Akademisyenlerin onurlu sesini büyütelim

Akademisyenlerin onurlu sesini büyütelim

Hitler özentisi diktatör taslağı, etrafına tükürük saçarak “Ey aydın müsveddeleri siz karanlıksınız karanlık” diyerek kustu korkularını. Saray cuntasının şefi, gerçekleri açıklayan akademisyenleri saldırı hedefinin merkezine yerleştirdi. Psikolojik savaşın mitralyözü gibi çalışan yandaş/yalaka basın var gücüyle katıldı saldırıya. Değil mi ki, efendi, resmi kurumlar gerekeni yapacak diye buyurmuştu, üniversitelerin tepelerine konuşlandırılmış iktidar uşakları da cadı avını başlatacaklarını açıkladılar.

“Bu suça ortak olmayacağız” diyen 1128 akademisyenin gerçekleri açıklayan bildirisi, faşist rejmin yönetici çevrelerinde kuduz sendromuna neden oldu. Suçüstü olmuşlardı. Gerçeklerin açıklanmasından paniğe kapıldılar ve var güçleriye saldırıya geçtiler. Akdemisyenlerin onurlu sesi tez elden kısılmalıydı!

Saray cuntası önde gelmek üzere inkarcı faşist diktatörlüğün yönetici çevreleri, Kürdistan’daki sömürgeci savaşı ancak ve ancak Türk ezilenlerinin rızasını ve desteğini alarak, suç ortağı yaparak sürdürebileceklerini iyi biliyorlar. Bu nedenledir ki, Kürdistan’daki gerçeklerin Türk işçi ve ezilenleri tarafından bilinmesini, öğrenilmesini önlemeye çalışıyor, büyük algı operasyonları yürütüyor, piskolojik savaşı en aşağılık yöntemlerle aralıksız sürdürüyorlar.

Erdoğan-AKP damgalı İslamcılık aşısı almış yeni faşist diktatörlüğün kendisinden öncekilerden en iyi öğrendiği şey muhaliflerini, itiraz edenleri, eleştirenleri en bayağı propoganda yöntemleriyle değersizleştirmek, hiçleştirmek başta yargı aygıtı gelmek üzere devlet güçlerine dayanarak ezmektir. Bir an mikrofonunu Sur’daki gerçeklere tutan Beyazıt Öztürk’ün saatlerle ölçülen kısa bir sürede hiçleştirilmesi ve ezilmesi tipiktir.

Diktatör taslağı ve taifesi, Türk işçi ve ezilenlerinin hakikate saygılı akademisyenlerin onurlu ve cüretker, kanlı gerçekleri açıklayan Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!” başlıklı bildirisine kulak vermesinden korkuyor. Akademisyenler, yalnızca Türk işçi ve emekçilerine değil bütün dünyaya diktatörlüğün gizlediği, çarpıttığı gerçeği teşhir ediyorlar;“Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.”

Bildiri çok doğru olarak vurguluyor,“bu kasıtlı ve planlı kıyım”dır.

Bildiri, Saray’ın savaş çetesini gerçeklerle can evinden vurduğu içindir ki, akademisyenlerin onurlu sesini boğmak istiyorlar. Bu ses, siyasal olarak da tarihsel olarak da çok değerli ve anlamlı. Diktatörlüğün yönetici çevrelerin gözü dönük saldırganlığı bunu gösteriyor.

Bu onurlu aydın sesi, kuduz köpekleri çıldırtan bu ışık, Kürt halkımızın hendeklerin arkasında süren özyönetim direnişi ile Batı arasında, Türk işçi ve ezilenleri arasında açığa çıkan güçlü bir bağdır, köprüdür. Bunu başaran akademisyen aydınlarımızı diktatörlüğün hiçleştirme ve boğma saldırıları karşında savunmak, sahip çıkmak, hatta onlar etrafında cepheleşmek, Kürt halkımızın özyönetim direnişiyle Türk işçi ve ezilenlerini buluşturmanın birleştirmenin çok elverişli ve etkili yolu olarak belirmiştir.

Sömürgeci faşist diktatörlük, burjuva medyayı baskı ve kontrolü altında tutarak bu onurlu sesi boğmaya, gerçekleri gizlemeye çalıştığına göre demek ki, akademisyen aydınların bildirisini milyonlarca basmak, en izbe köşelere değin bu sesin işçiler ve ezilenlere, gençlere ve kadınlara ulaşmasını sağlamak, en başta HDP-HDK gelmek üzere bütün emekçi solun görevidir. Her yerde irili ufaklı sayısız kitle toplantıları düzenlenerek akademisyen aydınların gerçekleri kitlelere doğrudan doğruya anlatmalarının koşullarını oluşturmak da emekçi sol hareketin sorumluluğu olmalıdır.

Hendeklerin arkasındaki özyönetim direnişini kararlılıkla ve büyük bedeller ödeyerek sürdüren Kürt halkımız, inkarcı/sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı mücadelenin başında yürüyor. Gerçeklerin onurlu sesi olan akademisyenlerin ve onların barış bildirisinin sahiplenilmesi ekseninde mücadeleyi geliştirerek Türk işçi ve ezilenlerini Kürdistan’daki gerçekleri görmeleri, bilmeleri ve özyönetim direnişiyle buluşmaları çabası yükseltilmelidir.

İşçiler ve emekçilere, ezilenlere, kadınlar ve büyük gençlik yığınlarına özyönetim direnişi ve devletin yürütmekte olduğu sömürgeci savaş gerçeğini anlatmak, kuşkusuz en başta devrimcilerin ve sosyalistlerin, emekçi sol hareketin görevidir. Devrimci güç ve enerjisiyle, hızı ve görüş açısı açıklığıyla gelişmekte olan devrimci, sosyalist gençlik kuşağı burada sürükleyici öncü bir rol oynayabilir. Gerçeklerin çığlığı olan ve barış talep eden akademisyenler ile işçiler ve ezilenler arasında köprü olabilir. Bu, gelişen yeni devrimci gençlik kuşağının ayırdında olduğu bölge devriminin harcı/köprüsü olma misyonuna da uygundur.

* Atılım Gazetesi’nin 15 Ocak 2016 tarihli 207. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Ocak 2016, Perşembe 13:49
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler