Sessiz kalmıyoruz

Sessiz kalmıyoruz

ÇİÇEK OTLU-

Erkeklerle kadınlar arasındaki savaş, ezen/ezilen arasındaki savaştan daha acımasız, daha kuralsız ve daha vahşi. Haklarımızın kısıtlanacağını, horlanacağımızı, aşağılanacağımızı, öldürüleceğimizi, yok sayılacağımızı, erkeklerden daha fazla ceza alacağımızı biliyoruz. İki seçenek var önümüzde; ya bu savaşın esiri, kölesi olarak yaşayacağız ya da bu savaşın kahramanları olacağız.

Bağdat Caddesi’nde kadın arkadaşın yaşadığı tecavüz saldırısını ve arkasından olayı daha iğrenç kılan anket haberini okuyunca Müslüm Gürses’in şarkısı aklıma geldi; “Deli gibi sevmek ruhumuzda var.”

Ruhumuzda gerçekten kadını deli gibi sevmek mi var yoksa deli gibi öldürmek, tecavüz etmek mi var? Sorsanız bir erkeğe kesin ruhunda sevmek olduğunu söyleyecektir. Suç kendinde değil yüreğinde taşıdığı sevgidedir.

Erkek, reklamda kadını görür sever. Yolda kadını görür sever. Otobüste kadını görür sever. Gazetede kadını görür sever. Bu nasıl bir sevgidir ki içinde dayak vardır. Tecavüz, taciz vardır. Biz istemiyoruz öldüren, tecavüz, taciz eden sevgiyi… İstemiyoruz bize yaşam hakkı tanımayan sevgiyi…

Eskiden “büyük sözü dinle” diyerek, sözlerimizin bir değeri yoktu. Erkekler galiba bu ara kendi büyükleri olarak Diyanet İşleri’ni seçmişler anlaşılan. Bu tecavüz saldırısının “Bir babanın kızına şehvet duyması haram değildir” sözlerinin arkasından yaşanması tesadüf olmasa gerek. Bir babanın kızına şehvet duymasını normal gören bir zihniyet, bir kadının tecavüze uğramasını, hele bir de gece saat 03.00’te sokakta gezerken tecavüze uğramasını daha meşru ve “helal” görecektir.

Eskiden “Bazı durumlarda kadın dövülür” diyen erkekler; Diyanet İşleri Başkanlığı ve AKP’den aldıkları güçle “Bazı durumlarda kadına tecavüz edilir” diyorlar. Erkekler sadece egemen olmuyor artık DAİŞ’leşen bir erkek zihniyeti var karşımızda.

Eh! Eminiz kadınlara tecavüz edenler bile şaşırdı, çünkü tecavüzcü, sapık diye haykıran biz kadınlar o kadar azaldık ki. Her gün 3 kadından biri dayak yediğinde, tecavüze uğradığında hiç oralı bile olmadık. 19 yaşında bir kadın tecavüze uğradığı haberi okuyunca ya da dinleyince belki de ankette sorulduğu gibi “Ne işi vardı gece 03.00’te sokakta?” diyen kadınlar da çıkacaktır. İzlediğimiz bir dizinin kahramanının yaşadığı sıkıntılara, ayrılıklara, acısına daha çok üzüldük ama komşumuz kadın arkadaşımızın sorunlarına pek oralı olmadık.

Ne de olsa Bülent Ersoy’un “dönme” olduğu, kadının adının olmadığı, aslında dilim varmıyor ama OOOO olduğu, küçücük kız çocuklarının tecavüze uğradıktan sonra gönüllü ilan edildiği, “Şeytana uydum” sözleriyle tecavüzün meşru görüldüğü, “terörist” ilan edilen kadınların hem canlı hem cansız bedenine tecavüz edildiği, kadının sürekli erkeği tahrik ettiği algısının ve fikrinin güçlendiği bir toplumda yaşamaktayız. İlkokula giderken bu cümleyi öğretirlerdi; “Cennet anaların ayakları altındadır.” Ama bu cümlenin gerçek olmadığını öğretmenlerimiz bize öğretmeden öğrenmiştik. Erkeklerin ayakları altında ezilen, elleri altında yüzleri moraran, dilleriyle yok edilen kadınlarla dolu etrafımız.. Ne de olsa Havva’nın günahkar kızkardeşleriyiz bizler.

