Direngen bir yaşam: Sêvê Demir

Direngen bir yaşam: Sêvê Demir

ZİNARİN EVİNDAR-

Sêvê Demir, hep gülüşüyle umut veren değerli yoldaşım. Hapishanenin beton duvarları arasında yaşamın tüm renklerini avucuna alır saçardın üzerimize. İyi ki rastlaşmış yollarımız seninle hapishanenin hücrelerinde.

Sêvê, güzel gülüşlü, direngen gülüşlü yoldaşım…

Merakla, özyönetim haberlerini izlerken televizyonda ismini duydum. İnanmak istemedim önce söylenenlere. Nasıl olurdu, o kocaman gülüşünü dondurmuşlar mıydı, meydanları inleten kahkahan asılı mı kalmıştı havada şimdi!

Şırnak Silopi’de birlikte mücadele yürüttüğün yoldaşların Pakize Nayır, Fatma Uyar’la katledildiniz. Özyönetim direnişinde barikatların önünde yaşamı, özgürlüğü savunurken verildi ölüm fermanınız. Yaralı olduğunuz halde bilerek hedef seçerek katlettiler sizi. Tanınmayacak hale getirdiler yüzünüzü. HDP Şırnak Vekili sizi teşhise gittiğinde morgda “Sêvê’nin yüzünün üçte ikisi yoktu. O güzel saçları yoktu, kan içindeydi. Ellerinden tanıdım. Arkadaşlarımız yaralıydı, sonradan infaz edildi” diyor.

Devletin tankıyla, topuyla, kurşunuyla, her türlü kirli savaş yöntemiyle zapt etmeye çalıştığı o sokaklarda nasıl olur da direnirsiniz! Hem de egemenlere en çok korku salan kimliklerinizle. Önce kadınların vurulduğunu biliyordunuz her biriniz mücadeleyle dolu yaşam deneyimlerinizden. Bu yüzden korkutmadı ölüm de. İnadına yaşamı savunmak için ölüme meydan okuyarak savundunuz o barikatları. Paris Komünü’nde militanca korkusuzca savaşan Luisse Michel gibi bayraklaştırdınız direnişi.

Sêvê Demir, hep gülüşüyle umut veren değerli yoldaşım. Hapishanenin beton duvarları arasında yaşamın tüm renklerini avucuna alır saçardın üzerimize. İyi ki rastlaşmış yollarımız seninle hapishanenin hücrelerinde. Voltalarımın vazgeçilmez konuğuydun. Nasıl geçerdi zaman voltada anlamazdım, sohbetlerin yolculuklara çıkarırdı beni. Yaşamını anlatmıştın, mücadeleyle nasıl tanıştığını. Ben çok şey öğrendim yaşamından, direncinden, paylaşmalıyım bunu herkesle.

1974‘de Mardin’in Savur İlçesi’nin Şûtê (Şenocak) Köyü’nde doğmuştun. Yurtsever bir ailen vardı. O yüzden daha erken yaşta tanışmış oldun, halkının gerçekliği ve mücadeleyle. 90 yılların baskısı ve zulmünden nasibini almıştı senin ailen de. Eviniz pek çok kez basılmış, işkencelerden geçirilmiştiniz. Ve nihayetinde göçe zorlandınız binlerce Kürt gibi siz de. 1995 yılında düşerek göç yollarına, Manisa’nın Salihli İlçesi’nin Sart beldesine yerleştiniz. Ülkesinden zorla göçertilen birçok Kürt ailesi gibi çok zor ve ağır koşullarda mevsimlik tarım işçiliği yaparak geçimini sağlıyor ailen. Bu zor koşullarda büyürken, sen de erken yaşta işçilikle tanışıyorsun. Mücadele ruhun ve azmin böyle şekilleniyor, zor koşulların insanı olarak direncin ve kavgan da yaşamın gibi güçlü oluyor.

