İyi ki doğdun Cemil Abim(iz)

SERHAD DEMİRTAŞ-

Kapıdan içeri -dışarısı soğuk olmasına rağmen- bütün sıcaklığınla girdin. Kitapçıya bi’ gazete bıraktın o süt akı ellerinle. “Atılım” yazıyordu üstünde, bense hiç bilmiyordum. Kitapçının halini hatırını sordun, sonra benim de elimi sıktın. Ben, ilk orada hissettim, bir insanın ne kadar yürekten el sıkabildiğini… Sana hiç söylemedim ama, seni o ilk günden beri her zaman Şirin Baba’ya benzetirdim.

Bu yazıyı, doğumundan tam 60 yıl sonra yazıyorum Cemil Abim… “En sessizinde” dediğim zaman diliminde dünya. Yâni; horozlar öttü ötecek, güneşse doğdu doğacak. Eminim, 60 yıl önce, tam da böyle bir anda doğdun sen, güneşle beraber… Mümkünü yok, bir akşam üzeri yorgunluğunda doğmuş olamazsın. Yahut bir öğlen vakti zamansızlığında. Sen güneşle beraber doğdun…

Yazıyorum, yazıyorum ya bir bilsen imkânsızlığını seni anlatmanın… Bilsen ne kadar mütevazı bir yücelik Cemil Abi, seni tanımış olmak… Yazıyorum, yazıyorum ki; tanısın seni dost-düşman.

Seni ben, çok erken kaybettim Cemil Abi… “Ben bayrağı dikmeden ölmem” demişsin Suruç yolunda Feti Abi’ye. Biz o güzelim “kırmızı-kırmızı, dalga-dalga” bayrağı mezarının başına diktik, yüreğimizi dolduran o büyük yokluğun, ve özleminle. Yüreğimizle ağladık sana… Ve bil ki, bizim devrime olan bağlılığımız, yüreğimizden doğup taşar!

Ben seni ilk “gördüğümde” 13 yaşında; Che tişörtüyle cumaya giden, deli gibi fantastik kitaplar okuyan, garip bir çocuktum. Hiç unutmam, kitapçıdaydım, sohbet ediyordum. Kapıdan içeri -dışarısı soğuk olmasına rağmen- bütün sıcaklığınla girdin. Kitapçıya bi’ gazete bıraktın o süt akı ellerinle. “Atılım” yazıyordu üstünde, bense hiç bilmiyordum. Kitapçının halini hatırını sordun, sonra benim de elimi sıktın. Ben, ilk orada hissettim, bir insanın ne kadar yürekten el sıkabildiğini… Sana hiç söylemedim ama, seni o ilk günden beri her zaman Şirin Baba’ya benzetirdim. Sevecen, gerçek anlamda sıcakkanlı ve çok pratik bir örgütleyici olduğunu, seni tanıdıkça daha iyi anladım.

Sevecendin; elin omzumdayken ne kadar güvende hissettirirdi beni sevecenliğin… Sıcakkanlıydın; hatırlar mısın, bana Çin damasını ilk öğrettiğinde seni yenince, “Öğrenmiş de, bi’ de öğretmenini yeniyor haydut!” demiştin. “Haydut” demene ne gülmüştüm. Ve senden sonra, ne çok ağladım ben… Ağladık elbet, ağlayacağız da. Her bir damla yaşımızın hesabını da soracağız ama!

Pratik ve örgütleyiciydin; “haftaya piknik yapalım” derdin, ortada hiçbir hazırlığımız yokken. “Yaparız yoldaş hallederiz” derdin ve hallederdin. Pikniklerde voleybol sahasını sen çizer, fileyi hep sen gererdin, ormanın en nâmümkün yerine saha kondururdun. Gerçekten de Şirin Baba’ydın. Ve seni ilk gördüğümden itibaren bu kadar sevmem, ölümünün(!) ardından bu kadar ağlamamla doğru orantılı…

“Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü, kör oldum.

Yıkadılar, aldılar götürdüler.

