Halkların ‘Master Planı’: Eşitlik ve kardeşlik

Halkların ‘Master Planı’: Eşitlik ve kardeşlik

Türk halk onuru, Gezi/Haziran ayaklanmasında empati kurmayı başararak çok iyi bir sınav vermiş, Kürt halkında büyük bir sempati yaratmıştı. Şimdi de Türk halk onuru büyük bir sınavdan geçiyor, hem de nihai bir onur sınavından. Ya kardeş Kürt halkının köleliğe karşı isyanına kulak vererek ayağa kalkacak, ya da susarak hem onurunu, hem de kendi geleceğini kaybedecektir. Üçüncü bir seçenek artık yoktur.

Başbakan Ahmet Davutoğlu ‘Master Planı’ adını verdiği sömürgeci planı 5 Kasım’da Mardin’de açıkladı. Sömürgeci rejimin Kürdistan’ın kimi kentlerinde taş üstünde taş bırakmadığı, toplu infazlar gerçekleştirdiği bir iklimde açıklanan bu ‘plan’, elbette tüm bunların üstüne tüy diken bir anlam içeriyor. Zaten biraz daha genişletilmiş adının ‘Terörle Mücadele Master Planı’ olarak ifade edilmesi, şaşalı görüntünün ardındaki öz’ü anlatıyor.

‘Master Planı’ denilen şey gerçekte, AKP tarafından 2014 Eylül’ünde hazırlandığı belirtilen kentlerin bombalanması, 15 bin insanın katledilmesi, Kürt basının ekarte edilmesi, savaş uçaklarının İl Jandarma Komutanlıkları’nın emrine verilmesi vb. detayları içeren ve bugünkü uygulamalarla adım adım realize edilen savaş politikalarının ifadesi olan “Çökertme” isimli savaş senaryosunun, sosyal, siyasal ve kültürel boyutlarını ifade eden bir saldırı planıdır. ‘Master’, ‘Çökertme’nin devamı ve onun tamamlayıcısıdır. Nasıl ki asimilasyon, imha ve inkarı tamamlayan bir olguysa, ‘Master Planı’ da sömürgeciliğin bugün yürüttüğü topyekun saldırı stratejisinin bir parçası ve eklentisidir.

Çarpıtma ve demagoji bir tarafa, Davutoğlu’nun konuşmasında ve planın detayları arasında geçen birçok ifade kof olduğu kadar eklektik, çelişik yanlarıyla dikkat çekiyor…

‘Psikolojik unsur’ olarak tanımlanan ilk maddede “Meşru güç kullanma yetkisi sadece halktan yetki alanlardadır” denilirken bunun hükmü, ‘yasal ve idari düzenlemeler’ adlı 8. maddeye kadar sürüyor; burada “yatırım yapmak yerine teröre desteğe izin verilmeyecek” deniliyor. Böylece, Kürdistan’da yerel yönetimlerin ezici bir çoğunluğunu, ezici bir farkla elinde bulunduran halkın seçilmiş temsilcilerini, yani ‘halktan yetki almış’ belediyeleri tasfiye edip kayyum atamak zihniyetine sahip AKP ve Davutoğlu’nun ‘Master Planı’ daha ilk maddede çökmüş oluyor.

Devam edelim…

Davutoğlu diyor ki “90’lı yıllara geri dönülmesine izin vermeyiz”… Oysa 90’lı yıllar’ ifadesinin siyasi ağırlığı, ‘Çökertme’nin icrasıyla, yani 2015’in ortalarından itibaren çoktan aşılmıştır bile. Tanklarla kentlerin dövülmesi, bütün dünyanın gözleri önünde, çoğu yaralı onlarca insanın önce parça parça sonra tümüyle, bir anda ve kimyasal bombardımanla katledilmesi 90’lı yılların değil 2000’li yılların tablosuna ait karelerdir. Tıpkı Roboskî gibi. Geçmişle bir anıştırma yapılacaksa Dersim soykırımı en yakın ve ‘mantıklı’ örnektir. Dolayısıyla, literatür de değişmiştir. 90’lı yıllarda katledilenler infial yaratmasın diye toplu mezarlara gömülürdü. Şimdi infial kaygısı bile olmadan, hatta bilakis kasten ve alenen açık havada sokakta çürümeye bırakılıyor cansız bedenler. Toplu mezarların açık hava mezarlarına, beyaz torosların Ranger’lara, JİTEM’in JÖH’e dönüştüğü bir coğrafyada “90’lı yıllara geri dönülmesine izin vermeyiz” demek, çarpıtmanın, demagojinin dik alasıdır. Türkiye kentleri bir tarafa ama Kürdistan’da bu sözlerin zerre kadar bir karşılığı, ağırlığı, ciddiyeti yoktur.

