’nin önünde.

Devletin başı gazetecileri hapse attırıyor, hapishane kapılarında nöbete duruyor arkadaşları. Zulme karşı çıkarılmış bu ses, giderek kendi bendini aşıp kardeşleşme ve her gadre uğrayanın yardımına koşacak potansiyelleri harekete geçirmeye aday, katılımcılarını bekliyor sanki.

Yine gemi azıya almış zulüm kalesinden kitap toplatma kararları dökülüyor. Ama kimse tınmıyor, hatta alaya alınıyor. “Delila”nın ve “Anneanne Ben Aslında Adana’da Değilim” kitapları bir anda medyada gözlere ziyafet, kulaklara Kürt direnişinin sesi oluyor. Herhalde yakında yasak baskıları bile kapışılacaktır. Kimbilir benim gibi daha kaç kişiye, dünkü çocuk, bugünkü gerilla Tanya olup hasret giderici oluyorlar.

Sömürgeci faşizm, kardeşlik siyasetini bitirmeye çalıştıkça kardeşleşme hamleleri büyüyor. Bakın, 20 yıllık Galatasaray Lisesi önü direnişine, Cumartesi Anneleri eylemlerine; çoktan beri her biri günün zulmüyle kayıp zalimliğinin birlikte vicdanın, aklın ve tarihin ateşine atıldığı direniş yeri halindedir. Çocuklarının canından vazgeçmek zorunda kalıp kemiklerini ve tabii bir de katillerini arayanlar, Sur’un, Cizre’nin de hakkını arıyor; özgürlük, eşitlik, adalet arayışını Kürdistan dağlarına kadar uzatıyorlar.

Üniversiteler, ceberrut devlet ocakları haline getirilmekteyken gençlik, zulmün sivri uçlarını bedenlerinde ve gelecek düşlerinin budanışında hissederken Kürt’ün onurlu sesine kulak tıkayamaz elbet. Bu yüzden üniversiteler her gün sömürgeci faşizmin, gericiliğin eylemli püskürtülüşüne tanık oluyor. ODTÜ, kendisini kuranlara karşı olduğu gibi, bugün de en önde; öğrencisi, öğretim üyesi ve arazisini biçen yola kol kola direndiği çevre halkıyla birlikte.

Emek cephesi, Ankara mitingi katliamıyla geçirdiği sarsıntıyı aşıp barış talebiyle bir günlük grev yapıyor. Alevi örgütleri belki de ilk kez savaşın durması müzakere ve barış için açlık grevine başlıyor, açlık grevi süresize çevriliyor. Yine Alevi kadınlar bir gece çerağlarını, Sur için, Cizre için yakıyor, ardından da Amed’e yürüyüş başlatıyorlar. Amed’de sağlık emekçileri çatışmalarda insan hayatını savunamadıkları, çalışma ortamları kalmadığı için nöbet eylemleri yapıyor.

Örnekler saymakla bitmiyor ama her biri kendi yolundan kendi tarzında akan direniş derecikleri. Her biri, “kışın sonu bahardır” duygusunu topluma yayma ve baharın gelmekte olduğunu anlatma potansiyeline sahip. Onların her birinin kendi yerinden büyük nehirlere dönüşüp nihayetinde büyük denizlere akması gerek. Ancak bu nasıl olacak sorusuna cevap verirken, verili olanı bilince çıkarmak öncelikli iştir. Olması gerekeni bulamayınca olanı da görmemek biraz da bizim coğrafyanın -Kürt, Türk farketmez- devrimcilik tarzının bir parçası olageldi hep. Gezi’yi anında ve yeterince göremeyen Kürtler olduğu gibi, ondan daha büyük hödüklükle, daha önce de yazdığım gibi, Kürdistan direnişinin kapsamını, boyutlarını göremeyen, direniş biçimlerini kavrayamayan kesimler az değil. Ama anlatmak istediğim, özellikle son haftalarda yoğunlaşan sömürge zulmü, biçimleri ile direnişin açığa çıkardıkları sayesinde artık bu eğilimin kırılmakta olduğunu gösteren verileri fark etmemizdir. Hendekler üzerine tartışmanın hayat tarafından beyinlerde bitirilmekte olduğunu sezmeliyiz. Buradan ileriye yürünecek yolu bu bilinçle alabiliriz.

Sömürgeci savaşın şiddetlendiği günlerde Cemil Bayık, sanırım bir soruya karşılık; “Vietnam’da ne olduysa o olacak” dedi. Haklı, Kürdistan böyle bir yer artık ve Batı’da bizim Vietnam’ımız da seslerini yansıtmaya çalıştığım dereciklerle başlamış ve gelişmektedir. Barış beklerken savaşla baş başa kalma şaşkınlığını silkinip üzerimizden atma zamanı. Zira, savaş tamtamlarının sesini biraz öteleyebildiğimizde direnişin sesini duymak mümkün oluyor. O zaman direnişle halaya tutuşma isteği ve eylemi daha kolay görülebiliyor. Şimdiki an öyle bir an.

DERECİKLER BİRLEŞECEK

Sözü bütün direniş derelerinin akışını kitlesel olarak birleştirecek ortak mücadele gücümüzle -sadece o değil, bütün politik, sendikal, kültürel özneler için de geçerli bu- bağlamak istiyorum. Devlet HDP’yi hedef tahtasında ateş altında tutmaya çalıştıkça onun kendine güveni, haklılığına ve halklara güveni yükseliyor. Ve aslında HDP, iki ülkenin her karesinde sesi, soluğu duyulan, hiç olmazsa merak edilen, ne yaptığı önemsenen bir güç çoktandır. AKP zulmünden nasiplenen herkes için bir şemsiye olduğunu her geçen gün daha çok kanıtlıyor da. HDP’nin kelle koltukta savaş alanlarından eksik olmayan merkez ve yerel kadroları, tarihin bugünkü akışında oynadıkları cüretli rolle, özgürlük, adalet ve eşit kardeşlik eyleminin önünde yürüdüklerini gösterdiler. Bu topraklarda her direniş odağından akıp gelen, 30 yıllık Kürt özgürlük ateşinin herkesi etkilediği bir coğrafyada başka türlü olmazdı. Yani, o da tarihin akışıyla uyumlu, baharı müjdeleyen çiçeklerimizin toplam bahçesi gibi.

Bu bahçede daha gür fışkıracak çiçek tarhlarına ihtiyaç olduğu da kesin bir gerçek. Onlar da tahmin edileceği gibi; kadın ve gençlik. Her ikisi hem direniş cepheleri ve hem de cephe gerilerinin en büyük emekçileri. Emek olduğu kadar akıl, enerji, “sol duyu” ve vicdan odakları; savaşın en büyük mağdurları, insanlığın barış halinin en büyük hasretleri. Bu özellikleriyle halkların direniş ve barış cephesindeki yerlerini ve konumlarını değiştirmek, sorunları kendi güç ve dinamikleriyle aşmak kendi çabalarıyla olacaktır. HDP’nin kongre seferberliği, onun içindeki kadın ve gençlik cephelerinin bugünkü sorunlarını aşma seferberliğine dönüşürse, beklediğimiz bahar muhteşem halaylarla gelecektir. Çünkü bu iki kuvvet, Kürt kardeşlerinin bugün Kürdistan’da yaptığını hemen ve doğrudan “doğal yoldan” Türkiye’nin her yerinde yapacaktır.

*Atılım Gazetesi’nin 8 Ocak 2016 tarihli 206. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Ocak 2016, Perşembe 9:52
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Politika