MLKP FESK komutanı Yeliz Erbay: Ölümsüzlük yarışıyla yeni bir yıla…

MLKP FESK komutanı Yeliz Erbay: Ölümsüzlük yarışıyla yeni bir yıla…

MLKP FESK komutanı Yeliz Erbay (Berçem Renas), partisine bıraktığı mektupta, “Ömrümüze koyduğumuz son nokta, attığımız son imza. Bu imzayı bir güzelliği nakşeder gibi atabilmek, tarihe iz bırakır gibi derinliğine işlemek, ömrünün bütün anlamlarını barındıran bir ışıltıda nakşetmek de mümkün; kuma yazılan bir yazının dalgalarla savaşında yaşayabildiği kısalıkta iz bırakarak, unutulurcasına bu imzayı atmak da” dedi. Yoldaşı Şirin Öter (Ekin Su) ile canfeda direniş sergileyen Yeliz Erbay’ın mektubunu arabaşlıklar ekleyerek yayımlıyoruz.

Yeni bir yıla, daha dakikalar önce girmişken ve yeni bir doğum gününe yürürken düşünmek için ilginç bir konu değil mi? Tıpkı yeni yıllar, doğum günleri gibi ölüm günleri de yaşamımızın bir parçası değil mi ki, öyledir bizim için. Az önce aldım yeni bir ölüm, aslında ölümsüzleşme haberini. Algan Zafir… Kim bilir hangi anlamlı direnişleri ve düşleri sığdırdı bu iki isme. Kim bilir yüreğinin umudunu büyüten nasıl bir anlamı vardı bu ismin Oğuz için. Her yeni yılda yaptığımız gibi, önüne görevler koymadan yürümek zor. Hele ki saatler önce bir yoldaşımın yerinin boşaldığını duymuşken daha da zor. Çağırıyor Oğuz, tıpkı Sibel gibi. Direnişe çağırıyor, savaşa çağırıyor, ölümü yenmeye çağırıyor. Ölümsüzlüğe çağırıyor. Düş kurmaya, düşümüzün izini sürmeye çağırıyor. Paramaz gibi hayal gücünü iktidara taşımaya çağırıyor. Ölümsüzlük iksirini içmeye çağırıyor Sibel gibi.

Ölümü küçültmek ve ölüm karşısında büyük bir iradeye dönüşmek… Yoldaşlarımın yaptığı tam da bu. Her ölüm erken ölümdür dese de yüreğim, bilincim ayırdında bu gücün ve iradenin. Yüreğimin çiçekleri solsa da hüznünden bir yandan da bahar dallarının tazeliğinde yenilenmekte. Böyle cüretli yoldaşlara sahip olmanın mutluluğuyla dolup taşmakta yüreğim. Böyle bir militanlığı var etmesinden onur duymaktayım partimin. Bir çağrı daha Algan Zafir…

Sokakta herhangi birine sorsak korku, kaygı, ‘benden uzak olsun’la eş anlamlı bir sözcük belki ölüm. Belki de ürpertiyle dolu bir olay. ”Allah gecinden versin’li cümlelerle anılan an. Düşünülmek istenmeyen şey ve geride kalanlar için bir dönem yaşanan büyük boşluk belki de.

EVET BİZİM MAYAMIZ FARKLI

Ama diğer yandan öylesine sıradan, doğal ve daha da önemlisi içinde sonsuz anlamlar barındıran bir olay. Ve hatta bazen içinde yüce görevler yaşatan son… Ömrümüze koyduğumuz son nokta, attığımız son imza. Bu imzayı bir güzelliği nakşeder gibi atabilmek, tarihe iz bırakır gibi derinliğine işlemek, ömrünün bütün anlamlarını barındıran bir ışıltıda nakşetmek de mümkün; kuma yazılan bir yazının dalgalarla savaşında yaşayabildiği kısalıkta iz bırakarak, unutulurcasına bu imzayı atmak da. Biz, her devrimcinin ölümüyle bir güzelliği nakşettiğini görürüz. Ölüm anını ilmek ilmek ördüğünü, kendi iradesiyle o an’a şekil verdiğini görürüz.

