Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası Işık Kutlu Köşesi
 
Özkan Tacar /Katliam bir devlet geleneğidir
Foto: <strong>Özkan Tacar</strong> /Katliam bir devlet geleneğidir

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Meclis'te demokratik açılım görüşmelerinde 'Dersim gibi yapmak' hatırlatması, Alevilerde ve Dersimlilerde infial yarattı. CHP, Öymen'e sahip çıktı. İlk önce Öymen'in istifasını isteyen Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu, daha sonra çark etti, CHP'yi yıpratmayın dedi. Dersimli olup da CHP merkez organlarında yer alan Yılmaz Ateş, Sinan Yerlikaya gibi isimlerde çıt yok. Bu gelişmelerin ardından çeşitli yerlerde CHP'den kitlesel istifalar yaşandı. Ancak CHP, hala Alevilerden ve Dersimlilerden özür dilemiş değil.

AKP ise Alevilerin öfkesini arkalamaya çalışıyor. Hamaset ve takiyyeyle Alevileri avlamak istiyor. Alevileri inkar eden bir geleneği olan AKP, şimdilerde Seyit Rıza'nın sözlerini dilinden düşürmüyor. Dersimliler ve Aleviler, 13 Aralık'ta İstanbul Kadıköy Meydanı'nda büyük bir miting düzenleyecek. Biz de '38 Dersim Katlimının ayrıntılarını, Alevilerin CHP ve AKP ile ilişkilerini ve mitingi TUDEF Genel Başkanı Özkan Tacar ile konuştuk. Tacar, tüm Dersimlileri, Alevileri, devrimci ve demokratları 13 Aralık'ta Kadıköy'de olmaya çağırdı.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulduk

Onur Öymen'in Dersim gibi yapmak hatırlatması, Alevilerde ve Dersimlilerde büyük bir infial yarattı. Öymen, biriken bir şeyleri mi tetikledi?

Aslında Öymen'e teşekkür etmek gerekiyor. Biz 70 yıldır kanayan yaramızı bir şekilde ifade edemiyorduk, anlatamıyorduk. Anlatsak da bizi dinleyen yoktu. Bu kadar geniş bir kesime sesimizi duyuramıyorduk. Demokratikleşme tartışmasının yapıldığı bir noktada kanla bastırmayı, halen şiddeti, katletmeyi örnek olarak göstermesi bir insanlık suçudur. Onur Öymen'in ifadeleri, 70 yıldır ve daha önceden de yaptıkları gibi bir sürecin devamıdır. Tarih incelendiği zaman Osmanlı ile Cumhuriyet dönemi arasında bir fark yok. Dersimliler, Osmanlı'nın zulmünden kurtulalım derken, cumhuriyetin zulmüne tutuldu. Yağmurdan kaçarken doluya tutuldular.

CHP Öymen'i sahiplendi. Aleviler ve Dersimliler, CHP'ye karşı nasıl bir tutum geliştirmeli? Dersimliler ve Aleviler CHP'den istifa etmeyi sürdürecek mi?

CHP'nin elbetteki ideolojik düşüncesi, gerçek düşüncesi buydu. Şimdiye kadar zaten aksini hiç söylemediler. Kendisine sol partiyim diyen, sosyal demokrat bir partiyim diyen bir partinin MHP ile yarışır düzeyde bir sağ çizgi izlemesi, Onur Öymen'e sahip çıkmasıyla paraleldir. Öymen'in görüşlerine sahip çıkılarak, CHP'nin içinde kendini demokrat gören kesime de ciddi bir mesaj verilmiştir. Siz ne derseniz deyin, bizim resmi ideolojik bakış açımız budur, partinin anlayışı budur. Dolayısıyla, Onur Öymen doğruyu söylemiştir: Biz, 70 yıl önce nasıl halk çıkışlarını kanla bastırmışsak, bundan sonraki zihniyetimiz de kanla bastırmaktır.

Kemal Kılıçdaroğlu, Ali Kılıç, Sinan Yerlikaya, Yılmaz Ateş gibi Dersimli olup da CHP'nin merkezi örgütlenmesi içinde yer alanlar var. Asıl istifa etmesi gereken bunlar. Çünkü bunlar, gereği yapılsın diye bir çağrıda bulundu. Deniz Baykal gereğini yaptı, Öymen'e sahip çıktı.

