Türkiye solunun problemi: Kürdistanlılaşamamak

Türkiye solunun problemi: Kürdistanlılaşamamak

ARİF ÇELEBİ-

Kürdistan’daki sömürgeci devlet güçleri ile Kürt halkı arasındaki iç savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Bu koşullar altında dahi PKK’yi “Türkiyelileşmek”ten vazgeçmekle, HDP ve HDK projesini berhava etmekle eleştirenler çıkabiliyor. Burada dönüp sorgulanması gereken asıl mesele Türkiye devrimci hareketinin, Türkiye emekçi solunun ne kadar Kürdistanlılaştığıdır. Kürdistanlılaşamamak Türkiye solunun temel problemidir. Bu problemi çözmeden demokrasi ve devrim okulundan mezun olması mümkün değil.

“Türkiyelileşmek”; Kürt özgürlük hareketinin ikinci dönem stratejisinin temel taşlarından biri. PKK’nin birinci dönem stratejisinin hedefi, Birleşik Bağımsız Demokratik Kürdistan’dı. Azami hedef ise sosyalist Kürdistan’dı. SSCB’nin yıkılması sonrası başlayan değişim Öcalan’ın esir alınmasının ardından tamamlandı. Stratejinin yeni hedefi, Demokratik Türkiye Özerk Kürdistan oldu. “Demokratik ulus, Konfederalizm, özyönetim gibi Türkiyelileşmek” de bu stratejiyi çerçeveleyen kavramlar olarak dolaşıma sokuldu. Faşizme karşı Türkiye’nin demokratik güçleri ile sömürgeciliğe karşı Kürdistan’ın ulusal özgürlük güçlerinin birliği “Türkiyelileşme”nin ana fikrini oluşturuyordu. HDK ve HDP bu fikrin cisimleşmesinin ifadesidir. Öcalan, faşizme ve sömürgeciliğe karşı birleşmiş demokrasi güçlerinin “radikal demokrasi” mücadelesiyle Türkiye’yi değişime zorlayabileceğini düşünüyordu. Bir başka deyişle, rejim krizinin “radikal değişim” yolundan demokratik güçlerin lehine çözülebileceğini ümit ediyordu.

BURJUVA DEĞİŞİM PROGRAMININ İFLASI

Türk burjuvazisi, ABD ve AB de devletin yeniden yapılandırılmasından yanaydı. Onlar da rejim krizinin “demokratik değişim” yoluyla aşılabileceğini hesaplıyordu. Ama onların “demokratikleşme”den anladığı farklıydı. Ordunun devlet üzerindeki hegemonyasının son bulması, parlamentonun belirleyici konuma yükseltilmesi; sıkı merkezi devlet yapısının emperyalist küreselleşmeye entegrasyon doğrultusunda yeniden yapılandırılması, bu çerçevede yerel yönetimlerin güçlendirilmesi burjuva değişim programın başlıca unsurlarındandı. Kürt ve Alevi sorununun da bireysel kültürel haklar çerçevesinde çözüme kavuşturulacağı düşünülüyordu.

Önceden adımları atılsa da bu program esasen 2007’den sonra hayata geçirildi ama rejim krizini aşmayı sağlayamadı.

Sağlayamazdı da. Çünkü, rejim krizinin ana kaynağı olan Kürt sorunu ulusal statü temelinde çözülmedikçe kriz aşılamazdı. Oysa burjuva değişim programı hiçbir biçimde Kürtlere ulusal statü tanınmasını içermiyordu. En geri temelde de olsa egemenliğin paylaşımı 1924 anayasası ile temelleri atılan TC gerçekliğine aykırıydı. Kaldı ki, en geri temelde de olsa ulusal statü bağımsızlığa kapı aralayabilirdi. Bunun için ne yapıp edip Kürtleri Türk egemenliğinin kabulü temelinde bireysel haklarla yetinmeye ikna etmek gerekiyordu. Etnik kimliğe evet ulusal statüye hayır, Türk burjuvazisinin ve devletinin egemen blokunun temel görüş açısı buydu. ABD ve AB de Kürtlere ulusal statü tanınmasından yana değildi. TC; NATO üyesi, emperyalizmin mali-ekonomik sömürgesi ve emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarlarının baş bekçisiydi. Emperyalistler, TC’nin bu konumunu tehlikeye atacak herhangi bir girişimden yana olamazdı.

