Yeni anayasa ve rejim krizi

Yeni anayasa ve rejim krizi

Yeni anayasa yeni devlet demektir. AKP’de artık düzenin eski aktörlerinden biridir. Tüm burjuva güçler, Kürtlerin fiili statü ilanı karşısında AKP’yi destekliyor olabilir. Aralarında ne kadar husumet, nefret olursa olsun söz konusu Kürtlerin statü talebi olunca AKP ile kol kola girebilirler. TÜSİAD ve ordunun da desteğiyle AKP düzen partisi haline gelmiş olabilir. Kürt direnişi sürdükçe bu birlik dağılacaktır.

Yeni anayasa yeni devlet demektir.

1924 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin iskeletini oluşturdu. Sonraki tüm değişikliklerin hiçbiri bu iskelete dokunmadan yapılan iç tadilatlardır.

1924 Anayasası’nın 88. maddesi “Türkiye ahâlisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibâriyle (Türk) ıtlak olunur” der. Farklı ulusların varlığı inkâr edilir. Anayasa hükmü gereği Kürt, Ermeni Arap, Rum, Çerkes, Laz, Roman, Pomak, Arnavut yoktur. Bundan böyle herkes Türk’tür.

2. maddesi 1924 Anayasası’nın ruhudur. Bu madde ilk haliyle “Türkiye Devletinin, Dîn-i İslâm’dır; resmî dili Türkçedir, makarrı Ankara şehridir” biçimindedir. Tek dil, tek mezhep, tek dine dayalı devletin temeli bu maddede ortaya konur. 1928’de yapılan değişiklikle, madde “Türkiye Devleti’nin resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir” şeklini aldı. Devletin dini İslam’dır hükmünün kalkması, esasta bir değişiklik yaratmadı çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı ile Sünni mezhebi devletin bir ideolojik-politik aygıtı olarak kullanılırken İslam’ın diğer mezhepleri ve Alevilik inancı asimilasyona tabi tutuluyordu.

İnkârcı tekçi asimilasyoncu bu anlayış, sonraki tüm anayasaların iskeletini oluşturdu.

61 Anayasası’ndaki temel değişiklik egemen sınıflar arasındaki güçler ilişkisinin yeniden düzenlenmesidir. 1924 Anayasası ve onun 1945’de düzenlenmiş son şeklinin 4. maddesine göre “Türk Milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.” Tek parti egemenliği döneminde CHP, “ebedi şef” M. Kemal ve “milli şef” İnönü, “millet”in kendisi sayıldığı için onların egemenliği milletin egemenliği oluyordu(!) DP, Bayar ve Menderes döneminde egemenlik ilişkileri değişime uğradı. CHP dışında bir güç daha ortaya çıkmıştı. ’60 askeri darbesi ardından yürürlüğe konan 61 Anayasası ile ırkçı-tekçi asimilasyoncu iskelete dokunmadan devletin yönetim şekli yeniden düzenlendi. 24 Anayasası’nın 4. maddesindeki “millet adına egemenlik hakkını yalnızca meclis kullanır” ilkesi değiştirilerek 61 Anayasası’nın 4. maddesinde “Millet, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır” şeklini aldı. Kısacası TBMM artık yegâne egemenlik aracı değildi, “yetkili organlar” da vardı. MGK, Anayasa Mahkemesi vb. bu “yetkili organlar”dandı. 71 ve 82 anayasaları 24 ve 61 anayasalarının çizdiği çerçeveyi esas aldı.

82 Anayasası’nda, 1987’den bugüne 17 kez yüzün üzerinde maddede değişiklik yapıldı. Değişikliklerin en kapsamlısı 2010’da gerçekleştirildi.

2010 referandumu ile egemen sınıf içindeki değişen güç ilişkileri kısmen yeniden düzenlendi. 2007 cumhurbaşkanlığı seçiminden itibaren açığa çıkan güç kayması anayasal güvence altına alındı. Faşist ana iskelete dokunmadan Anayasa Mahkemesi ve HSYK’daki değişikliklerle hükümetin yetki alanı genişletilmiş; “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar herhalde adliye mahkemelerinde görülür. Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz” hükmüyle de hükümet kendini güvenceye almıştır.

REJİM KRİZİ ANAYASAL DEĞİŞİKLİKLERLE ÇÖZÜLEBİLİR Mİ?

Kürt gerilla mücadelesinin ve ayaklanmasının merkezinde durduğu rejim krizi sürüyor. Alevilerin talepleri de, rejim krizini derinleştiren unsurlardan biri. Politik özgürlük talebi, Gezi-Haziran ayaklanmasıyla Türkiye cephesinde de yeni bir düzey kazandı. Yalnızca Kürdistan’da değil Türkiye’de de milyonlar eskisi gibi yönetilmek istemediklerini eylemleri ile ortaya koymaktaydı. Bu ve sonrasındaki pek çok eylem Kürdistan’dan sonra Türkiye’de de bir devrimci durumun varlığına işaret ediyor. Bu, aynı zamanda rejim krizinin burjuva değişim programı ile aşılması girişiminin iflası anlamına gelir. Burjuva değişim programı devletin ana iskeletine dokunmadan Kürtlere ve Alevilere bireysel haklar vererek, genel olarak kısmi demokratik haklar tanıyarak rejim krizini aşmayı içeriyordu. Ne var ki uyanan kitle bilinci burjuva değişim programının çok ötesindeydi. Kürtler ulusal statü istiyor, Aleviler bir cemaat ya da kültürel topluluk olmadıklarını, varlıklarının ayrı bir inanç sistemi olarak kabul edilmesini talep ediyordu.