Ölümü de anlamlı kılmak… Sanırım komünistleri bu düzenin aklı ve pratiğiyle yaşayan insanlardan ayıran temel niteliklerinden biri de bu. Korkulandan korkmamak, uzak dursun denilenin üstüne üstüne yürümek. Ürpertiyle anılanı herhangi bir durum doğallığında algılamak. Hele her yoldaş ölümsüzleşmesi karşısında daha güzelini başarma duygusunu hissetmek… Ölümümüzle dahi toplumsal bir duygu ve akılla ilişki kurmak, bizi farklı kılan yanlarımızdan. Ama tüm bu sade ilişkiye rağmen yaşama sıkı sıkı sarılmak. Yaşamı bütün renkleri ve cıvıltılarıyla, bütün insan yanıyla yaşamanın mücadelesiyle yürümek. Evet, bizim mayamız farklı. Ruhumuz gerçekten insan. Aklımız ışıltılı bir gelecek. Işık düştü aklıma, hem düşman karşısında ölmekten zerre korkmayışını hem de ölüme ramak kala bir bahar dalına tutunuşunu düşünürken buldum kendimi. Tuncay’ın Kürt halkıyla kardeşleşme bilincini ve 21 Mart’ta Kürt halayına tutuşma iradesini düşündüm. Ölümümüzü an an örgütlemeye ne müthiş bir örnek partimizin Panfilov’unun nakşı. Demircioğlu’nun pratiğiyle önder yürüyüşünü, Süleyman’ın son hücresine dek direnişini ve ölümü onurla karşılayışını. Yasemin’in doğum gününde yeni bir pratik ortaya koyarak, kendini yeniden var etme, yeniden doğma iradesini düşündüm. Komutanlaşma yürüyüşünü düşündüm genç kadın yoldaşımın. Serkan’ı… O, mütevazilikte ve emekçilikte sınırsız, yüreği partiyle atan güzel insanın halkıyla silahı omzunda kucaklaşmasını yaşadım bunları düşünürken. Yılmaz’ın dinamizmini, heyecanını ve kararlılığını iliklerimde hissettim. Ve Sarya, yaşamı ayakta karşılayan, ölümü yenme pratiğiyle güzelleşen Sibel’i düşündüm. Devrimci yaşama ve son noktayı devrimci bir pratikle koyma iradesini hissettim. Paramaz ve Algan, farklı halklar, farklı yetişme koşulları, hayatın onlara sunduğu farklı olanaklara karşın Kobane mevzilerinde ortakça ölümle alay edişlerini düşündüm. Bizim için bir yandan bu kadar sıradan ama diğer yandan bu denli anlamı büyüktü işte ölümün.

ÖLÜMÜN DE HAKKINI VERMEK

Ölüm denilince ben ne hissediyor ve yaşıyorum. Öyle dingin ki ruhum bu düşünce karşısında. Öyle hazır ki bilincim. Ama ölmeyi bile en iyi şekilde başarmak; işte kafa yorduğum şey bu. Ölmeyi de bilmek yani. Ölümün de hakkını vermek. Öyle sıradan bir şekilde değil, dövüşe dövüşe, ideallerimizi bayraklaştıra bayraklaştıra, diktatörlüğe-düşmana en büyük zararı vererek ölmek. Yoldaşlarıma layık olan adımlar ata ata ölümün üstüne yürümek. Ölümlerden ölüm beğeniyorum değil mi… Yaşamını bilinçlice ören biz komünistler için bu bana öyle doğal geliyor ki, çünkü biz ölümümüzü de örgütleyebilme iradesini taşıyoruz. Nasıl ve ne zaman öleceğimizi düşleyebiliyor, düşlemekle kalmıyor pratikleştirebiliyoruz. Ölümsüzleşip ölümsüzleşmeyeceğimizin iradesine sahibiz yani. Demircioğlu, Tuncay, Işık, Yasemin, Sibel ve daha niceleri gibi…

Yoldaşlarıma, partime ve devrime layık bir ölümdür düşüm. Devrimci savaşımımıza yeni bir yol açan, yeni bir nitelik yaratmanın olanaklarını sunan, kadın iradesini büyüten bir ölüm. Düşman için de anlamı tarihe iz bırakır tarzda olmalı ki, partimin adını yaldızlı harflerle nakşedebileyim. Kadın cinsine dair tarihe altın yaldızlı sözcükler bırakabileyim. Kadın özgürlük mücadelesinin bir işaret fişeğine dönüşebileyim. Velhasıl bir kadın olarak, unutulmayacak bir ölümle ömrümü noktalamak istiyorum. Silinmeyecek bir imzayı nakşetme düşü bu. Ve bir kadın yoldaşımın yanı başına defnedilmek. Yalnız başına Adana’da bir bayrak gibi dalgalanan Yasemin’e yoldaş olmak geçiyor bir taraftan yüreğimden. Ama diğer yandan, memleketimde bir komünistin mezarının olması ne güzel olurdu diye düşünüyorum. Yoldaşlarım topraklarımla bir bağ kurmuş olurdu bu sayede. Partimin memleketimle dolaysız bir bağını örmüş olurdum. Sanırım bu, gelecek çalışmamız bakımından daha iyi olurdu. Memleketimin insanlarıyla partimin buluşmasının bir kanalını yaratmış olurdum. İstanbul mu, sanırım sonsuzluğa uğurlanmak için her komünistin gönlünden geçen yer. Yoldaşlarıyla koyun koyuna yatmayı kim istemez ki. Hele ki Yılmaz, Serkan ve Hasan yanı başında iken mutlulukla uzanmayı… Ama artık olanaklı değil sanırım. Kimin yanına defnedin desem diğer yoldaşımdan ayrı kalıyormuşum duygusu oluşuyor. Ama bir kadın yoldaşım olmalı yanı başımda bunda çok netim ve de memleketimde… Kadın yoldaşlarımın, savaş çağrısı yaparken yankılanan sesleri eşliğinde gömülmek isterdim. Tüm Rojava şehitlerinin Kürdistan’a, savaşa, kadın devrimine çağıran sesi çınlarken gökyüzünde, ben toprakla buluşmak isterdim.

DÜŞLERİMİZ DE AKIL İŞİDİR BİZİM

Her istek kendine bir yol bulur…. demiş Zetkin. Benim de doğru anda ve zamanda, partimin ve devrimin ‘şimdi’ dediği bir anda ölümsüzleşme isteğim kendine bir yol bulacak elbet. Zamanlama harika olmalı ama. Partim için, ezilenler için, işçiler ve emekçiler için, özellikle de kadınlar için ve devrim için harikulade sonuçları olmalı. Bir yol açmalı, yeni ve ışıltılı bir yol…

Her akıl, devrimin umut pınarı gibidir. Kullanmayı başarabildiğimiz oranda, onunla büyütürüz devrimi. Aklım bulacak bunun yolunu. Aklım yakalayacak o düşlediğim an’ı. Akıl ve düş… Bilinç ve yüreğin buluşması mı desem. Düşlerimizin de bilincimizden, devrim pınarı dediğim aklımızdan bağımsız olduğunu düşünebilir miyiz. Asla. Düşlerimiz de bir akıl işidir bizim. Düşlerimiz de bir bilinç ögesidir. Düş kurmak bir devrimci için çok önemlidir ama. Çünkü, düş kurmakla başlar her şey. Çünkü, düşleri olanlar izini sürer imkansız denilenin. Ve ancak, düş kurma gücünü ruhunda taşıyanlar onu gerçek kılmanın iradesini gösterebilir. O düşler ki, umut pınarlarının çağladığı akılla buluşmaya görsün, tarih yazımı başlamış demektir komünistler için. O düşler ki, bizi biz yapacak, çoğaltacak, yoldaşlaştıracak, yıldızlaştıracak olan itici güçtür. Düşlerimiz eksilmesin, asla, asla… Umutlu düşler ısıtsın her daim yüreğimizi. Hayal gücümüzün iktidar yürüyüşü sürsün…

DEVRİMİN RUHU CAPCANLI IŞILDAYACAK O AN

Bütün devrimlerin ruhu özgürlük tutkusuna kapılmış insanlarca yaşatılır. Her devrimin damarlarında, özgürlük düşünün izini süren, özgürlük tutkusuyla yanıp tutuşan insan seli aktıkça büyür, çoğalır devrimlerimiz. Ve elbet bir gün maviyle yeşilin, su ile göğün buluştuğu insanlık denizine ulaşır halklarımız, cinsimiz. Paris Komünü’nde Luis Michel’in komutanlığınca çoğalıp, hatta onu aşıp, tuttuğumuz mevziyi zafer kazanıldıktan sonra düşen son barikat haline getirdiğimizde, işte o zaman Güneş’li bir günde Yasemin kokuları eşliğinde Sibel gülüşünde çoğalacağız. Devrimin ruhu capcanlı ışıldayacak o an. Bu, ölümsüzlerimizin iradesi ve pratiği olmaksızın başarılabilir mi… Bu ışıltılı gelecek feda tarzıyla yürümeden, adanmışcasına ilk önce, en hızlı, en öne atılmadan yaratılabilir mi, asla. Yılmaz, Yasemin, Serkan, Paramaz, Sibel, Oğuzca kartallaşmadan, düşümüzü gerçek kılabilir miyiz?

TARİH YAZMANIN YAŞI YOKTUR

”Feda yaşını kaçırdın mı” dediğimi fark ettim kendi kendime. Paramaz, Serkan, Sibel daha 30’lu yaşlarına yürürken kartallaştı. Yasemin, Yılmaz ve Oğuz 20’li yaşlarının baharından yeni nefeslenirken. Hele Kürt mücadelesinin genç neferlerine ne demeli. 20’li yaşlarına adım atmadan kartallaşan binlerin ordusu onlar. Gençliklerinin zapt edilmez enerjisiyle atıldı her biri öne. Zapt edilmez düşleri ve o düşleri hemen gerçek kılma sonsuz istek ve heyecanları, onları hepimizden öne çıkardı. Ve ben hala yaşıyorum. Aldığım her nefes yüreğimi sızlatıyor. Mutluluklar haram gibi geliyor. Tarih yazmanın yaşı yoktur biliyorum, tesellim de bu oluyor. Buluşacağız o bayram günlerinde yürek yoldaşlarım. Buluşacağız can yoldaşlarım.

İstemek, kendi yolunu açmak, kilitlenmek ve feda tarzını kuşanarak isteğine koşmak. Gerekli olanlar sadece bunlar… İstediğinde, hepimizin yapabileceği şeyler… İstemiyorsak eğer, tartışmamız gereken şey, bir komünist olarak neden bir ölümsüzleşme düşümüzün olmayışıdır. Elbet hepimiz elde silah ölümsüzleşemeyiz. Mücadelenin öyle çeşitli cephelerinde, birbirinden önemli öyle görevler içindeyiz ki. Önemli olan, hangi cephede olursak olalım, düşmanı deliye çeviren ve tarihe adını yazdıran militanlıkta yaşamak ve ölümsüzleşebilmek. Doğru anda, doğru zamanda, doğru biçimlerde ölümsüzleşebilmek. Ezilenlerin bayramına giden yolu açabilecek biçimde. Ölümsüzleşmek evet. Bunu istemek ve kendi yolunu açmak…

ÖLÜMSÜZLEŞMEYİ HAK ETMEK

Ölümsüzleşmeyi hak etmek… Bu, yaşamın pratiğiyle kazanılan bir düzey aslında. Ölüm anıyla ilgili bir şey değil. O an’a dek biriktirdiklerin, yarattığın değerler, insanlık için ortaya koyduğun çaba, cüretin, adaletin, sevgin, militanlığın, insanlığın, yani; ölümsüzleşmeni yaratan bütünlük böyle oluşuyor. Yaşamımı ne denli devrimci örgütleyebilir, ne denli devrimcilik üretebilirsem o düzeyde ölümsüzleşme başarısına yürüyeceğim ortada. Yeni dönem çalışmamda da üretken olacağımı düşünüyorum. Bunun olanakları mevcut. Ölümsüzleşmeyi hak etmenin güçlü bir zeminine ayak basıyorum. Hakkını vermektir, boynumun borcu.

Devrimciliğimde bir samimiyet istiyorsam, tutarlılığı yüksek, kurallılığı güçlü, partili kararlarla yürüyen partili kimlikle yol almam gerektiğini görüyorum. Bugüne dek beni güçlü kılanın hep doğruların-işleyişimizin izini sürmek olduğunu gördüm. Asla bundan şaşmamak gerektiğini de gösteriyor bazı veriler. Bunu başaracağım, çünkü istiyorum. Başarmalıyım çünkü partim, yoldaşlarım, şehitlerimiz bizden başarı adımları bekliyor. Rojava’da yıldızlaşanlarımızın omuzlarımıza bıraktığı görevler bunu gerektiriyor. Yoldaşların komünizm düşünün izini sürmek bunu gerektiriyor, ama dosdoğru… Hatalarımdan öğrendiğimi düşünürüm. Bundan da öğreneceğim ve tartışmalardan ders çıkaracağıma inanıyorum. Yeter ki değerli sonuçlar çıkaralım. Yeter ki tartışmalar ezmesin ama sarssın. Özgüven parçalamasın ama mahcup etsin, yıkmasın ama utandırsın, öğretsin… Yeter ki tartışmalar geriye düşürmesin, ileriye itsin.

KİMSE OLMUŞ, BİTMİŞ, TAMAMLANMIŞ DEĞİL

Çok da küçük olmayan bir yaşa adım atıyorum ama hala kendimi değişik yanlarımla tanımamı sağlayan pratiklerim ortaya çıkıyor. Doğal da, insan dediğimiz olmakta olansa ve kimse olmuş/bitmiş/tamamlanmış değilse eğer bunun doğasına uygun bir durum. Zemini bulunca düzenin kalıntıları nasıl da uç veriyor. İçimde bir yerlerde o zehri bu güne dek taşımışım demek ki fırsatını bulunca aktı. Ama panzehiri bende, bunu biliyorum. Kapitalizmin zehrinin kimliğimi, kişiliğimi zayıflatmasına izin yok. Panzehiri bende çünkü komünizm düşüm, kadın bilincim, yoldaşlarımın bıraktığı bayrağı dalgalandırma isteğim her hücremde. Ve insan yan kazanacak. Gelecek kazanacak.

Devrim, partim, yoldaşlarım, kız kardeşlerim… Hangi anlama sahipler aklımda, yüreğimde. Anlatmaya sayfalar yetmez… Bunca sorun, sıkıntı içinde mutlululuğumu ürettiğim umut kaynaklarım her biri. Bütün ezilenlerin yürek sızlatan haykırışlarına yanıt olacak tek irade, partim. Yoldaşlarım, bu iradenin mimarları, emekçileri, yürek ve akılları. İnsana dair olan ne varsa kuşanma yarışına girmiş bu insanlar topluluğunun bir üyesi olmak ne büyük bir onur. Bu insan güzellerinin kolektif iradesi olan partim; insanca bir yaşamın, insanlığın büyük özleminin arayışçısı, örgütleyicisi, aklı, ufku, disiplini ve hücum gücü. Mutluluğa dair kurulabilecek bütün düşlerin militan savaş ordusu. Hayal gücünün devrimci pınarı her bir yoldaşımın aklı, yüreği. Ne mutlu ki, bu insanlık ordusunun bir neferi olma şansını yaşadım. Ortakça düşlerimizin bir savaşçısı da ben olabildim. Ömrümü, sonsuz, kaygısız bir güvenle omuz omuza, yürek yüreğe sizlerle adımladım, adımlıyorum. Hep daha iyisi için oldu tartışmalarım, savaşım, kavgam. Partime ve yoldaşlarıma layık olabilme arzusu beni hep bir adım daha ileri itti. Bu arzunun zayıfladığı her durumun geriye çeken etkilerini de gördüm. Şehitlerimizin bıraktığı bayrağı dalgalandırma sorumluluğu zorluklara karşı direncimi biledi. Kadınların yarattıkları değerler, güzellikler ve yaratabileceklerine olan inancım gücüme güç, irademe akıl kattı.

