Kürdistan’ın özerklik direnişi: Koçgiri

Kürdistan’ın özerklik direnişi: Koçgiri

AYDIN AKYÜZ-

Bugün Bakur Kürdistan’ında başlatılan özyönetim direnişi, çok elverişli tarihsel döneme denk geldi. Özyönetim direnişi, Koçgiri ayaklanmasından bugüne yüzyıla yakındır Kürtler aleyhine yaşanan tarih çizgisindeki sapmayı düzeltmeye adaydır. Bugün Kürtler önemli oranda örgütlü ve bir arada. Muazzam mücadele deneyimleri biriktirdi.

Bakur Kürdistan’ında büyük bir özyönetim direnişi yaşanmaktadır. Faşist sömürgeci devlet, 1920-1930’lu yılları aratmayan yeni bir katliam, ‘çöktürme’ ve inkar politikasını devreye sokmuş bulunmakta. 1921’de Koçgiri’ye saldırıyla başlayan Bakur’un askeri siyasi ilhakı, 1938’de Dersim soykırımıyla tamamlanmıştı. Sıra, Bakur’un sömürgeleştirilmesinin tamamlanmasına gelmiştir. Bugün rüzgar yön değiştirmiştir. Son 20-30 yılda faşist sömürgeci zincir zorlanmış, parçalanmanın eşiğine gelip dayanmıştır. Kürt ulusal özgürlük hareketi sömürgeci ilhakı aşmaya, Türkiye ve Ortadoğu’da özyönetimlere dayalı bir özgürlük dalgası estirmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin Kürdistan’da askeri ve siyasi ilhak girişimlerinin tarihi 18. yüzyılın ilk yıllarına kadar götürülebilir. İlhak girişimlerine karşı onlarca isyan ve direniş gerçekleştirildi. Koçgiri isyanının katliamla ezilmesi ise yeni bir tarihi dönemece denk gelir.

1918 sonlarında Sevr Anlaşması imzalandığında Kürt ulusal bilincinin tohumlanmaya başlamasının üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen henüz merkezi bir ulusal önderlik ve bütün Kürdistan’ı birleştirebilecek siyasi bir yapılanmadan bahsedemeyiz. Bağımsız Kürdistan davası ciddi sınavlarla karşı karşıyadır.

Sevr Anlaşması, Kürtlere bir yıllık bir özerklikten sonra bağımsız bir devlet öngörmekle birlikte Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis’te Ermeni devletinin kurulmasının öngörülmesi, Kürt üst tabakasında tepkiyle karşılanmaktadır. Özerk Kürdistan’ı, İstanbul hükümeti ve uluslararası egemen emperyalist güçler kabul etmiştir. Kürdistan’da daha geri statü önerisi bile tepki çekmektedir. Ancak bunun karşılığında Kürdistan’ın bir parçası olarak kabul ettikleri tarihi Ermenistan’da, Ermeni devletinin kurulmasını da Kürt aşiret ve dini önderleri kabullenmez. Zayıf da olsa Ermeni devletine sıcak bakan Kürt aydınları çıksa da, gelen tepkiler üzerine geri adım atarlar.

Kürt aşireti ve dini liderlerinin çoğunun Türk burjuvazisiyle işbirliği yapıp Türk ulusal mücadelesine katılmalarının önemli nedenlerinden biri, Kürdistan’ın bir parçası olarak gördükleri bölgede Ermeni devletinini kurulmasını engellemektir. M. Kemal Kürtlerin bu kaygısını, Türk ve Kürt halklarının yüzyıllara dayanan yakınlıklarını, ‘din kardeşliği’ne safça bağlılıkları ve özerklik vaat ederek desteğini aldı.

Türk burjuvazisi, M. Kemal ve arkadaşları şahsında yüzyıllara dayanan Osmanlı devlet geleneklerine sahiptir. Kürtlere özerklik vaat etmeden desteğinin alınmayacağının farkındadır. Nitekim 1919 Eylül ve Ekim’de yapılan Sivas Kongresi ve Amasya buluşmasında Kürtlerin haklarına vurgu yapılır. Ermeni devletinin kurulmak istenmesi de özel olarak öne çıkarılarak kullanılır. Ayrıca Ermenilerin intikam amaçlı katliam yapacakları söylentisi de bilinçli olarak yaygınlaştırılır. Kürtler ile İngiliz ve Fransızlar arasında düşmanlığı körüklemek ve olası ilişki ve işbirliğinin önüne geçmek için çatışmalar kışkırtılmaya ve provokasyonlar tezgahlanmaya çalışılır. Kürt aşireti reislerine milletvekilliği ve başkaca mevkiler verilir veya vaat edilir. Bütün bunlara rağmen desteği alınmayan Kürtler de Koçgiri’de olduğu gibi baskı, katliam ve binbir zorbalıkla direnci kırılmaya çalışılır.