Burjuva değişim programının iflas ettiği koşullarda anayasal değişikliklerle rejim krizi aşılamaz.

Aşılamaz, zira rejim krizi dönemsel değil tarihsel ve varoluşsal bir niteliktedir. Kürtlerin ulusal, Alevilerin inançsal statü talebi yalnızca 80 Anayasası’nın değil 24 Anayasası’nın da değiştirilmesini gerektiriyor. Bu da, o dönemden beri ayakta olan iskeletin yıkılmasını zorunlu kılıyor. Sorun tam da burada. Eski güçler yani varlığını bu iskelete borçlu olanlar bu iskeleti yıkmaya girişemez. Ancak yeni güçler yeni bir iskelet kurabilir.

CHP ve MHP, “Anayasanın ilk dört maddesine asla dokunulamaz” diyor. İlk dört madde 24’den beri yürürlükte olan ırkçı-tekçi, inkârcı-asimilasyoncu anlayışın ifadesidir. CHP ve MHP’nin asla değiştirilmesini istemediği maddelerin üçüncüsünde “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” deniyor. Rejim krizinin varoluşsal kriz halini almasının nedeni bu maddede ifade edilen ırkçı-tekçi yaklaşımdır. Buna dokunulmadığı durumda Anayasa’ya dokunulmamış sayılır. Yine dokunulamayacağı ilan edilen maddelerden ikincisinde “başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayan”maktan söz eder. Mevcut anayasanın başlangıç bölümü tam bir ırkçı, inkârcı, asimilasyoncu faşist hezeyan manzumesidir. Başlangıç’ta “Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa… Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu… Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin… karşısında korunma getirmeyeceği…” belirtilir. “Türk varlığı”, “Türk milleti”, “Türk vatanı”, “Yüce Türk devleti”, Türk milli menfaatleri”… Irkçılığın, şovenizmin bu denli ayyuka çıktığı bu Anayasa tümden çöpe atılmayacaksa neyi değiştirirseniz değiştirin, iskelet yerli yerinde kaldıktan sonra rejim krizi derinleşerek sürecektir.

AKP’NİN HEDEFİ VE BAŞKANLIK SİSTEMİ

AKP, anayasal reformlarla değişim programını dayatmayı amaçlıyor. Burjuva değişim programı iflas etti etmesine de bu iflası kabul etmek sistemin iskeletinin iflas ettiğini onaylamak anlamına gelir. AKP, bazı tavizlerle Kürtler ve Aleviler arasında, Türkiye’nin ilerici bölükleri arasında bölünme yaratmayı umuyor. Aslında bu, geçmişte kalması gereken bir beklenti. Belki on yıl önce anayasada Türkiyelilik vurgusu, AB Yerel Yönetim Şartı’nın kabulü, cemevlerine kültürel içerikte de olsa resmi statü gibi değişikliklerle rejim krizi ötelenebilirdi. Artık bunun olanağı yok. Kürtler fiilen özerklik ve özyönetimi ilan etti. Şimdi mesele bunun anayasal güvenceye alınmasıdır. Bunun gerçekleşmesi ırkçı-asimilasyoncu-tekçi sistemin iskeletinin kırılması anlamına gelir. Düzenin eski politik aktörleri bu gelişmeyi engelleyemeyecekleri gibi manevra yeteneğinden de yoksundur. AKP’de artık düzenin eski aktörlerinden biridir. Tüm burjuva güçler, Kürtlerin fiili statü ilanı karşısında AKP’yi destekliyor olabilir. Aralarında ne kadar husumet, nefret olursa olsun söz konusu Kürtlerin statü talebi olunca AKP ile kol kola girebilirler. TÜSİAD ve ordunun da desteğiyle AKP düzen partisi haline gelmiş olabilir. Kürt direnişi sürdükçe bu birlik dağılacaktır. Burjuvazi bir yandan AKP’nin Kürt direnişi ezmesi hamlesini desteklerken diğer yandan kendini ve sistemi kurtarmak adına yeni güçleri piyasaya sürmek için şimdiden harıl harıl çalışıyordur. Kürt direnişinin bastırılamadığı koşullarda parçalanmanın AKP’den başlaması da sürpriz olmayacaktır.

Erdoğan ve AKP’nin yönetici kadrosu anayasa tartışmalarını tıpkı 7 Haziran sonrası hükümet kurma sürecindeki gibi oyalama vesilesi yaparak kendi anayasasını referandumla kabul ettirmeyi hedeflemektedir. Başkanlık sistemi ile devletin yeniden yapılandırılarak rejim krizinin aşılacağı varsayılıyor.

Bugün mesele devletin yeniden yapılandırılması değil, yıkılarak demokratik ve halkçı temelde, (ulusların özgür ve eşit birliği, inanç ve vicdan özgürlüğü ve politik özgürlüğün önündeki tüm engellerin kaldırıldığı) yeni bir düzenin inşasıdır. Bu gerçeği anlamayan yıkıntının altında kalır.

* Atılım Gazetesi’nin 5 Şubat 2016 tarihli 210. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 11:06
Kategoriler: Başyazı, Haber-Yorum, Haberler, Makaleler