ÇÖKERTME ÇABASI

İmralı görüşmelerinde tarafların farklı hedefleri vardı. Öcalan, hemen olmasa bile ulusal statüye kapı aralayacak bir uzlaşma arayışındaydı. Devlet tarafı ise bireysel taleplerin kabulü temelinde PKK’nin tasfiyesi peşindeydi.

Süreç, Kürt tarafının lehine işledi. Rojava devrimi ve Kobanê direnişi PKK’ye tarihsel önemde bir stratejik derinlik ve uluslararası meşruiyet alanı sağladı. Görüşme süreci ve Rojava devrimi Bakûr’da da Kürt özgürlük hareketinin kitle tabanını genişletti, sağlamlaştırdı. HDK/HDP’de gerçekleşen birleşik demokratik cephe ile yeni ve güçlü bir mevzi yaratıldı.

Durum değişmişti. Masaya oturulduğu zamanki koşullar yoktu artık. Sömürgeci faşist devletin Ortadoğu’da inisiyatif alma yönündeki hamleleri boşa çıkmıştı. Bırakalım Kürt özgürlük hareketini bireysel haklara ikna etmeyi, birleşik Kürdistan için koşullar oluşmaya başlamıştı. Birinin diğerinin iradesini kesinkes kırması gerekiyordu. Mevcut durum sürdürülemezdi. PKK için “radikal değişim” dönemi yerini fiili olarak “devrimci değişim”e bırakmıştı. Sömürgeci faşist devlet de görüşmelerle elde edemeyeceğini anladığı sonuca “ez-çöz”le ulaşmaya girişmişti. Masa olmadı, tankla çökertme planı böyle girdi devreye.

KÜRDİSTANLILAŞMAK

Kürdistan’daki sömürgeci devlet güçleri ile Kürt halkı arasındaki iç savaş tüm şiddetiyle sürüyor. Bu koşullar altında dahi PKK’yi “Türkiyelileşmek”ten vazgeçmekle, HDP ve HDK projesini berhava etmekle eleştirenler çıkabiliyor. İşin gerçeği ulusal bir hareket olmasına rağmen, koşullar ulusalcı bir bakışla Türkiyelileşmeyi bir kenara bırakmak için elverişli hale gelmişken PKK henüz Türkiyelileşmekten vazgeçmiş değil. Buna karşın, Türkiyelileşmeyi devrimci değişimle bağlamı içinde ele almaya yöneldiği açık.

Burada dönüp sorgulanması gereken asıl mesele Türkiye devrimci hareketinin, Türkiye emekçi solunun ne kadar Kürdistanlılaştığıdır.

Kürdistanlılaşamamak, Türkiye solunun temel problemidir. Bu problemi çözmeden demokrasi ve devrim okulundan mezun olması mümkün değil.

Problem yapısaldır ve bu yapı çözülmeli, yıkılmalıdır, artık mevcut durum sürdürülemez.

Problemi yapısal kılan başlıca iki yan var. Biri teorik-programatik yanı diğeri pratiktir. Kürt ulusal sorunu söz konusu olduğunda emekçi solu kabaca ikiye ayırmak mümkün. İlki Türkiye’yi çok uluslu tek ülke olarak kavrayanlar, ikincisi Türkiye’yi salt Türkiye değil, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’dan oluşan iki ülke olarak görenlerdir. Bu ayrım, onların politik pozisyonlarında tayin edici bir yerde durmaktadır.

Türkiye emekçi solunun bölükleri Türkiye’yi çok uluslu kabul etseler de bunların bir bölümü iki ayrı ülke olduğu gerçeğine gözlerini kapatmaktadır. Türkiye, onların iddia ettiği gibi, içinde ezen ezilen ulus ilişkisini barındıran bir ülke değil, sömürgeci Türkiye ve sömürge Kuzey Kürdistan olmak üzere iki ülkeden oluşmaktadır. Kürdistan’ın işgal altında bir sömürge ülke olduğu bugün de anlaşılamıyorsa bu bilinç körlüğünden de öte bir durumun varlığını gösterir. Orası sömürge ülke olduğuna göre bu, iki ülke iki devrim gerçekliğini gözler önüne serer. Bugünkü koşullar altında Türkiye emekçi sınıflarının yardımı olmadan ya da onlarla birleşmeden de Kürdistan’ın ulusal kurtuluşu olasılıklar arasına girmiştir. Nihayet fiili özyönetim ilanları ve bunların silahlanmış halk güçleri tarafından savunulması, bu olasılığı somut bir gerçeklik haline getirmiştir. Buna rağmen, Kürt özgürlük hareketinin Türkiyelileşme ısrarı onun emekçi yanının, sosyalizme eğiliminin bir işaretidir.