Bu partinin anlayışı, ideolojisi, bundan sonraki tavrı, düşüncesi, özrü veya istifası bizi ilgilendirmiyor. Parça parça istifalar geliyor. 20 kişi bir yerde, 50 kişi bir yerde, 30 kişi bir yerde istifa edeceklerini söylüyorlar.

Bazı yerlerde az sayıda da olsa CHP'den istifa eden Aleviler AKP'ye üye oldu. Alevileri inkar eden bir gelenek olan AKP, şimdi Seyit Rıza'nın sözlerini dilinden düşürmüyor. AKP, Alevileri temsil edecek bir parti midir? Alevi halkı AKP'nin 'Alevi Çalıştayları'ndan ne bekliyor?

Dersim meselesinin CHP ve AKP arasında gidip gelmesi bizi rahatsız ediyor. 'Dersim '38 katliamdır' diye bu ülkenin başbakanı söylüyor. Katliam üzerinden siyasi rant sağlanması kadar çirkin bir şey olamaz. Elbetteki kendisine siyaseten sığınacak bir liman arayan Aleviler var. İstifa edip nereye gidebilirim diyen kesim var. Henüz daha bu noktada cumhuriyetten kendini koparamamış, CHP'den koparsak nereye gideceğiz diyenler var. Şimdiye kadar nasıl CHP Alevilerin oylarını istismar etmişse, AKP de Seyit Rıza'nın sözlerini kullanarak istismar ediyor. Siz Dersim'in bir katliam olduğunu kabul ediyorsanız, Dersim '38'de yaşananların bir trajedi olduğunu kabul ediyorsanız; o zaman Dersimlilerin talepleri ve Alevilerin talepleri için adım atın.

Dersim dışında da Alevi dostlarımız vardır. İstifa etmişlerdir ama gittikleri adres, kesinlikle Dersimlilerin gösterebileceği bir adres değil. AKP'nin samimiyetinin sınanması zamanıdır. Eğer samimilerse, Alevilerin 6 tane talebi var. Bu taleplerin yanında, Dersimlilerin kendi talepleri var. Alevileri şimdiye kadar CHP çantada keklik gördü. Şimdi AKP kekliği avlamak istiyor. '38 sürecini istismar etmeden kendi düşüncelerini ortaya koysunlar.

Alevi Çalıştayları, taleplere karşılık verilmediği müddetçe samimi olmayacaktır. Orada da söyledik; bu çalıştayları samimi görmüyoruz. Eğer samimiyseniz bu taleplere karşılık verin.

Tüm raporlar Dersim'i temizlemek için

Dersim'de 70 yıl önce bir insanlık trajedisi yaşandı. 1931 yılında Jandarma Umum Kumandanlığı'nın hazırladığı Dersim raporu, katliamın bir devlet politikası olduğunu ortaya koyuyor. Dersim neden hedef seçildi?

Sadece '31 yılında değil 1900'lardan başlayan '26 Koçgiri isyanının bastırılması, '37-'38 sözde Dersim isyanını -bir isyan değil meşru müdafaadır- bastırmaları hep bu raporlara dayanır. '35 yılında özel Tunç Eli yasaları çıkartıldı. OHAL kanunlarını bile aratan kanunlar çıkartıldı. Neden Dersim? Dersim, Osmanlı'dan beri özerk yapısını koruyan bir kentti. Osmanlı'da da onlarca sefer oldu, ama orada zafer yaratamadılar. Cumhuriyet'te de devamı böyle oldu. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra bir ulus devlet yaratma anlayışları vardı. Aykırı gelen, kendilerine ters gelen; tek milleti, tek bayrağı, tek kültürü kabul etmeyen kesimleri bu potaya çekip tekleştirmek niyetleri vardı. Dersimlilerin Alevi, Kürt kimliği ağır basıyordu. Buradaki Kızılbaşlık öne çıkarken, bundan rahatsız oldular, peyderpey raporlar hazırladılar.