Babamdan ummazdım bunu, kör oldum…”

Bir insanın kaç kere ölür ki Cemil Abi’si? Dahası kaç tane Cemil Abi’si vardır hele?…

Ve gene doğru orantılıdır, senden sonra mücadeleye bağlanmam. Hani öldüğünün (!) İlk günü, koskoca bir meydanda on binlerce toplandıkta, bir kadın “Cemil Yıldız” diye bağırdı da, ben sol kolum havada yumruk gibi sıkılıyken, “yaşıyor!” diye bağırmaya çalıştım ya, ağlamaktan belli belirsiz sesimle; ben asıl o gün anladım “Şehitlere devrim sözümüz var!”ın ne demek olduğunu. Ve en çok o gün asıldı boynuma, “yaşamak ağrısı”…

Seni ilk “tanıdığımdaysa” 15 yaşındaydım. Dersîm’e, Dersîm’in âsi kızı Sarya’nın cenazesine gidiyorduk. Biz, yoldaşlarla otobüsün arkasında türküler söylüyor, “zombi-köylü” oynuyorduk. Sen ise önde, okuma gözlüğünü burnuna düşürmüş, kalın bir kitap okuyordun. Yanına geldim. Bana, Sarya’yı anlattın. Ve ben sanki senin sözlerinde Sarya’yı görmüştüm… Ki o kitap, senden sonra bana kaldı. O maviş gözlerini gezdirdiğin yapraklarda, şimdi benim kara gözlerim seni arıyor…

Hiç unutmam, gene o gündü çok sevmiştim seni. Boynuna sarılıp “canım abim” diyesim gelmişti. Ben o sıralar bir yıldır örgütlüydüm. Ama böyle kalabalıklarda slogan atmaktan bile utanıyordum. Sen, “Yoldaşım bi’ slogan atsana” demiştin. Beni epey yüreklendirmiştin. Ben, “Dersîm’de doğan Sarya, Kobâne’de güneş oldu” gibi, aslında edebî yönden kuvvetli, lâkin ritmik yönden gülünç bi’ slogan atmıştım. Hiç kimse devamını getirmemişti, senden gayrı… Ben o an “bi’ daha da slogan atarsam iki olsun!” diyordum kendi kendime. Bi’ süre sonra sen arkanı dönüp, “Olsun yoldaş. Hata yapabilirsin, ama pratik alanda bi’ deneyimin oldu. Bi’ dahakine daha güzel olur” dedin. Ve ben gene cesaretlenip, “Bijî berxwedâna Kobâne” diye bağırmıştım. Herkes tekrarlamıştı. Sen o gün benim gözümde, yokluğunun çok büyük yer kaplayacağı biri oldun. Bugün yokluğun bir gözyaşı kadar büyük yer kaplıyor gönlümde…

Seni “anladığımdaysa” 16 yaşındaydım. Sen artık yoktun… Senin o “Yoldaşım meraba!” deyişin kulaklarımda çınlar olmuştu, bir mâzi gibi. Senin, zamanında benim hakkımda “Serhat yoldaşta ışık görüyorum” dediğini duymuş, sana söz vermiş ve gazeteyi bıraktığın o yerden devralmış, senden de ileri gitmek gâyesi biçmiştim kendime. Herkese anlatacaktım seni. Seni ve sosyalizmi. Sen bana anlatınca hele, daha bi’ güzel gözüküyordu sosyalizm…

Sana söz Cemil Abi, ağlasam bile sol yumruğumla silerim gözümün yaşını, düşmana da göstermem! Senin için dökülen gözyaşımın, toprağa düşmesine dahi izin vermem…

Şimdi sen; toprak altında, yürekler üstündesin!.. Sana söz Cemil Abi, mezarına diktiğimiz o kızıl bayrak, bir gün bütün burçlarda dalgalanacak! “Ve o gün sadece ölmek yasak olacak…”

Maviş gözlerinden, beyaz ellerinden öperim Cemil Abi, iyi ki doğdun. Daima bizimlesin. Hüznümüzde, kavgamızda, özlemimizde, umudumuzda daima bizimlesin… Daima seninleyiz…

Gözün arkada kalmasın; en güzel günlerimizi kâbusa çevirenleri, mutlaka bir gün en tatlı uykularından uyandıracağız! Işıklar içinde uyu…

* Atılım Gazetesi’nin 5 Şubat 2016 tarihli 210. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 11:51
Kategoriler: Haberler, Politika, Sizlerden