Sarayın fetvası kadınların yazgısı olmayacak

Sarayın fetvası kadınların yazgısı olmayacak

SEZİN UÇAR-

Saray faşizmi, ürettiği erkek egemen politikalarını her geçen gün yeni argümanlar ile zenginleştirerek dayatmaya devam ediyor. Dönemin popüler aracı, Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesi. Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı, kadın düşmanlığında birinciliği hiç bir kuruma kaptırmıyor. Sadece kadın politikaları bakımından değil üstelik. Aynı zamanda devlet politikalarının propagandasının önemli bir bölümü de bu kurum aracılığıyla yapılıyor.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in “cemevlerinin caminin alternatifi gösterilmesi kırmızı çizgimizdir” sözleri daha yeni sarfedilmişken, Diyanet’in internet sitesinin ‘Fetvalar’ bölümünde “Alevi olan kişi ile evlilik caiz midir?” sorusuna, “Müslüman olanla evlenilir, olmayanla evlenilmez” sözleriyle yanıt verilmiş, devletin kırmızı çizgisinin altı Alevi kadınlar üzerinden ısrarla çizilmiştir.

Bir kaç gün öncesinde de aynı kurum adına fetva verem birim olan Din İşleri Yüksek Kurulu Dini Bilgilendirme Platformu’nun web sitesinde nişanlılıkla ilgili sorulan bir soruya “Nişanlıların flört etmeleri, dost hayatı yaşamaları, dedikoduya mahal verecek şekilde baş başa kalmaları, el ele tutuşmaları ve İslam’ın onaylamadığı davranışlardan uzak durmaları gerekir ” şeklinde yanıt veren ifadeler yer almıştır. Burada yasaklanan davranış biçimlerinin hepsi esasında kadına yasaklanmış, erkeğe fazlasıyla sunulmuştur. Bedeni ve cinselliği denetlenmek istenen de kadındır zaten.

En son olarak da yine aynı platformda, babanın öz kızına duyduğu şehvet üzerine verdiği yanıt ise gerekçesinden görüş ayrılığına kadar her kelimesinde kadını aşağılımak üzerine hazırlanmış bir metindir.

Bu coğrafyada sanıldığının çok üstünde bir yaygınlıkta yaşanan, ifade edilemediği için istatistiklerin en çok yanıldığı olgulardan biridir ensest. Çocuk bedenlerin diren(e)mediği için bir mahkemeler nezdinde yaptırımı olmayan, iki yüzlü ahlak anlayışının beslediği çıplak bir gerçeklik. Diyanet ise ensest ile mücadele yerine çocukların yaşadıkları en büyük istismar biçimi olan ensest ilişkiyi din içerisinde tanımlayarak meşrulatırıyor. Kimbilir kaç çocuğun bu yolla yaşayacaklarının da sorumlusu oluyor. Fetvanın odaklandığı nokta, esasen ensestin meşruluğu-gayrimeşruluğu değil, üzerinde durdukları mesele erkeğin kadınla ilişkisinin alacağı pozisyon. Yani bir erkeğin hem kızı hem de aynı zamanda eşiyle “cinsel münasebet” yaşayıp yaşamayacağı asıl mesele.

Toplumsal ilişkiler bağlamında dinin kadın bedeni üzerindeki ideolojik rolünü, toplumun egemen yargılarına dahil oluşunun ve insanların gündelik yaşamları üzerinde nasıl bir etkide bulunduğunu bu vesile ile bir kez daha görmüş olduk.

Tüm bunlar, AKP’nin şimdiye kadarki kadın politikalarına paralel gelişmeler elbette. Düne göre farklı olan yan ise bu kurumun günlük politikada tuttuğu yerin oldukça belirginleşmiş olması. Saray’ın savaş politikasında daha da derinleşen cinsiyetçi ve kadın düşmanı siyasetinin uygulanmasında daha somut bir misyon edinmiş olması.

Öldürülen çocuklar, bombalanan camiler, günlerce sokak ortasında bekleyen cenazeler karşısında tek bir görüş bildirmeyen bu kurum, söz konusu kadın bedeninin, kadın cinselliğinin ve kadın emeğinin denetimi olunca kendine görev çıkarmayı çok iyi biliyor. “Her kürtaj bir Uludere’dir” deyip; kürtajı savunan kadınları cinayetle suçlayanlar bugün aynı katliam coğrafyasında anne karnında bebekleri öldürmekte tereddüt etmiyor.

Diyanet İşleri Başkanı’nın bir televizyon programına konuk olacağının öğrenilmesi üzerine, televizyon kanalının önüne kadınlar tarafından hızlıca bir çağrı yapılması -bu çağrının özellikle sosyal medyada geniş bir yer bulmasının da etkisiyle- dahi programın iptaline neden oldu. Tepkiler üzerine önce fetva internet ortamından kaldırıldı, sonra da kadın düşmanı Görmez’in katılacağı program iptal edildi.

Bu küçük örnek dahi kadınların; yıllardır kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılığın biriktirdiği ve tek bir örnekle açığa çıkan bir tepkiyi örgütleme bilincine, tüm baskılara rağmen direnme gücüne ve bir toplumsal ayaklanmaya öncülük etme potansiyellerine de işaret ediyor aslında.

Dünya kadın tarihi; kadınların gerek din içerisindeki direnişlerine gerekse de tek tanrılı dinlerin dayattığı toplumsal cinsiyetin reddi ve dinle çatışma içerisindeki direnişlerine tanıklık etmiştir.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 21 Ocak 2016, Perşembe 15:22
Kategoriler: Haberler, Kadın, Makaleler, Özgür Kadın, Politika