'31 raporu onlarca rapordan bir tanesidir. Bu raporların her biri, Dersim'i temizlemekten bahsediyor. Dilini, kimliğini unutturmak için askeri operasyonlara dayanıyor. Küçük kızlarımızı evlatlık vererek, dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yok etmeye çalıştılar. Dersimliler bir daha yan yana gelmesin, inançlarını yaşatmasın diye iki hanenin bile yan yana durmasından korktular. Erzincan ve Elazığ üzerinden yollamış oldukları 5'er bin kişilik aileleri yaklaşık 15 ilin 50 ilçesine ve her ilçenin ayrı ayrı köyüne; her köye bir hane olmak koşuluyla yerleştirdiler. Gittikleri yerde dil bilmiyorlardı. Zorla Türkçeleştirdiler, zorla Türkleştirdiler.

Çıkartılan özel kanunlarda bölge müfettişine, valiye sonsuz yetkiler verilmişti. İdamları dahi direkt onaylayan bir makamdı. Dersim bir yana civar illerde Gümüşhane, Erzincan, Elazığ, Malatya, Diyarbakır benzer yerlerde suç işlese bile Dersim kanunlarına göre yargılanacaklardı. Bu da, Dersimlilerin ülkenin neresinde ufak bir suç işlese, kesin sonuçlarla imhaya yönlendiren bir kanun idi.

Katliam öncesi hazırlanan resmi raporlarda Kızılbaşlık neden büyük bir tehlike olarak addedildi?

Kızılbaşların kendine özgü yaşam tarzları vardır. Kızılbaşlık hep sistemin dışında kalan olarak görüldü. Kızılbaşların üzerine bu kadar gelinmesinin sebebi bu. Kızılbaş kimliğini tehlike olarak görmüşler. Kızılbaşlığın merkezi Dersim'dir. Dersim'i dağıttığımız zaman Kızılbaşlığı da dağıtmış olacağız mantığıyla hareket edilmiştir.

Dersimliler, bu kadar büyük travmalar yaşamalarına rağmen bugüne kadar hesaplaşmak için ciddi çabalar sarf etmedi. Neden 72 yıldır acılarını yüreklerine gömdüler?

Korku bir çok şeyin önüne geçmiş. Kolay değil. Halen yaşlılarımız anlatırken bile kamera varsa ben konuşmayacağım diyorlar. Kamerayı kaldırın, sonra konuşayım diyorlar. Çünkü o vahşetin yeniden yaşanabileceği korkusuyla yaşıyorlar. Bunları çocuklarından gizlediler, torunlarından gizlediler, gençlerden gizlediler. Üzerine gidilememesinin en önemli nedeni de budur.

Dersim halkına hakkı iade edilmeli. Dersim halkı o kadar onurlu ve gururlu bir halk ki, kendilerinden özür dilendiği, af dilendiği zaman halkların kardeşliğini öne çıkaran bir anlayışla onları elinin tersiyle itmeyecektir. Dersim halkı gerçekten barışı isteyen, halklarla ve farklı inançlarla bir sorunu olmadığını ifade eden bir halktır. Sorun yönetenlerde. Yönetenler bir adım atarsa, Dersim halkı on adım atar.

Katliamdan 72 yıl sonra ne değişti? Zihniyet devam ediyor mu?

Bu devletin bir geleneğidir. Devlet geleneğini de koruyor. Aynı anlayışı devam ettiriyorlar. '38 sonrası da bu devam etmiştir. Bu ülkede her on yılda bir askeri darbeler yapıldı. '80 darbesiyle, okuldan çok imam hatipler, kütüphane, hastanelerden çok cami ve diğer benzeri kurumları oluşturarak bugünlere gelindi. Bugün birbirlerine girdiler. İşte bu yarattıkları canavarı kendileri karşısında tehlike olarak görmekteler. Oysa bu ülkenin asıl demokrasisini isteyenler, sol sosyalist düşüncedeki insanlardı. Ama sol sosyalist düşüncedeki insanların başını ezdiler. Maalesef gerici zihniyet hala aynı anlayışla devam ediyor. Denizlerin idama gittiğini, Mahirlerin yine katledildiğini, İbrahimlerin ve diğer gençlik önderlerinin düşüncelerini savundukları için katledildiklerini bu ülke gördü. Sadece '38'i değil, Maraş'ı, Sivas'ı, Çorum'u, Gazi'si bunun devamıdır. Hükümet kim olursa olsun, devlet geleneğini sürdürüyor.