OYALAMAYA KARŞI DİRENİŞ

Koçgiri ve Dersim bölgesinde 1918 yılının sonlarından itibaren Kürt ulusal önderleri Alişan, Dersimli Alişer ve Baytar Nuri’nin önderliğinde, Kürt Teali Cemiyeti’yle ilişki içinde özerk Kürdistan için hazırlık yapmaya başladılar.

Türk burjuvazisi, Erzurum Kongresi’nde Kürt üst tabakasından çoğunun desteğini alır. Dersim ve Koçgiri’den kongreye katılan olmaz. Mustafa Kemal, Koçgiri ve Dersim bölgesi aşiretlerinin de desteğini almak için Alişan Bey’le görüşür. Alişan Bey destek için Kürdistan’ın özerkliğinin ilan edilmesini şart koşar. Bu şart ‘sırası değil’ denilerek reddedildiğinden, Ankara’da kurulacak meclise katılmayı reddeder. Kürdistan’dan BMM’ye toplam 72 vekil katılır. Bu 72 Kürt vekil, itilaf devletlerine Ankara devletiyle olduklarını bildiren telgraf çekerler. Bunu haber alan Dersim Koçgiri aşiretinin dini liderleri, Kürt Teali Cemiyeti aracılığıyla bu başvurunun Kürdistan’ı bağlamadığını bildirirler. Bu restleşmelerden sonra Koçgiri’de kimi aşiret liderleri, yakın karakol ve yerel yönetim merkezlerini ele geçirmeye başlarlar. Temmuz 1920’de Zara’nın Culha Ali karakolunun basılmasıyla harekete geçen Kürt aşiret yöneticileri, kısa sürede Sivas-Erzincan arasında Kangal-Zara ve çevresini denetimlerine alırlar. Ağustos’ta Refahiye’de kontrol sağlanarak hükümet konağına Kürdistan bayrağı çekilir.

Alişan, yüz kadar silahlıyla Ovacık ve Hozat’a geçer, buradaki aşiretlerin desteğini alır. Burada geleneklere uygun biçimde aşiret yöneticileriyle mücadeleyi sonuna kadar götürme kararlılıklarını ifade ettikleri yemini ederler. 15 Kasım 1920 tarihli amaç ve taleplerinin bulunduğu yazılı bir muhtırayı Ankara hükümetine gönderirler. Burada “Kürdistan Muhtariyet (özerklik) idaresine muvafakat İstanbul saltanat hükümetinin bu babtaki kararını M. Kemal hükümetini kabul edip etmediğinin açıklaması; mıntıka hapishanesinde tutuklu bulunan bütün Kürtlerin serbest bırakılması, Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalarda Türk memurların çekilmesi ve Koçgiri mıntıkasına gönderildiği bildirilen müfrezelerin derhal geri çekilmesi”(1) gibi talepler yer alıyordu.

Ankara hükümeti işin ciddiyetini anlar. Zaman kazanmak için bir ‘nasihat heyeti’ göndererek taleplerinin kabul edileceğini, acele etmemeleri gerektiği bildirilir. Koçgirili Kürt önderlere söylenenler inandırıcı gelmez ve oyalamaya dönük olduğunu anlarlar. Bu arada Ankara hükümeti Koçgiri’ye askeri yığınağı hızlandırır. Kış koşulları Dersim’in direnişe katılımını olumsuz etkiler. Dersimli Kürt yöneticiler, isyanı genelleştirmek için karların erimeye başladığı ilkbaharın beklenmesini isterler. Bu doğrultuda bir planlama yapılır. Plana göre ilkbaharla birlikte Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, direnişi Dersim, Sivas, Malatya, Erzincan, Elazığ’a doğru genişletirlerse Kürdistan’ın diğer bölgeleri de harekete geçip ayaklanmaya katılacaklarını düşünmekteler. Fiilen özerk Kürdistan’ı kurduklarında, Ankara’ya bunu kabullenmek dışında seçenek bırakmamış olacaklardı.

