Zihniyet değişimine ihtiyaç var

Zihniyet değişimine ihtiyaç var

KANBER SAYGILI-

Dünkü mücadele ve örgüt anlayışıyla artık yürüyemeyiz. Günlük durumu kurtaran, örgütlü olduğu fabrika ve işletmelerde çalışan işçileri sürece katmayan, yüzeysel hareket tarzı kendi sınırlarına dayanmış durumda. Dolaysıyla, sendikal hareketin yeniden yapılanması sorunu, üzerinden atlayamayacağımız bir görev halini almıştır.

İşin, barışın ve demokrasinin sermaye ve AKP devleti tarafından kurşuna dizildiği, kelepçelenip tutsak edildiği koşullarda DİSK 15. Genel Kurulu’nu “Emek, Barış, Demokrasi” şiarıyla, 16 Şubatta gerçekleştirecek.

Kürt halkı ve işçi sınıfı başta olmak üzere ezilenlere savaş, yıkım ve geleceksizliğin dayatıldığı; söz, eylem ve örgütlenme hakkımızın saraydaki Sultan’ın iki dudağı arasından çıkan söze, 657’nin, kıdem ve kölelik bürolarının meclisin kapısında beklediği bir süreçte genel kurulumuz olağan üstü koşullarda gerçekleşecek.

Patronların ve AKP’nin itibarsızlaştırma ve Türk-İş’leştirme saldırısıyla abluka altına alınmaya çalışılan DİSK’e hangi anlayış ya da zihniyet rehberlik edecek?

Nasıl bir Genel Kurul istiyoruz? Daha önce de çeşitli defalar olduğu gibi genel başkanlık ya da genel sekreterlik seçimine kilitlenmiş, hiçbir sorunumuza deva olmayan Genel Kurul olanağını heba eden bir anlayışıyla mı genel kurulumuzu gerçekleştireceğiz?

Yoksa, işçi sınıfının ve ezilenlerin sorunlarını masaya yatıran ve çözüm yollarını tartışan ve perspektif oluşturan, tabandaki işçinin karar alma süreçlerine etkin katılmasının yolunu açan, kolektif örgüt bir iradeyle çıkan ve etrafına enerji saçan bir anlayışla mı ele alacağız?

Kişilere ve koltuklara indirgenmiş yaklaşımlar çeşitli defalar denendi, derdimize deva olmadığı gibi sendikalarımızda kutuplaşma yarattı, dönem dönem krize sürükledi ve hepsinden de önemlisi örgütün enerjisini heba etti.

Çünkü dünden bugüne sendikalara yön veren anlayış, sınıfın ihtiyacından ziyade moda deyimle büyük (TİS yapan, sayısı ve parasal gücü olan) sendika yöneticilerinin hangi mevkide konumlanacağı, nasıl memnun edileceği oldu.

Tabi ki nicelik olarak büyük ve güçlü olan sendikalarımızın yönetim kurulunda yer alması önemsenmeli. Ancak stratejinin bunun üzerine kurulması kabul edilemez. Böyle davranmak en hafif deyimiyle gerçeklere gözümüzü kapamak olur. Hiç uzağa gitmeden en yakın örnek: sayısal çoğunluğu olan Türk-İş’le, sayısal azınlıkta olan DİSK.

Evet, ihtiyacımız olan, sorunlarımızı en açık ifadelerle masaya yatırma ve çözümü için hangi anlayışla, hangi örgüt biçimiyle, hangi mücadele perspektifiyle yürüyeceğimizdir. Kimin değil nasıl bir anlayışın yönetim kademelerinde yer alacağı önemlidir.

Dünkü mücadele ve örgüt anlayışıyla artık yürüyemeyiz. Günlük durumu kurtaran, örgütlü olduğu fabrika ve işletmelerde çalışan işçileri sürece katmayan, yüzeysel hareket tarzı kendi sınırlarına dayanmış durumda. Dolaysıyla, sendikal hareketin yeniden yapılanması sorunu üzerinden atlayamayacağımız bir görev halini almıştır.

On binlerce işçiyi kapsayan organize sanayi bölgeleri işçi havzaları oluşmuş, esnek çalışma ve örgütsüzlük tavana vurmuş durumda. Mavi ve beyaz yakalılar arasındaki makas oldukça daralmış (kapıda bekleyen 657 sayılı yasanın kaldırılmasıyla farklılık tamamen silinecek) güvencesiz koşullarda çalışma ortak kesen haline gelmiş, sınıfın ana gövdesini oluşturan örgütsüz, öfkeli genç işçi kuşağıyla karşı karşıyayız. Güvencesiz ve örgütsüz işçilerin nasıl örgütleneceğine kongreden somut bir yol haritası çıkarmalıdır.

Dünden bugüne devam eden, “Beni, benim sendikam ve bana üye işçilerin sorunları ilgilendirir gerisi ilgilendirmez vb.” gettolaşmış anlayışlarla mücadele etmek gerekir. Aynı konfederasyon içindeki sendikaların kendi iç dayanışmasını geliştirmediği yerde sendikalar sınıf dayanışmasını örgütleyemez.

İş kolu, işletme barajlarına takılmadan, iş kolu ayımı yapmadan tek tek işyerlerinde TİS yapmayı hedefleyen, referandumu temel alan, fili meşru mücadeleyi öne çıkaran bir hattan yürümenin tercihten ziyade zorunluluk haline geldiği koşullarda dünkü mücadele ve örgütlenme anlayışıyla yürüyemeyiz.

Sermayenin saldırılarına karşı işyerlerinden başlayarak tabanda tartışılarak oluşturulmuş bir mücadele programını önüne hedef olarak koymalıdır. İşçilerin karar süreçlerine katılmadığı bir mücadele programının başarı şansı yoktur.

DİSK’te sendika içi demokrasinin geliştirilmesinin kanalları genişletilmelidir. Bunun için işyeri, işkolu ve konfederasyon düzeyinde işçi meclislerinin oluşturulması zamanı gelmiştir.

Ayrıca bir önceki olağan üstü genel kurulda yakaladığımız kadın iradesini bu genel kurulda daha da güçlendirerek çıkmak Konfederasyonumuzun ayrıcalığı olacaktır.

15. Genel Kurul’dan zihniyette devrimin ilk adımlarını atarak çıkmak genel kurulumuzun başarısının göstergesi olacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 12 Şubat 2016 tarihli 211. sayısında yayımlanmıştır.

Yorum yapabilmek için kayıtlı kullanıcı olmanız gerekmektedir. Giriş

Yayın tarihi: 18 Şubat 2016, Perşembe 15:53
Kategoriler: Emek, Haberler, Politika