Kürdistan’ın kendi başına kurtuluşu olasılık dâhilindedir ama Kürdistan kurtulmadan, bir başka deyişle sömürgecilik tasfiye edilmeden Türkiye emekçi sınıflarının politik özgürlüğü kazanmaları mümkün değildir. Bu nedenle, Kürt özgürlük hareketi için Türkiyelileşmek bir tercihtir, Türkiye’nin emekçi solu içinse Kürdistanlılaşmak bir zorunluluktur.*

Teorik-programatik yanlışlardan bir diğeri, Kürt sorununun salt ulusal sorun kapsamında ele alınmasıdır. Oysa bu, eksik ve hatalı bir yaklaşımdır. Türkiye’de Kürt sorunu Kürtler için ulusal bir sorundur ama Türk işçi ve emekçiler için sınıfsal bir sorundur. Çünkü yukarıda da ifade edildiği gibi Kürdistan sömürge kaldıkça Türkiye’de demokrasi hayat bulamaz, politik özgürlük gerçekleşemez. Sömürgecilik alt edilmeden faşizm lağvedilemez. Faşizme karşı mücadele sömürgeciliğe karşı mücadeleden ayrı ele alınamaz. Sosyalizme de ancak bu güzergâhtan geçilebilir. Sömürgecilik Kürdistan’ın ayağındaki prangadır, aynı zamanda Türk emekçi sınıflarının da zihnini burjuva devlete ve düzene mıhlayan bir çividir. O çiviyi çekip çıkarmak sınıf mücadelesinin başlıca konularından biridir.

Pratiğe gelince. Kimileri ölü böcek taktiği yapmayı erdem sayıyor. Onları geçelim. Az çok hareket halinde olanların çoğu, meseleyi sömürgeciliğe kaşı mücadele değil de Kürdistan’a destek kapsamında ele almaktadır. Kuşkusuz bunların her biri çok kıymetlidir, Türk halk kitlelerine gerçekleri açıklamak, onları uyandırmak ve harekete geçirmek için atılan en küçük adım bile önemlidir. Ama Türk halk kitlelerinin devrimci öncüleri, ilerici bölükleri bununla yetinemez. Desteklemenin çok ötesinde mesele, Kürdistan devrimine katılma ve devrimi Batı’ya taşımanın taktiklerini geliştirmektir.

Kürt özgürlük hareketinin Türkiye’nin ilerici, devrimci bölükleriyle birleşme yönelimi ve bunda ısrarı doğru bir adımdır. Buna karşın Türkiye emekçi solunun görevi onları Türkiyelileşmede yeterli olmadıklarına dair eleştirmek değil, Kürdistanlılaşmak için öne çıkmaktır. Faşizme ve sömürgeciliğe karşı birleşik cephenin zemini ancak böyle güçlenebilir.

Denizler Zap’a gitmişti. Rojava’yı, Kobanê’yi sınır ötesi sayıp oralara gitmeyenler, neden Sûr’a, Cizre’ye, Silopi’ye gitmezler. Hadi bunu geçelim, HDP’ye neden gelmezler?

Şimdi Kürdistanlılaşma zamanı…

* Türkiye emekçi solunun çoğu bölüklerinin ufku Türkiye devlet sınırlarına kadardır. Oysa sömürge Kürdistan dört parçaya bölünmüştür ve bugün birinci paylaşım savaşından sonra çizilen sınırlar silikleşmektedir. Haliyle dün Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ı kapsamına alan stratejiler eskimiş, Türkiye ve Kürdistan gerçekliğini hesaba katan stratejiler onun yerini almıştır. Kaldı ki Türkiye ve Kürdistan devrimi Ortadoğu devriminin, bölgesel devrimin parçasıdır. Bu, teorik bir tespit olmanın ötesinde pratik bir gerçekliktir. Kürdistanlılaşmak bu nedenle de bir zorunluluktur.

* Atılım Gazetesi’nin 22 Ocak 2016 tarihli 208. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 28 Ocak 2016, Perşembe 19:30
Kategoriler: Haber-Yorum, Haberler, Makaleler, Teori