Ankara hükümeti için ciddiyetinin farkında, kışın avantajlarından da yararlanarak Koçgiri’yi izole edip ilkbahardan önce direnişi ezmeyi planlar. Askerlerin yağma, tecavüz ve keyfi davranışları direnişçilerin plansız çıkışlarına yol açarak Ankara’nıni işin kolaylaştırır.

KOÇGİRİ’Yİ KUŞATMA VE KATLİAM

İsyan, sıkı bir örgütlülüğe, ayaklanma hazırlığının gerektirdiği disipline ve sürece stratejik plan doğrultusunda yönetecek bir önderliğe sahip değildi. Ankara hükümetinin geliştirdiği saldırı planını boşa düşürecek bir karşı plan olmaksızın çatışmalara girilir. Mart’ın başında çatışmaların başlamasıyla Sivas, Erzincan ve Elazığ’da sıkıyönetim ilan edildi. Ordunun başında, katliamcı zihniyette bir komutan olan sakallı Nurettin Paşa bulunmaktaydı.

Rivayete göre paşa görev yerine giderken zo (Ermeniler) diyenleri temizledik lo (Kürtler) diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim” (2) demiştir. Ermeni ve Pontus Rum soykırımının faillerinden Topal Osman da isyanı bastırmakla görevli müfreze komutanlarından biriydi.

1921 Mart’ı boyunca çatışmalar, Koçgiri’den Ovacık’a ve Arapgir’e kadar geniş bir alana yayılır. Kürt direnişçiler, alan hakimiyeti konusunda ciddi boşluklar bıraksalar da ilkin inisiyatifi elde tutmayı başarır, üst üste askeri başarılar elde ederler. Ancak bazı aşiret liderlerinin Ankara’nın vaatlerine aldanarak saf değiştirmesi, bu ihanet sonucu üç önemli Kürt komutanının askere teslim edilmesi (göstermelik bir yargılamayla alelacele idam edildiler) ve çatışmalar sırasında başkaca önemli kayıplar direnişin çözülmesine yol açar. İnisiyatif Ankara hükümet birliklerine geçince, ele geçirdikleri köy ve kentlerde katliam, tecavüz ve yağma saldırıları yaygınlaşır.

İsyandan sonra Sivas’a Vali atanan Ebubekir Hazım Bey, Nureddin Paşa’nın “müdame değil katliam” yaptığı, isyanı “şiddet ve vahşetle bastırdığı görüşündeydi.”(3)

Koçgiri katliamı Meclis’te de tartışılır. 3 Ekim 1921 tarihindeki meclis gizli oturumunda Erzincan milletvekili Emin Bey yaptığı konuşmada, sakallı Nurettin Paşa’nın “tuttuğunu öldürmeye, ırzlara geçmeye, namuslara taarruz etmeye kalkıyor.”(4)

Devamında, “servetine tamah edilerek, karısı cebren alınmış, mal-mülkü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. Efendiler, dünyanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki; baba, bir evladının elinde bir iple çekilerek, tam 6 saat zarfında feciyane öldürülmüştür.”(5)

Askerler tarafından 18 milyonluk servetin yağmalandığını, Topal Osman’ın tek başına otuz bin altın götürdüğünü ekliyor konuşmasında. Bir başka vekil, konuşmasında Topal Osman’ın elde ettiği ‘ganimetler’den halı yüklü kervanı Erzurum’a yolladığını söyleyecekti.

Muş milletvekili Hacı Ahmet Efendi aynı oturumda “hakikaten buraya gelirken uğradığı yerlerde ‘bizi de Ermeniler gibi keseceklerdir’ diyerek dalgalanan havadis Dersim’e kadar gitmiştir.”(6)

1921 Nisan’ının son günlerinde yenilgi kesinleşince, katliamdan korunmak için iki bin kişiyle Haydar Bey, Dersim’e doğru çekilmeye başlar. Ancak yenilgiyle birlikte bazı aşiret yöneticileri Ankara ile uzlaşma arayışına girerler. Haydar Bey ve yanındakilere Dersim’e geçmesine izin vermezler. Haydar Bey, Koçgiri’ye dönüp savaşmak zorunda kalır. Bazı komutanlarla görüşüp bin kişilik birlikle beraber teslim olur. “Ancak 400 kişi hemen tutuklanarak Sivas Hapishanesi’ne gönderilmiş 600 kişi de Batıya sürülmüştür.” (7)

