Suruç’da gizlilik kararı kaldırılsın, eşyalar ailelere verilsin

Suruç’da gizlilik kararı kaldırılsın, eşyalar ailelere verilsin

Suruç şehitleri aileleri ve Suruç İçin Adalet Platformu üyesi avukatlar, Suruç’a gitti. Katliamın üzerinden 199 gün geçtikten sonra Suruç’a giden aileler, dosyadaki gizlilik kararının kaldırılmasını ve yakınlarının eşyalarının kendilerine verilmesini istedi. Suruç Aileleri İnisiyatifi’nden Mesut Çeki, Suruç’ta yaşadıklarını anlattı.

SURUÇ- Bazı yolculuklar vardır, insanın adımları hem hızlanır hem de ayakları geri geri gider. Hem bir an önce oraya varmak istersin hem de varıp da yaşayacağın duygulara hazır olmadığını hissedersin. Orası hem kalbinin en acıyan noktasıdır hem de öfke bilincinin zirvesidir…

Bazı yolculuklar vardır, sana hem geçmişinin muhasebesini yaptırır hem de gelecek planının yol haritasını çizdirir. Bir yandan anıların sıralanır yol boyunca diğer yandan hayallerin…

Suruç ailelerinin ve Suruç için Adalet Platformu avukatlarının geçen haftaki Urfa/Suruç ziyareti benim açımdan tam da böyle bir yolculuktu. Suruç katliamının üzerinden 199 gün geçmişti ve Suruç şehidi İsmet Şeker, Nazegül Bahar Boyraz ve Uğur Özkan’ın aileleri şahsında üç aile ilk defa oğullarını, eşlerini ve babalarını kaybettikleri yere gideceklerdi. Katliamın üzerinden 7 aya yakın bir zaman geçmişti ve dosyadaki Gizlilik Kararı’ndan dolayı bir milim yol alınamamasının kızgınlığı ve öfkesi vardı hepimizde. Bu adaletsizlik yetmezmiş gibi ne otopsi raporları alınabilmişti ne de 20 Temmuz’da ölümsüzleşenlerimizin eşyaları…

Yol boyunca, “Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz” diye yollara düşen; “Gezi’nin Çocukları Kobané’nin Çocuklarıyla Kucaklaşacak” diyen düş yolcularıyla birlikteydim. Halkların kardeşleşmesinin, farklı geleneklerden gelen devrimcilerin yoldaşlaşmasının tarihimizdeki en güzel örneklerinden birini yaratanlardan daha iyi öğrenmenin telaşındaydım. Yol boyunca dayanışmaya ve omuz omuza mücadeleye an’ı kaçırmadan koşmanın soyut değil somut olduğu gerçeğini düşünüyordum.

Aynı gün Cizre için “Botan Yürüyüşü”ne katılanların 33’lerin ruhunu bugüne taşıyanlar olduğunu bilmek; onların katliamlara öfke duyan, direnişle coşkulanan devrimci yüreklerini ve selamlarını 33’lere götürmekten sorumlu olduğumu da hissediyordum.

GİZLİLİK KARARI KALDIRILMALI, EŞYALAR AİLELERE VERİLMELİ

Urfa’ya indiğimizde hepimizde gözle görülür bir heyecan vardı. Bir süre göz göze gelmemeye çalıştık. Ama birbirimizin gözlerindeki damlaları görebiliyor, derin iç çekişleri duyabiliyorduk.

İlk durağımız Urfa Adliyesi’ydi. Baro Başkanı Av. Hikmet Delebe, heyetimizi odasında karşıladı. Dosyaya dair gelişmeleri takip ettiklerini fakat devletin gizlilik kararı olan diğer dosyalardaki gibi Suruç konusunda da zamana yayarak unutturma taktiği izlediğinden bahsetti. Aileler ve avukatlarımız ise Suruç davasının peşini bırakmayacaklarını, adalet için her yerde haykırmaya devam edeceklerini ve mücadelelerini adliyelerde de alanlarda da büyüteceklerini ifade ettiler. Urfa Barosu’nu kendileriyle daha fazla dayanışmaya çağırdılar.

