Hendekler ve özyönetim savunma birimleri

Hendekler ve özyönetim savunma birimleri

SAMİ ÖZBİL-

Sri Lanka hayalleri görenler, kendi elleriyle Vietnamlaşmanın yolunu açtılar. NATO’nun ikinci büyük ordusu ile polis teşkilatı devletin bütün imkanlarını kullanarak birkaç mahalleye dahi haftalarca giremezken hayaller kabusa dönmeye yazgılıdır. Onların yıkım gördüğü fotoğraf, Kürtler için kurtuluş. Rojava, faşist sömürgecilik için cehennemken Kürtler için çölde bir vaha.

Sokak savaşı taktikleriyle güçlendirilen, hendeklerle çevrelenen barikatların ardı Türkiye siyasi coğrafyasının en özgür alanlarıdır.

Orada, Saray cuntasının kamu düzeni ve hukuku işlemediği gibi kuru tehditler ve psikolojik harp taktikleri akamete uğruyor.

Açlığa, coğrafi zorluklara, ölüm kusan silahlara karşı Kürdistan’daki bu merkezler kendilerini üretiyorlar.

Sri Lanka hayalleri görenler kendi elleriyle Vietnamlaşmanın yolunu açtılar. NATO’nun ikinci büyük ordusu ile polis teşkilatı, devletin bütün imkanlarını kullanarak birkaç mahalleye dahi haftalarca giremezken hayaller kabusa dönmeye yazgılıdır.

Kandil’i teslim almaktan bahsediyorlardı. Şimdi “Küçük Kandil” olduğunu söyledikleri bir mahalleye haftalar sonra girip üç katlı binaya bayrak asmayı büyük zafer olarak sunuyorlar. Perişanlığın delilidir bu.

Batı’da psikolojik savaş taktikleri devrede. Korkutarak sindirme bunun katalizörüdür.

Kürdistan’da ise burjuva hukuk normları devre dışıdır. Rejim sömürgeci savaş hukuku uyguluyor. Özyönetim ve özsavunma mekanlarında ise devrimci durum hukuku hayata geçiriliyor. Ara yollar hızla eridi.

Rejim ve onun faşist karakterini sokağa yansıtan Saray iktidarı, asimilasyonun başarısız olduğunu görüp yeni bir pozisyon aldı. Onların yıkım gördüğü fotoğraf, Kürtler için kurtuluş. Rojava, faşist sömürgecilik için cehennemken Kürtler için çölde bir vaha.

Aynı şeye baktığı halde Kürtler ve devlet, barikatların neresinde durduklarına göre bambaşka detaylar gördükleri için çatışmalar şiddetlendi.

“İkili iktidar” haline doğru evrilen saflaşmayı koşullayan çelişkiler bu şartlarda olgunlaştı. Var olma hakkı tanınmayanlar, kendi iradi girişimleriyle kolektif inşa hamlesine giriştiler. Bunu erken bulanlar da zamanla ve devlet şiddetinin dizginsizliğiyle özyönetimleri desteklemeye başladılar.

İktidar, birkaç haftada söndüreceği bir yangınla karşılaştığını zannederken bambaşka bir tabloyla yüzleşti. Pes edeceğini sandıkları Kürtler yakın tarihin en katı direnişini geliştirdiler. Sırtlarını ülkelerine ve tarihlerine verenlerin onur ve özgürlük için mücadeleleri yenilmez.

Büyük bir şiddet dalgasıyla tutuklama kampanyası geliştirildiğinde, ölümler istatistik değerden öte kıymetlendirilmediğinde hedef haline getirilenlerin silahlanmaları, barikatlarla hendekleri yurt tutmaları kaçınılmazdı.

Techir ve tecrit edileceği sanılanlar kaçmadılar, mevzilendiler ve bir savunma savaşıyla ilhak ve işgal siyasetine kök söktürdüler.

Kürt karşıtlığı eksenli çatışma-saldırı-teslim alma konseptinin MGK kararı olduğu ortada. Ortada bir koalisyon bulunduğu da. Sonunda birinin diğerlerinin ayakları altından halıyı çekmesinin kaçınılmaz olduğu bir koalisyon.

Bahsedilen blokun tarafları belli: Kürt özgürlük hareketi karşıtı olan bütün güçler. Konu devletin bekası sorunu sayılmaktadır. Ergenekon artıkları, sivil faşistler, iktidar partisinin devşirmeleri ve kadroları.

İcracı kuvvet iktidar partisidir. Devletin bütün imkanları onlara sunuldu. Örneğin 90’larda asker, polis boğaz boğazaydı, hatta polisler ağır silah arayışındaydı vb. Şimdi, tipik bir faşist devlet gibi hızlı işleyen-güvenlik eksenli pozisyon alan rejim iktidarın hizmetinde.

Sis bulutu aralandıkça durum anlaşılıyor: AKP, büyük oranda güç-mevzi kaybeden ancak iç operasyon gücü olan kadrolara, onlara iktidardan pay vererek ve yolsuzluklar vb. nedenlerle yargılanmama garantisiyle Kürt siyasal hareketini ezmek ekseninde yeni bir bloklaşmaya gitti.

AKP’nin vaadi belli bir zaman dilimi içinde sonuca ulaşmak. Bu nedenle şiddetin ölçüsü yok. Özyönetimler ve savunma biçimleri AKP’nin vaadini gerçekleştirmesinin engelidir. Cemaat şebekesinin darbesinden korkan iktidar, Kürt siyasi hareketini oyun sahasının dışına süremezse bir başka darbenin konusu olma korkusu yaşıyor. Gün geçtikçe korku paniğe dönüşmekte.

Kürtlerle anlaşmaya çalışsa ipinin çekileceği vehmine kapılan iktidar, şimdi bundan kurtulmak için hiçbir faşist iktidarın yapamadığı ölçüde saldırgan.

Oysa bu politikanın sonuç vermesi imkansız. Hele çıplak gerilla teşhiri, mezarlık bombalamaları gibi saha uygulamaları Kürtleri infiale sürüklüyor. Bu kışkırtma ve on binlerce ölümle sonuçlanacak kitle katliamı ihtimali hala elde tutulan bir ihtimal. Oraya gelinceye dek bütün diğer yollara müracaat edebilir.

İktidar için bu savaşın sonu yok. Kürt siyasal hareketinin anlaşma/politik uzlaşma hamleleri sömürgeci savaşın dayanaklarını eritti.

Halkın vekillerini hapisle tehdit ederken, iktidar bloku anlaşmasıyla anayasa yapmaya girişmesi iktidarın siyasi intiharı olur.

* Atılım Gazetesi’nin 8 Ocak 2016 tarihli 206. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Ocak 2016, Perşembe 10:05
Kategoriler: Haberler, Makaleler, Politika, Serbest Kürsü