“Sur’u öyle bir inşa edeceğiz ki insanlık ihya olacak” diyor Davutoğlu… Eşine az rastlanır bir çarpıtma daha… Beslemeleri DAİŞ’in, Palmira antik kentini tahrip ettiği gibi Saray ve AKP’ye bağlı çeteler de Sur’u toplarla döve döve yerle bir etmişlerdir. Yıkımın ve tahribatın sorumlusu kendileridir. Sur’la birlikte yok etmek istedikleri Kürt tarihi ve dokusudur. Çünkü bu tarih, direniş yüklü, bu kültürel doku ulusal zengin ögelerle doludur. Yok etmek istedikleri budur. Sömürgeciliğin tipik yaklaşımıdır.

Kısacası, yalan ve demagojiyle örülü ‘Master Planı’, maddi teşvik ve rüşvetlerle de tamamlanan, aylardır kesintisiz süren devlet terörüne toplumsal rıza üretme çabasının ürünüdür. Fakat aynı zamanda özyönetim alanlarındaki direniş karşısında her geçen gün daha fazla açığa çıkan askeri başarısızlığın üstünü psikolojik savaşla örtme çabasıdır. Boşunadır.

‘Master planı’ adıyla yürütülen psikolojik savaşın önemli bir hedef kitlesinin Kürtler içerisinden belli bir kesimin olduğu aşikardır. Fakat bu kesimden ibaret olduğunu sanmak büyük yanılgı olur. Bir avuç ırkçı güruh bir yana, Türk burjuva devletiyle belli bir tarihsel/siyasal bağı bulunmakla beraber, Kürt halkına karşı hasmane duygular taşımayan ve milyonlara tekabül eden, siyaseten ortalama Türk emekçisinin aklına ve algısına yönelen, söz konusu Türk emekçi yığınlarını, Kürt halkına karşı yürütülen bu topyekun savaşa yedeklemeye hizmet eden bir psikolojik harptir aynı zamanda. Türk işçi ve emekçileri bu suça daha fazla ortak olmamalıdır. Her savaşın yarattığı acılar vardır, fakat hangi halkın ‘onur kitabı’nda, aidiyet hissettiği devletinin kolluk güçleri tarafından üç aylık bebeklerin keskin nişancı tüfekleriyle yüzünün parçalanmasına, yaşlı kadınların cansız bedenlerinin on gün boyunca sokak ortasında çürümeye terk edilmesine göz yummak yazar?

Türk halk onuru, Gezi/Haziran ayaklanmasında empati kurmayı başararak çok iyi bir sınav vermiş, Kürt halkında büyük bir sempati yaratmıştı. Soma’da toplu işçi katliamına karşı başta Amed’de olmak üzere Kürdistan’ın pek çok kentinde verilen tepki bu sempatinin ürünüydü. Kısacası, Gezi’nin ‘çapulcuları’ ile Kürdistan’ın ‘sehildan çocukları’ arasında isyan kardeşliği hakimdi.

Şimdi de Türk halk onuru büyük bir sınavdan geçiyor, hem de nihai bir onur sınavından. Ya kardeş Kürt halkının köleliğe karşı isyanına kulak vererek ayağa kalkacak, ya da susarak hem onurunu, hem de kendi geleceğini kaybedecektir. Üçüncü bir seçenek artık yoktur.

Kürt coğrafyası ve halkı, tarihi boyunca ‘Şark Islahat’tan ‘Çökertme’ye değin çok ‘plan’ gördü… Fakat hiçbiri Kürt tarihinin bu en büyük, en son (ve de nihai görünen) ayaklanmasını, daha da büyüyen özgürlük tutkusunu yok edemedi. Bu da başaramayacak.

‘Master’ İngilizce kökenli bir kelime ve ‘ana’, ‘temel’ anlamında kullanılıyor. Yani bu saldırganlığı, sömürgeci Türk burjuva devletinin Kürt halkına karşı ‘ana planı’ olarak okumak yanlış olmaz. Peki ‘plan’ denilen şey salt egemenlerin, sömürgeciliğin tasarrufunda mıdır? Kürt halkının, tüm bu sömürgeci faşist saldırıya karşı bir ‘planı’ yok mudur? Olmayacak mıdır? Elbette vardır.

Bugün Cizre’de, Sur’da ve Kürdistan’ın pek çok kentinde, tarihini, kültürünü, yaşam alanlarını savunmak için geliştirilen direniş de Kürt halkının ‘planı’dır. Şimdilik lokaldir. Master olsun da gör!

* Atılım Gazetesi’nin 12 Şubat 2016 tarihli 211. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 14:48
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler