Acı ve dayanışma kardeşliği

Acı ve dayanışma kardeşliği

MESUT ÇEKİ-

Cizre’deki devlet kuşatması ve yaşanan insanlık dramına karşı devlet zulmünün bin bir çeşidine uğramış Gezi, Cumartesi, Roboski ve Suruç ailelerinin İnsanlık Nöbeti için bir araya gelmeleri, dayanışma için yollara düşmesi, bizi hem hüzünlendirdi hem de umutlandırdı.

Biz çok öldük. Hiçbir savaş kuralına uymayan zamane Yezitlerinin ölümlerden ölüm beğenmemizi istediğini de öğrendik!

Ölülerimizin bedenlerini bulamadığımız da oldu, sevdiklerimizin parçalarını meydanlardan topladığımız da. Ölü bedenlerimizin çırılçıplak teşhir edildiğine de tanık olduk, araçlara bağlanıp sokaklarda sürüklendiğimize de! Gün geldi öldük mezarlarımızda bile rahat bırakılmadık; mezar taşlarımız parçalandı, şehitliklerimiz bombalandı.

Ve bugüne geldik. Can çekişerek ölmelerimiz bütün sevdiklerimize, yoldaşlarımıza, halklarımıza canlı yayında izlettirilmeye başlandı. Çok iyi biliyoruz ki, sinir uçlarımıza dokunularak çaresizlik kuyusuna itilmeye çalışılıyoruz. Bir yandan ölümün bizim kaderimiz olduğuna, diğer yandan ölüme tek başımıza katlanmamız gerektiğine inanmamız isteniyor. Bu, aynı zamanda insandan ve gelecekten umudumuzu kesme saldırısıdır. Kendimizden nefret ettirme insanlığa lanet ettirme saldırısıdır. Ele geçirilmeye çalışılan yalnızca can feda savunulan kentler, sokaklar değil aynı zamanda kendimize olan saygımızdır. İnsanlığa ve birlikte yaşama olan inancımızdır.

Bu durumda acıları yaşama biçimimiz, büyük katliamlara ve vahşi saldırganlıklara dayanma pratiklerimiz de başlı başına direnmenin bir parçası oluyor. Tuttuğumuz yas ile aradığımız adalet iç içe geçiyor. Omuz omuza mücadele etmek ile yürek yüreğe acıları paylaşmak birbirine karışıyor!

Geçtiğimiz hafta Gezi, Cumartesi, Roboskî ve Suruç ailelerinin Cizre’de “İnsanlık Nöbeti” için bir araya gelmeleri dikkat çekiciydi. Cizre’deki devlet kuşatması ve yaşanan insanlık dramına karşı devlet zulmünün bin bir çeşidine uğramış ailelerin dayanışma için yollara düşmesi, bizi hem hüzünlendirdi hem de umutlandırdı.

Annelerin, babaların, kardeşlerin “kendi acılarını unutup” Cizre’de insanlık adına direnenlerin yanına koşması, daha büyük zulümler karşısında insanların kendi acılarını adeta yaşamaktan kaçınmaları halklarımızın duygularındaki bilgece olgunluğun bir göstergesidir. Kendi acılarını başkalarının acıları ile birleştirip yaşamaları ise bedeli ödenerek edinilmiş bir hayat bilgisi ve direnme pratiğidir. Bugün insanlar gencecik evlatlarının, sevdiklerinin bedenlerinin parçalarını alçakça patlatılan bombalardan sonra toplamalarına rağmen çıldırmıyorlarsa, onları ayakta tutan bu hayat bilgisidir.

Acıların bölüşülerek azalacağını öğrenen aileler birbirinin yaralarına dokunarak, ağıt yakan, hawar diyen annelerin yanlarına koşarak direniyorlar zulme. Uçsuz bucaksız bir kahır ve yalnızlık çukuruna itilmeye çalışıldıklarını anlayan insanlar, zamane Dehaklara karşı bireysel acılarını kolektif acılar içinde yaşamayı öğreniyorlar.

Elbette ki, bu herkes için geçerli olmadığı gibi her zaman da geçerli olmayabilir! Adalet ve gelecek duygusunun yitimi insanlarda büyük öfkelere ve isyanlara da yol açabilir, çaresizlik ve yabancılaşmaya da. Nitekim bugün özellikle batı metropollerinde kent kuşatmalarına ve katliamlara karşı kitlesel karşı koyuşlar gerçekleşmiyorsa bunun bir nedeni örgütlülük düzeyinin düşüklüğüyse diğer nedeni de çaresizlik ve yabancılaşmadır. Bu yüzden, en sarsıcı kayıpları ve acıları yaşamalarına rağmen kardeş halkların acılarına yabancılaşmayan, çaresizlik kuyusuna düşmeyen ailelerin nöbet ve dayanışma eylemleri oldukça öğretici ve değerlidir. Acıları bilgece yaşayan insanların attıkları her adımı takip etmek; çaresizlik içinde seyircilik yapan insanlara acılı ailelerin dayanışma ve direnme pratiklerini göstermek, yas ile mücadele etmeyi birleştiren annelerin çığlığını büyütmek dönemin önemli görevlerinden biridir.

Hayatın hızı ve zulmün süreklileşmiş hali, bazen çok değerli pratiklerle ve davranışlarla sıradan ilişkiler kurmamıza yol açabilir. Bir acıyı yaşama biçiminin bile büyük bir direniş pratiği olduğu gerçeğini görmemizi zorlaştırabilir. Unutulmamalıdır ki Gezi, Cumartesi, Roboskî, ve Suruç ailelerinin birbirleriyle ve Kürdistan’daki insanlarla kurdukları acı ve dayanışma kardeşliği; yalnızca ağıtların ve gözyaşlarının değil, birlikte yaşam ısrarının ve gelecek umudunun da yansımasıdır.

Zamane Hitlerlerinin ezilenleri ve direnenleri acı ve gözyaşına boğarak, sinir uçlarına basarak teslim alma saldırısına karşı kurulan en büyük barikatlardan biridir…

* Atılım Gazetesi’nin 5 Şubat 2016 tarihli 210. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 12:02
Kategoriler: Haberler, Kardeşçe, Politika