Düşünüyorum, hangi anlarda bizim değerimizi bildi bu erkekler… Bir düşünün kadınlar, benimki bir anket sorusu değil. Anneler gününde, çocuklarının düğününde, sevgililer gününde biraz “azıcık” değer verilen kadınlar olduk. Ve böyle günleri özel saydık. Sahte mutlulukları kabul ettik. Yaşadığımız köle düzeni, iyi bir eş, anne olmayı. Tüm bu kabullerin içinde en kötüsü ise her yaşanan tecavüzde, tacizde susmamızdı. Sustukça yok olduk, sustukça tecavüze uğradık, sustukça öldürüldük. Tecavüzcüsünü öldüren Nevin Yıldırım’a, Çilem Doğan’a sahip çıkmadığımız, sessiz kaldığımız her durumda bize yönelik tecavüz ve şiddet olayları devam edecektir. O zaman hepimiz suçluyuz sessiz kaldığımız için. Sustuğumuz, bağırmadığımız için. Sokakları terk ettiğimiz için. Kadın dayanışmasını bir slogan olarak gördüğümüz için.

Farkında mıyız ey kadınlar! Egemen erkek savaşına karşı sürdürdüğümüz mücadelede geri düşmekteyiz. Bu savaşın ganimeti, esiri olan kadın arkadaşlarımızı kurtarmak, özgürleştirmek için ne yapıyoruz? Bu soruya her gün koca bir HİÇ yanıtını veriyorum. SKM odasına her girdiğimde iki kadın beni karşılıyor. Nevin Yıldırım ve Özgecan Arslan… Sanki karşımdalar ve hesap soruyorlar duygusu yaşıyorum o afişlere baktığımda. Kafam eğik geçiyorum önlerinden. Kafamın eğik geçmeyeceği günler de gelecek biliyorum. İnanıyorum. Haydi kadınlar o zaman otobüste, evde, işyerinde, sokakta yarın biraz duralım ve yanımızda duran kadın arkadaşlarımızın yüzüne bakalım. Gördüğümüz her yüzdeki hikayeyi yazalım, anlatalım, haykıralım. Özgecan olalım. Nevin, Çilem olalım. Ortaklaşalım. Ortaklaştıkça, birleştikçe özgürleşelim.

Erkeklerle kadınlar arasındaki savaş ezen/ezilen arasındaki savaştan daha acımasız, daha kuralsız ve daha vahşi. Haklarımızın kısıtlanacağını, horlanacağımızı, aşağılanacağımızı, öldürüleceğimizi, yok sayılacağımızı, erkeklerden daha fazla ceza alacağımızı biliyoruz. İki seçenek var önümüzde; ya bu savaşın esiri, kölesi olarak yaşayacağız ya da bu savaşın kahramanları olacağız.

Biliyorum bu yazıyı okurken kızıyorsunuz bana. Ben de her gün kendime/kendimize kızıyorum kadın mücadelesinin gereklerini yerine getirmediğimiz için. Kızıl sopalı kadınlar mücadelesini sadece bir sembolden öteye götürmediğimiz için. Bazen sosyal medya yazılarını okuyup yeterli bulduğumuz için. Kadın özgürlük mücadelesini sadece söz olarak görmenin ötesine geçemediğimiz için. Bazen otobüste tacize uğrayan kadını görüp sustuğumuz için. Nevin Yıldırım’a, Çilem Doğan’a bir mektup atmadığımız, gerekli hukuki yardımları yapamadığımız için. Özgecan isyanını daha çok büyütemediğimiz için. SKM Kongremize bir hafta kala ve 8 Mart yaklaşırken bu yazı bir özür yazısıdır.

Ama aynı zamanda Nevin Yıldırım’ın, Çilem Doğan’ın sesi olmak isteyen, kadına yönelik tecavüze, tacize, şiddete, dayağa hayır diyen, anket sorusu sorarak kendini akıllı zanneden erkeklere hayır diyen, kadın özgürlük mücadelesi pratiğine bir özeleştiri vermek isteyen tüm kadınları “örgütlenerek özgürleşiyoruz” şiarıyla örgütlediğimiz Sosyalist Kadın Meclisleri Kongremize bir davet yazısıdır.

* Atılım Gazetesi’nin 29 Ocak 2016 tarihli 209. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 11 Şubat 2016, Perşembe 11:49
Kategoriler: Haberler, Kadın, Makaleler, Özgür Kadın