Zulmün karşısında direnişin tek tercih olduğunu bilerek kendini mücadelenin tam ortasına atıyorsun. Gençlik mücadelesinde yer alıyorsun ilkin. Mücadeleye başlar başlamaz baskı ve gözaltılar peşini bırakmıyor. Yılmıyorsun, özgür basın çalışmalarında da görev alıyorsun bir süre. Karşılaştığın baskılar mücadeleni daha da geliştiriyor, isyanını perçinliyor, güçleniyorsun. Ulusal kimliğinle beraber kadın kimliğinden kaynaklı gördüğün baskı seni Kürt kadın özgürlük mücadelesine daha çok yaklaştırıyor. Bulunduğun birçok alanda öncülük ediyorsun, kadın örgütlülüğünün geliştirilmesine ve büyütülmesine. HADEP Kadın Kolları başta olmak üzere, Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nden (DÖKH) Kongreya Jinên Azad’a (KJA) o tarihlerden bugüne kadar çok sayıda kadın örgütünde yer alıyorsun. Mücadeleci yapın, cesaretin ve azmin öne çıkıyor çalıştığın her yerde.

Mücadeleye öncülük eden yüzlerce yoldaşın gibi 2009 yılında “KCK” adı altında gerçekleştirilen siyasi linç operasyonlarında hedef seçilerek tutuklananlardan oluyorsun. O çok sevdiğin, her sokağını heyecanla adımladığın Amed şehrinin zindanında kalıyorsun 5 yıl. Yüzlerce kadın yoldaşınla birlikte. Seninle yollarımız kesişti o hapishanede. “KCK Ana Davası” kapsamında yargılanırken, anadilde savunma hakkı mücadelesininde en önünde yer alanlardan biri oldun. Anadil onurundu, hiç taviz vermedin.

Nasıl da cesaretlendiriyordun beni Kürtçeyi öğrenmem için. Azadiya Welat gazetesini okuyordum sana, sabırla dinler, anlamamı sağlar, Kürtçe öğrenmemi teşvik ederdin. İş yaparken olduğun gibi öğretirken, tartışırken de çok emekçiydin. Yoldaşlarına zaman ayırmak, paylaşmak senin için büyük mutluluktu. Mektup yazarken yanıma gelirdin, mektubumu güzelleştirmem için kuruttuğun çiçeklerinden renkli kağıtlarından, çıkınında ne varsa verirdin. Mutlu etmeyi çok severdin yoldaşlarını. Güçlüydü yoldaşlık duyguların tıpkı mücadelen gibi. Kadın yoldaşlaşmasını çok önemserdin, dokunabilmeyi başarırdın bu yüzden yoldaşlarının yaşamına.

Kürt halk önderi Öcalan’ın üzerindeki tecridin yoğunlaştığı koşullarda içeride başlatılan açlık grevinde de ilk kendini önerenlerdendin ve ilk grupta da yer aldın. Ve 68 gün boyunca bedenini ölüme yatırdın. Öyle güçlüydü ki yaşam azmin, bedenin günden güne zayıflarken enerjin hiç azalmadı. Gülüşün, direnişin yoldaşlarının en büyük moral kaynağıydı. Dışarıdaki sokaktaki eylemlerin sesleri, sloganlar çınlıyordu kentin ortasında olan hapishanenin avlusunda. Sesleri işittiğinde yerinde duramıyor, duvarlara sığmıyordun, taşıyordu isyanın, öfken. Birlikte düşünü kuruyorduk özgür günlerde sokakları arşınlayacağımızın. Zaptedemiyordun heyecanını düş kurdukça.

Sohbetlerimizin vazgeçilmez konusu Botan direnişi oluyordu. Botan, başka bir anlam ifade ediyordu senin için. ‘Kurtuluş Botan direnişiyle gerçekleşecek’ derdin hep. Botan’ın direniş geleneği sana hep güç, umut oluyordu. Hapishaneden çıktıktan sonra da mücadeleye, o çok sevdiğin Botan topraklarında devam etmen bundandı. Orada da kadın özgürlük mücadelesi çalışmalarına öncülük ettin. İsyanını direngen Botan kadınının direnciyle birleştirdin. Özyönetim direnişlerinin başladığı ilk günden bu yana da direnişin en ön saflarında kadın yoldaşlarınla onuru, özgürlüğü, umudu savunurken ölümsüzleştin.“ Berxwedan jiyane“ deyişin ve direngen gülümsemeni bıraktın barikatlarda.

Direngen gülümsemeni düşünürken şimdi, sana, Pakize’ye, Fatma’ya, Berçem’e, Ekin’e direnişlerini bize emanet bırakan tüm yoldaşlarımıza sözümüzdür halkımızın, halklarımızın özgürlüğü.

Kazanacağız, mutlaka kazanacağız!

* MLKP savaşçısı, Rojava

* Atılım Gazetesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli 209. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 11 Şubat 2016, Perşembe 12:00
Kategoriler: Haberler, Sizlerden