Ardından topluca savcılık odasına geçildi. Suruç katliamına dair hiçbir adım atmayan; Suruç İçin Adalet Platformu avukatlarının daha önceki görüşmelerin de agresif tavırlarıyla en olağan prosedürleri bile yerine getirmeyen savcı bu kez diyaloğa açıktı. Ailelerin kapısına dayanmasının, en insani ve doğal haklarını, kaybettikleri sevdikleri üzerinden anlatmalarının ve platform avukatlarının Ankara ve Suruç katliamı, DAİŞ’in kamuoyuna yansıyan bağlantıları üzerinden yaptıkları tartışmaların da etkisiyle bazı kararlar vermek zorunda kaldı. 32 şehidin otopsi raporlarının verilmesi (Vatan Budak’ın raporu başka bir ilde olduğundan o ayrıca alınacak) ve gelen ailelerin yakınlarının eşyasını tespit için patlama sonrası toplanan eşyaların bazılarına bakabileceği yönlü kararlar aldı.

Avukatlar evrak takibi yaparken aileler adliye önüne inip basın açıklaması yaptı. Gizlilik Kararına karşı söz, talep ve tepkileri karşısında savcının ciddiyetsiz tutumunu teşhir ettiler. Ankara’da Meclis’te, mahkemelerde, Urfa’da Adliye’de, İstanbul’da ve bir çok şehirde adalet aramaya devam edeceklerini söylediler. Bahar annenin eşi Bayram Boyraz ise savcının yanında söylediğini orada da tekrar etti; ”Gizlilik kararı kalkmazsa en sonunda bir gün gidip Saray’ın önünde üzerime benzini döküp kendimi yakacağım!” Bayram Ağabey’in sözleri, birçok ailenin cezasızlığa ve adaletsizliğe olan öfkesinin dışa vurmuş haliydi.

AİLELER ACILARINI PAYLAŞTI

Avukatlar tarafından adliyede savcının kararının takibi ve daha fazla eşyaya ulaşmanın girişimleri devam ederken, biz de Suruç şehitlerimizden Kasım Deprem’in ailesi ziyaret etmek için yeniden yola çıktık.

Urfa’nın tarihi ve kültürel güzelliklerini gösteren tabelalar yol boyunca sıralansa da onlar sanki film ekranındaymış gibi uzağımızdaydılar. Birçoğumuz Urfa’ya daha önce gelmemiştik ama Urfa gibi inançlar ve kültürler beşiği bir kente böylesine acılı ve kahredici anılarla gelmenin üzüntüsünü de yaşıyorduk. Kasım hevalimizin evinde hem onu andık hem de adalet mücadelemize dair Salih babayı bilgilendirdik. Dertlerini dinledik. İki AKP’li köyün ortasındaki evlerinde onlarla yaşadıkları sıkıntıları, yakın olan köyün muhtarının katliamdan sonra elektrik vermeyi reddetmesini öfkeyle dinledik. Hukuki yardım için iletişimde olacağımız sözünü verdik. Kasım heval için hazırladığımız çerçeveli resmi Suruç ailelerinden hatıra olarak sunduk. Urfalı olan diğer şehidimiz Osman Çiçek’in evine uğrama şansımız olmadığından onun resmini de ailesine vermek üzere aynı zamanda amcası olan Salih babaya teslim ettik.

O AĞACIN ALTINDA

Ve bizim için en zor yolculuk başladı. Artık zaman AMARA’ya doğru akıyordu. 33’lerin de gözlerinin değdiği ve belki ter kokularının kaldığı yollardan geçerek Pirsus’a vardık. Kültür Merkezi’nin bahçesinin önünden arabayla geçerken İsmet Baba’nın kızları Dilek ve Yağmur hıçkırıklara boğuldu. Hepimiz sanki 20 Temmuz 2015 az önce yaşanmış gibi kaskatı kesildik. Bahçeye hemen giremedik. Biraz soluk aldıktan sonra hayatımızdaki en zor adımları atarak yürümeye başladık. Aileler katliamdan sonra ilk defa bu bahçeye gireceklerdi. Bu tarihsel anları amatörce de olsa kameraya almak için onların 5-10 adım önünden yürüyordum. Bahçenin önüne gelindiğinde Dilek ve Yağmur kapıyı yumruklayıp ağıt yakmaya başladılar. Bayram ağabey ve Mehmet amca gözyaşlarını siliyorlardı. Ben de ağlamaya başladım. 33’lerin toprağına, ağacına karıştığı bahçeye adım atar atmaz bir titreme hissettim tüm vücudumda. Aileler “O AĞACIN” altına geldiklerinde, ağıtları ve acı çığlıkları tüm bahçeyi kapladığında artık ben de görüntü alamaz oldum. Gidip onlarla birlikte yere çöktüm. O anda devrimci gazeteciliğin ne kadar zor olduğunu hissettim. Duygularına hakim olarak an’ı kaydetmek, haberleştirmek farklı bir irade istiyordu ve onun bende olmadığı açıktı!

AMARA ORTAK BAHÇEMİZ

Zar zor yeniden görüntü almak için birkaç adım öteye geçtim. Aileler 33 şehit için ağacın dibine 33 karanfil bıraktılar. Sevdiklerine ve şehitlere olan özlemlerini ve adaletsizliğe olan öfkelerini dile getirip 33 karanfilimizin huzurunda onların ideallerine bağlılık ve hesap sorma kararlılıklarını haykırdılar! Savaşların devam ettiğini, çocukların hala öldürüldüğünü ama Kobane ve katliama uğrayan Cizre ile dayanışmayı sürdüreceklerini söylediler. Kültür Merkezi çalışanları, DBP Suruç Eşbaşkanı Rojda Binici ve Meyader’den temsilciler de ailelerle omuz omuza durdular.

Anma bitince, Kültür Merkezi’nde şehitlere dair karşılıklı anılar anlatıldı. Onların ideallerinin ve umutlarının Rojava’da yaşatıldığı, Gezi’nin ve Batı’daki insanların Kürdistan’la daha güçlü kardeşleşmesinin hala yakıcı bir ihtiyaç olduğu üzerine konuşuldu. Aileler, Amara Kültür Merkezi bahçesine şehitler anısına bir anıt yapılması yönündeki isteklerini ilettiler. Ve bu konuda ortak çalışmak istediklerini, Amara’nın artık “ORTAK BAHÇEMİZ” olduğunu söylediler. Bu konuda ortak hareket edileceği ve ailelerin isteklerinin Kültür Merkezi ve Belediye için belirleyici olduğu sözünü aldılar.

TEK BİR ÇÖPÜMÜZÜ BİLE BIRAKMAYACAĞIZ

Amara Kültür Merkezi’nin bahçesine , “O AĞACIN” altına 33 canımızın değerli anılarının yanına kalplerimizi bırakarak ve gene geleceğimiz sözünü kulaklarına fısıldayarak oradan ayrıldık.

Amara’dan sonra Suruç Emniyet Müdürlüğü’ne gitmek, ailelerimiz için en zor anlardan biriydi. İki adım ötelerindeki katliama göz yuman, patlamadan sonra insanlara yardım etmek yerine üzerine saldıran bir devlet kurumuna gitmek…! Hakikaten zordu. Ancak şehitlerin bir tek çöpünün bile onlarda kalmasına hiçbir ailenin, hiçbirimizin tahammülü yoktu. Aileler İsmet Şeker, Duygu Tuna ve Nazegül Bahar Boyraz’a ait sınırlı sayıda eşyayı, Avukatlar ise vekaletleri kendilerinde olan Suruç gazisi dört arkadaşın bazı eşyalarını alabildiler. Çantalar dolusu eşyayı teslim etmekten kaçınanlar, özellikle üzerlerinde yüklü miktarda para olanların paralarını kaybetmenin; el koymanın üstünü de örtmeye çalıştıkları çok açıktı. Ölülerin eşyalarını iade etmeyi bile eziyete, adeta işkenceye çevirenler çok iyi gördüler ki; Suruç aileleri ve avukatları katillerin peşini bırakmamakta da şehitlerin tüm eşyalarını onlardan almakta da, katliamda ölen ve yaralananların paralarına el koyacak kadar alçalanlardan da hesap sormakta kararlılar.

Pirsus’a (Suruç) karanlık çökmüşken son olarak şehitlik de ziyaret edildi. Kasım Deprem ve Osman Çiçek Kobane’de ölümsüzleşen onlarca yoldaşla yan yana yatıyorlardı. Onların şahsında Suruç şehitleri anıldı. Şehitliğin etrafı, SGDF’lilerin Kobane’de hatıra ormanı yapmak için yanlarında getirdikleri fidanlarla çevrilmişti. Şehitlerle fidanlar aynı toprakta kucaklaşmışlardı.

Pirsus’tan ayrılırken yanımızda, 7 ay sonra ulaşabildiğimiz otopsi raporları, Suruç şehit ve yaralılarına ait kimi eşyalar; gizlilik kararı ve cezasızlığa olan öfkemiz vardı.

Ve elbette ki; 33 can parçamızın anıları ve hayalleri…

Ve onlara verdiğimiz adımlarını takip etme, Rojava’nın soluğuyla nefes alma, katliamlara karşı direnen halklarla omuz omuza olma sözü…

* Atılım Gazetesi’nin 12 Şubat 2016 tarihli 211. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 15:03
Kategoriler: Güncel, Haberler