KOLEKTİF AKIL DEMEK PARTİLİ KADINLIK

Kadın, özgürlük, adalet… Eşitçe, saygı duyularak, iradesi tanınarak ama… Bilincinde olmasam da partiyle buluşmadan önce de arayışı içinde olduğum şeyler. Beni partiye getiren de bunlar değil miydi. Adalet arayışımdı beni komünist saflara getiren. Farkındalığına ermediğim zamanlarda bile kadınları, acılarını anlatan şarkıların en sevdiklerim olduğunu görüyorum geriye dönüp baktığımda. Erkek cinsinin sahip olduğu özgürlük, fırsat veya olanaklara erişme isteğimin beni arayışa ittiğini görüyorum. Ama bilinçsizce, duygunun itilimiyle. Ve partim, partimin kadınları bu duygumun, isteğimin bilince dönüşmesini sağlayan irade… Partimin kadınları, yürek yoldaşlarım, kadınlığımı ama daha da fazlası irademi ve gücümü keşfetmemi sağlayan yoldaş güzelleri. Özsaygı ve kendi cinsimize saygıyı örgütlemenin kolektif aklı demek partili kadınlık.

KKÖ’NÜN SİHRİNİ HÜCRELERİME ÇEKEREK YÜRÜYORUM

Mutluluğum, kadınlığım, cinsim, özgürlüğüm için işte, ölümü göze alırım. Bu kadar hayati, bu kadar önemli insan olabilmemiz için tüm bunlar. Çünkü bu kadar yakıcı bir sorun hala iliklerimizde. Her gün 5 hemcinsimin erkek gericiliği nedeniyle ölümle tanıştığı bir coğrafyada; kadınlara özgürce kanatlanabilecekleri bir dünya sunmak için ölümü kucaklamışsın çok mu, asla değil. Kadın aklı, kadın yoldaşlığı ve savaşçılığıyla dopdoluyum. Hele ki, komünist kadınlar kendi örgütlerini var ettikten sonra bu duygum zirvelerde. Artık daha büyük bir güvenle bakıyorum mücadelemize. Artık daha güçlü hissediyorum kendimi, daha örgütlü hissediyorum. Aynı zamanda daha sorumlu. Komünist kadınların birleşik kuvveti olan KKÖ’nün sihrini hücrelerime çekerek yürüyorum. Yeni bir ideolojik mücadele, örgütsel mücadele, politik mücadele mevzisi daha yarattık. Kadın devrimi programını kabul edip etmeme ideolojik sorunu olarak ele almamız gereken bir konudur, KKÖ’yü tanıyıp tanımamak. Marksizm Leninizm bilimini kadın aklı, iradesi ve inisiyatifiyle geliştirmek, Marksizm Leninizme güç katmaktır. 21. yüzyılın devrimler çağı içinde kadın devrimi berrak bir yarısıdır bu devrimlerin. Rojava’da iktidarlaşmıştır kadın devrimi programı. Dünya ezilen kadınlarının arayışı bunu her yerde kaçınılmaz biçimde örgütleyecek, hayat verecektir. Eşit, özgür insanca yaşam bundan sonra başlayacaktır.

DEVRİM HER AN’DA DEVRİM HER YERDE

Dün zihnimden, yüreğimden dökülmeye başlayan bu sözcüklere bugün nokta koyuyorum. Bugün doğum günüm, ben yeni bir yaşa daha adım atıyorum. Ve yaşam serüvenine nokta koyan canlarımın bir bir haberlerini alırken bu an’ı yaşıyorum. Yüreğim yıldızlaşanlarımızla atarken, zihnim onların çağrılarıyla dopdolu başlıyorum yeni bir yıla ve yeni bir yaşa. Ölümsüzleşenlerimizi düşünerek, onlarla bütünleşerek yeni bir sürece başlıyorum. Devrim her an’da. Devrim her yerde. Ve asıl önemlisi devrim her hücremde. Ulrike Meinhoff’u anmak, Paramazla yürümek… ”her yürek devrimci bir hücredir” şiarıyla tek başına bir örgüt misali kanatlanmak, kartallaşmak ve devrime bir adım daha yürümek. Düşüm bu. Tek başıma da olsam, ki böyle olmadığını her hücremde hissediyorum, imkansız denileni başarmak. Yoldaşlarıma layık olmak, onları eylemlerimle yaşatmak… Düş kurmak bizi yaşatır. Umudumuz da yenilmez kılar… Umutlu düşler ise özgürleştirir. İyi ki sizlere yoldaşım, iyi ki partiliyim, iyi ki kadınım.

Vardık, varız, var olacağız…

31 Aralık 2014-2 Ocak 2015

* Atılım Gazetesi’nin 5 Şubat 2016 tarihli 210. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 13:49
Kategoriler: Güncel, Haberler, Sizlerden