Sivas sıkıyönetim mahkemesinde, 400 tutuklu olmak üzere 900’ün üzerinde direnişçi yargılandı. 110’ü beraat ederken 118’i idama, kalanlar da müebbet dahil olmak üzere değişik hapis cezalarına çarptırıldı. Kürdistan milletvekilleri başta olmak üzere yapılan baskılar sonuç verdi. Kürtlerle ittifakı riske sokmak istemeyen M. Kemal ve Türk burjuvazisi, Kürdistan’a özerklik tanımaya niyeti olsaydı, savaşa ve katliama yönelmez, masa başında uzlaşmayla sorunu çözmeye çalışırdı. Oysa Kürt aşiret yöneticilerinin çoğu ve Kürt milletvekilleri, M. Kemal’in özerklik için ‘şimdi sırası değil’ aldatmacasına kanarak Koçgiri isyanının bastırılmasına destek verdiler. Böylece, tarihsel bir fırsatı kaçırmış oldular. Kürdistan’a özerklikliğin sırası hiç bir zaman gelmedi. Türk burjuvazisi iktidarını güvenceye alınca Kürtlere asimilasyon, imha ve inkar siyasetiyle soykırıma yöneldi. Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyan ve direnişlerinde, her seferinde on binlerce Kürt’ü katliamlardan geçirdiler. Koçgiri isyanına karşı M. Kemal hükümetinin yanında yer alan Kürt aşiret yöneticileri ve milletvekillerinin bir kısmı aldatıldığını anlayınca yeni isyanlar örgütlemeye yöneldiler ve bunu hayatlarıyla ödediler. Zira Kürdistan’a statü için en elverişli tarihsel fırsat, Koçgiri ayaklanmasının bastırılmasıyla yok olmuştu. M. Kemal iktidarı, Kürtlerle artık pazarlık yapmayacak kadar güçlenmişti.

YENİ TARİHSEL FIRSAT: ÖZYÖNETİM DİRENİŞİ

Bugün Bakur Kürdistan’ında başlatılan özyönetim direnişi, çok elverişli tarihsel döneme denk geldi. Özyönetim direnişi, Koçgiri ayaklanmasından bugüne yüzyıla yakındır Kürtler aleyhine yaşanan tarih çizgisindeki sapmayı düzeltmeye adaydır. Kürt önderlerinin çoğu Koçgiri ayaklanmasına destek vermeyip M. Kemal’in şahsında Türk burjuvazisinin peşine takıldılar. Bugün ise Kürtler önemli oranda örgütlü ve bir arada. Muazzam mücadele deneyimleri biriktirdi. Ortadoğu’da ve dünyada politik koşullar Kürtler ve ezilenlerden yana daha da güçleniyor. Türkiye halklarında duyarlılık giderek daha fazla güçleniyor. Özgürlük, eşitlik ve halkların kardeşliği bilinci büyüyor.

Saray cuntasının Kürtleri aldatarak manevra yapma olanağı da tükenmiş durumda. Kıyıcılığı ve katliamları tırmandırarak korku ve dehşet saçma dışında bir silahı kalmamıştır. Onu da en vahşi biçimde kullanıyor. Devlet, Kürt halkını tamamen kaybetmiş durumda. Çatışmalar zamana yayıldıkça iktidarın soykırımcı, katliamcı zihniyeti Türkiye ve dünya halkları nezdinde de açık hale geliyor. Saray cuntasının çırpınışları mezarını derinleştirmekten başka bir şeye hizmet etmiyor. Bu devleti ve iktidarı yedi kat yerin dibine gömmemizi hiç bir şey engelleyemeyecektir.

  1. Koçgiri Halk Hareketi, Komal Yayınları Aktaran Recep Maraşlı, Ermeni Ulusal Demokratik Hareketi ve 1915 Soykırımı- s. 343 Peri Yayınları
  2. Ayşe Hür, Öteki Tarih 2- s.122, Profil Yayınları
  3. Ayşe Hür, Öteki Tarih 2 -s.122, Profil Yayınları
  4. Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları-Tedip ve Tenkil, s.270, Evrensel Yayınları
  5. Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları-Tedip ve Tenkil, s.271, Evrensel Yayınları
  6. Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları-Tedip ve Tenkil, s.271, Evrensel Yayınları
  7. Tori M. Kemal Işık, Kürtlerin Yakınçağ Tarihi, s.179, Doz Yayınları

* Atılım Gazetesi’nin 5 Şubat 2016 tarihli 210. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 13:54
Kategoriler: Atılım Dosya, Haberler, Politika