Uğurlar olsun

Uğurlar olsun

ÖZKAN GERÇEK-

Yoldaşın partili kimlikle buluşma süreci de hepimiz açısında öğreticiydi. Bir formalitenin yerine getirilmesi yahut doldurulması gereken bir zaman dilimi gibi yaklaşmadı hazırlık sürecine. Her anını emek harcayarak, öğrenerek dolu dolu yaşadı. Evinin yolunu unuttuğu günler çoğalmıştı artık. İlk gününden itibaren erkek egemen yaklaşımlarla savaşı da kararlılıkla kuşanmıştı.

Şirin yoldaşla son karşılaşmamızın üzerinden altı yıl geçmişti. Kış soğuğunun yeni yeni hissettirdiği günlerdeydik. İlk tanıştığımız zamanlardaki gibi umutla ışıldıyordu gözleri. Aradan geçen onca yıl, yaşanan yığınla zorluk, bir nebze yorgunluk şöyle dursun, coşku ve deneyim olarak birikmişti onda. Kısa bir süreliğine de olsa koyu bir sohbete dalıp, çevremizde olup biten her şeyden kopmuş olmak ikimiz için de keyifliydi. Bir gün tekrar buluşabilmek umuduyla sıkı sıkıya kucaklaşmıştık ayrılırken. “Tekrar görüşür müyüz” diye sorduğunda o an için yanıt vermemiş olsam da, bir ay sonra sürpriz yapıp çıkacaktım karşısına. En azından planımız böyleydi.

Bir ay dediğin nedir ki, bir solukta geçip gitmeliydi! Oysa yaşamın kendince bir akışı vardı ve vakit tamam diyemeden tutsaklık düşmüştü payımıza. Boşuna değildir, tutsak düşen her bir yoldaşın yarım kalmışlık duygusunu hissetmesi. Akıl ve yürek hep geride kalandadır. Ben de onu, onları düşündüm günlerce. Öğrendim sonra, aynı gün TV’den almışlar haberi, bir de selam etmişler biz iyiyiz diye. Demdir bu, gerisi hayat işte.

Şimdi yıllar sonra, bu defa bendim ekranın karşısında. Saatlerce alt yazı geçti haber bültenleri, bizimkilerden bahsediyorlardı isimlerini anmadan. Aklımda onun adı dolanıp durdukça kızıyordum kendi kendime. Yine de yutkunarak da olsa, en çok böylesi bir veda isterdi kardeşim ve ölümsüzlüğün böylesi yakışırdı ona diyebildim sonra.

Düşmanı acze uğratan tebessümleri belirince ekranda, Gülten Akın’ın dizeleri düştü aklıma. “Öyle dingin öyle yumuşak/İnce ipekten/Gülümser hüzünlü/Çılgın çekingen/En uzak uçları birleştirerek/Öyle de onurlu durmak.” Spil’den Dersim’e iki dağ rüzgârımızı, iki yiğit komutanımızı uğurluyorduk ölümsüzlüğe. Bu yüzden acımızdan nice engindi hissettiğimiz onur duygusu.

Şirin yoldaşla tanışmamız 2000’lerin başındaydı. Dersimli emekçi bir ailenin kızı, bir hastanede güvenlik personeli olarak çalışan bir işçiydi. Devrimci yapılara yabancı değildi, ancak kendisinin de içinde olduğu yüzlerce antifaşist gencin örgütsüzlüğünü yadırgıyordu. Belki de bu yüzden, ilk çağrıda tereddütsüz tüm coşkusuyla katılmıştı kavgaya. Gösterişten uzak, yalın ama cüretliydi attığı her adım. Yılgınlığın, dağınıklığın kol gezdiği o günlerde onun ellerine emanetti Gazi sokakları. Çalışma hayatı, sadece devrimci mücadelesinin bir parçası olduğu sürece gerekliydi artık. Gündüzleri gazete, geceleri afişle dolu oluyordu kucağı. İlk gece pratiğinde yamuk yapıştırdığı afişlere bakarak kahkahayı koyverdiği günü hiç unutamam. Sessiz olmamız gerektiğini söyleyeceğim yerde, ben de katılmıştım onun o deli dolu haline. Neşesi, işini disiplinle yapmasının önüne engel olmadı hiçbir zaman. Ne vakit bir aksilikle karşılaşsam az bir tebessüm beliriyorsa yüzümde ondandır yadigâr.

Yoldaşın partili kimlikle buluşma süreci de hepimiz açısında öğreticiydi. Bir formalitenin yerine getirilmesi yahut doldurulması gereken bir zaman dilimi gibi yaklaşmadı hazırlık sürecine. Her anını emek harcayarak, öğrenerek dolu dolu yaşadı. Evinin yolunu unuttuğu günler çoğalmıştı artık. Şehitlere bağlılık onun için eylemdeki kararlılıkla ölçüydü. Bu yüzden düşmanla her karşılaşması tam bir hesaplaşmaydı ve o artık hep başı dik çıkacaktı bu çarpışmalardan. İlk gününden itibaren erkek egemen yaklaşımlarla savaşı da kararlılıkla kuşanmıştı.

Partinin kopmaz bir parçası olma hakkını kazandığı zaman, bir kız kardeşinin elinden almıştı “hoş geldin” çiçeğini. Partisinin ve yoldaşlarının Berfin’iydi artık. Mutluluk taşıyordu gözbebeklerinden. Hiç duraksamadan komünist kadınlar olarak kendi imzalarını taşıyan kuşlarla donatmışlardı Gazi sokaklarını. Yine onların öncülüğünde kurşun sesleriyle yarılmıştı gecenin karanlığı. 8 Mart meydanında elinde megafonla kitlemize parti ve devrim andı içtirirken coşkuyla yankılanmıştı sesi. Kadın devrimi usul usul yatağını buluyordu onun adımlarında.

Şirin’le kardeş ve yoldaş olmanın sevincini yaşadım her daim. Bugünse onların izinden yürüyecek olmanın haklı gururunu yaşıyoruz hep birlikte. Ekin ve Berçem yoldaşların adları/anıları zafer andımızdır. Asla unutmayacağız.

* Atılım Gazetesi’nin 22 Ocak 2016 tarihli 208. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 5 Şubat 2016, Cuma 14:58
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden