Kadın konferanslarının öncesi ve sonrası

Kadın konferanslarının öncesi ve sonrası

MUKADDES ERDOĞDU ÇELİK-

HDP/HDK konferanslar dizisi, bir gerçekliği netleştirdi. Yaşamın ve özgürlüğün kurucuları ve savunucuları kadınlar, artık bütün karma yapılarda eskinin kesin terkini, yenilenmeyi dayattılar. Konferanslarda erkek egemenliğine, kadın özgürlüğüne dair konuşulanları, yapılmış tespitleri ve alınmış kararları bundan sonraki mücadele hayatımıza rehber ederek başlamalı erkek yapımız ki, sömürgeci savaşa karşı mücadelede kadın dinamiğimizin önü açılsın.

Herkes kadınlardan bir şeyler bekliyor. Kadınlar da kendileri için bir şeyler bekliyor. Bu yüzden HDP ve HDK Kadın Konferans ve toplantılar dizisi hep beklentiler ve karşılıklarıyla uğraşıp kendi akılları ve kendileri adına yanıtlar üretmeye uğraştılar.

Sömürgeci savaşa ve faşizme karşı ölümüne direniş kaleleri yaratan Kürt kadınları, kız çocukları en önce aramızdan ayrılıyor. Kirli savaşın en kanlı elleri o kadınlara yalnızca ölüm şeklinde ulaşmıyor, ölü bedenlerine en alçakça emellerle cinsel işkence olarak ulaşıyor. DAİŞ’in, Boko Haram’ın eylemi ve dili Türkiye’de kirli savaş güçlerinin ve tepelerindekilerin dili ve yönetim ilkeleri olmuş; savaşa sözle karşı duranlara -ki çoğu kadın- vatan hainliğinden başlayan nutuklar döşüyorlar. Ve hal böyle devam ettikçe, savaşın en önlerinde direniş abideleri olan kadınlara daha çok can teslim etmek düşecek. Onlardan beklenen bu, onların kuşandığı toplumsal görev de bu; yaşamı ve kadın özgürlüğünü zulme inat savunmak, yeni eşit yaşama harç olmak. Konferanslarda açığa çıkan irade bunun teyidi oldu.

Batı’daki kızkardeşleri ise öncelikle onları can teslim etmelerden bir an önce uzaklaştıracak, yaşamı ve kadın özgürlüğünü savunacak barikatlar peşinde. Kendi kendilerinden her cephede daha güçlü, daha örgütlü ayağa kalkış bekliyor, bunu realize etmeye uğraşıyorlar. Bu uğraş, kirli savaşın kirli ellerini, kadına uzandığı her yerde kırmak adına İstanbul Kadın Konferansı’ında genç bir kadının “Haydi kadınlar bir adım ileri!” çağrısında somutlaştı.

Her şey bu kadar açık, bu kadar net formüle edilemiyor ama. Partili/kongreli yaşamlarda kadınlardan beklenti yüksek. Kadınların kendilerinden beklentileri de yüksek. Fakat öncelikle partili/kongreli yaşamlarda kadınların beklentilerine cevap hala az. Dahası, uygulama dediğimiz safha hala çok gölgeli, çok belirsiz. Gerçek bu ve konferanslar dizisi, şimdiye kadar olanlardan daha çok bu gerçekliği netleştirdi. Yaşamın ve özgürlüğün kurucuları ve savunucuları kadınlar artık bütün karma yapılarda eskinin kesin terkini, yenilenmeyi dayattılar. Bakalım önümüzdeki süreçte, bu beklentilere partili/kongreli hayatlar, pratik yaşamlar ne kadar yanıt olacak; yaşayıp göreceğiz.

Nedir bu beklentiler? Bunu paylaşmak hepimizi daha hızlı ilerletebilir kanısındayım. Partili/ kongreli yapılarda, kadının eşit temsilini mutlaka gerçekleştirilmesini istiyoruz. Bu nedenle her düzeyde örgütsel, siyasal, ideolojik çalışmalarda kadın-erkek eşitliğinin korunmasını, adaylıklarda fermuar sistemini uygulamaktan asla vazgeçilmemesini istiyoruz. Bu bağlamda LGBTİ’lerin temsiliyetine özen ve dikkat gösterilmesini istiyoruz. Partide her düzeyde erkekler “başkan”, kadınlar “eşbaşkan” muamelesi görmemeli, böyle algılar oluşmasına yaşamın içinde izin verilmesin. Kadınlar parti/kongrelerin işgücü, erkekler karar gücü olmasın. Bu tür durumların önüne geçilsin, karar hakları, temsiliyet hakları eşitliğine ve kadınlara pozitif ayrımcılığa sıkıca uyulsun. Erkek egemenliği sürüyorken kadın partisi/kongresi iddiası sürdürülemez.

Parti/kongre ortamlarında, siyasi çalışmalar söz konusu olduğunda eski geleneksel iş bölümü özellikle 30-50 yaş arasında sürüyor. Özellikle seçim zamanlarında partili erkekler siyasi çalışmada kendilerini önde tutup, eşleri, kadın yoldaşları ev, yaşlı ve çocukların bakımından sorumlu saymaya devam ediyorlar. İşte kadınlar, eski dünyayı her gün yeniden üreten bu duruma son verilmesini istiyorlar.

Parti/kongre mekanlarında kadınlara ait yerler mutlaka ayrılmalı, şimdiden oluşacak kadın meclislerine çalışma ortamı sağlanmalıdır. Parti/kongre mekanlarında çocuklarla uğraşma kadınlara havale edilemez, bu işi erkeklerin üstlenmesi gerekir. Çocuklara parti binalarında, mahallelerde kreş, bakım ve kültür merkezi gibi alanlar açılmalıdır. Kadınlar için yaşam ve kültür merkezleri siyasete binlerce yıl sonra girebilmiş kadın cinsin kendini geliştirme olanağını bulabileceği alanlar yaratmak her zaman parti işi sayılmalı ve çözümüne girişilmelidir. Parti eğitim çalışmaları, eğitim kampları olanaklarından kadınların yararlanmasında da eşitlik hukuku işletilmeli, kadınlar için eğitim çalışmalarında, eğitim olanaklarının sağlanmasına öncelik verilmelidir.

Kadına karşı şiddet politikalarının, genelde de erkek egemen toplumsal yapıların yansımaları Parti/kongre ortamlarında da görülmekte ve kadınlara karşı şiddet suçları işlenmektedir. Üstelik bu suçların karşısına adalet hükümleriyle çıkan bir parti hukuk gücü oluşturulamamıştır. Kadınlar artık bu durumun kesin bir biçimde sona ermesini istemektedir. Bu bağlamda adaleti kadınların sağlayacağına dair inancı tazelemek gerekiyor. Kadına karşı her türlü ayrımcılığı, hatayı, zaafı ya da suçu görüşecek, yargılayacak ve tüzüksel ve toplumsal yaptırımları belirleyip uygulamayı denetleyecek disiplin kurulu kurulmalıdır. Bu kurulun iradesini hiç kimse aşmamalıdır. Aksi taktirde kadına karşı bu tür erkek egemen düzen faaliyetlerini önleyemeyeceğimiz gibi suçları da aramızda barındırmak gibi gaflete yenik düşeriz.

Kadına dair her sorunda sözü kadınların kurması doğru olandır ve son yılların kadın devrimsel gelişmelerini buna borçluyuz. Kadın sözünün nasıl olması gerektiğine dair artık erkek akıllar devreye girmemeye alışmalılar. Tartışma hakkı istemek yerine kadın aklı ve iradesinin geçerlilik derecesini yükseltmek için kendilerine ne iş düştüğü ile meşgul olmalılar. Kadın yaşam demek belgisine akılla ikna olmak, yürekle rehber edinmek gerek. Ne var ki burada hala çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. HDP/HDK saflarında “içindeki erkeği öldürmek” sözü hepimize bir anlam ifade etmeli değil mi? Öyle ya, Sayın Öcalan, bu sözleri edeli çok zaman oldu. Peki, hayatımız niye böyle yeterince hızlı değişmiyor, burada politik erkekler olarak payınız ne? Daha açık bir ifade kullanacak olursak soruyu şöyle sormak gerek: Onun her sözünü kılavuz telakki eden erkek yoldaşlar için bu söz niye yeterince etkili değil? Bunu çok ciddi bir sorgulamaya girişmek zamanı şimdi.

Kadın Konferansları dizisi, örgütlü saflarda, sert mücadele atmosferimizde Parti/kongre çalışmalarının insan gücü kadın bileşiminin eşit üyeler olarak yer alamadığını anlamamızı sağladı. Anlatmamız için de elimize malzeme sundu, kadın aklını, iradesini, gücünü örgütleme aracı olarak kadın meclislerini verdi. Şimdi artık düne göre parti/kongre örgütlenmelerinde, çalışmalarında erkek egemenliğine karşı daha güçlü akıl ve inisiyatifle harekete geçecek kadınlar olacak. Parti eşbaşkanlarımız da kendi zayıflıklarımızın üstüne acımasızlıkla gideceğiz demişlerdi. Burada, partiden/kongreden, erkek yapıdan kadınların beklediklerini ele aldık. O halde konferanslarda erkek egemenliğine, kadın özgürlüğüne dair konuşulanları, yapılmış tespitleri ve alınmış kararları bundan sonraki mücadele hayatımıza rehber ederek başlamalı erkek yapımız ki, sömürgeci savaşa karşı mücadelede kadın dinamiğimizin önü açılsın; kadın özgürlüğü mücadelesinde kanat takıp Sur’da, Cizre’de, Kaçkarlarda, Yırcalı’da direnen kadınların çağrısına koşabilsinler.

Kadınların kendilerinden ne beklediklerini ise -düğümü asıl çözecek olanı- bir başka yazıya bırakalım.

* Atılım Gazetesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli 209. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 11 Şubat 2016, Perşembe 11:41
Kategoriler: Haberler, Kadın, Makaleler, Politika