Katliam gizli tutuldu

Dünyanın bir çok yerinde yaşanan soykırımlardan, katliamlardan, insan hakları ihlallerinden haberdar olunurken, Dersim Katliamı neden yeni yeni öğreniliyor? Bu bir eksiklik midir?

Dersim Katliamı gizli tutulmuştur. Dersim'de yaşananlar büyük bir utançtır. Bu utancı gizleme gereği duydular. Arşivlerin, belgelerin olmayışı ciddi bir eksikliktir. Aslında tümüyle de yok değil. Bu arşivler, Genelkurmay'ın elinde var. O dönemin devlet yetkililerinin elinde var. Bunların açılmasını da bundan dolayı istiyoruz. Arşivler açılsın, ciddi şekilde gün yüzüne çıkarılsın, Dersim Katliamı ile yüzleşilsin. Hesabı görülmediği, yüzleşilmediği zaman bu yara kanamaya devam edecektir.

Baraj projesinden vazgeçilmelidir

Munzur'a yapılması planlanan barajların durdurulmasını istiyorsunuz. Ancak, hükümet baraj yapımı konusunda ısrarlı. Miting dışında bu konuda neler yapmayı planlıyorsunuz?

Bir projenin getirisi ne olursa olsun, eğer o bölge, yöre halkının ezici bir çoğunluğu o projeyi istemiyorsa, yönetenler bu projeden vazgeçmelidir. Dersimliler, Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmasını istemiyor gibi çarpıtmalar yapılıyor. Hayır. Biz bu ülkenin gerçekten tam bağımsızlığını istediğimiz, emperyalist şirketlerin ülkemizi yağmalamasına karşı çıktığımız için bunları söylüyoruz. İki misli daha az masrafla rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanarak enerji üretilebilir. Emperyalist şirketlerin isteğiyle illaki baraj projeleriyle bölgemizin ve inanç yerlerimizin sular altında bırakılmak istenmesine anlam veremiyoruz. Munzur'da kurulmak istenen barajlara karşı 10 yıldır mücadele yürütüyoruz. Nasıl ki, Munzur'da baraj yapılmasını istemiyorsak, Hasankeyf'te, Bergama'da, Fırtına Vadisi'nde ve diğer yerlerde de, ülkenin bir bütününü çevresel olarak kurtarmak istiyoruz.

Samimiyet pratik adımlarla ölçülür

Mitingde taleplerinizden birisi, Dersim isminin geri verilmesi. Sizce AKP, 'Kürt açılımı' diye başlatıp 'Milli birlik projesi' diye sunduğu açılımda samimi mi?

AKP Alevi Çalıştayında olduğu gibi Kürt açılımında da samimi adımlar atmıyor. Samimi adımlar, pratik adımlarla gerçekleşir. Bunun içinde de Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin ve Türklerin de genel hak ve taleplerinin yerini bulması lazım. Tüm kesimlerin ve tüm azınlıkların haklarının verilmesi ve bu ülkenin vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin taleplerinin kesinlikle karşılanması lazım.

70 yıldır Dersim ismini yüreklerden hala silip atamamışsan bundan sonra da atamayacaksındır. Nasıl, Avustralya Aborjinlerden; Kanada Kızılderililerden; Fransa Cezayir'lilerden özür dilediyse, Türkiye de kendi halkıyla barışık olmak zorundadır. Özür dileyecek, ismini iade edecek, arşivlerini açacak, taleplerini kabul edecek.

Tüm dostlarımızı Kadıköy'e çağırıyoruz

13 Aralık'ta bir miting düzenleyeceksiniz. Mitingin konusu ne olacak? Hangi talepleri ve sloganları gündemleştireceksiniz?

Mitingin ilk çıkış noktası, 10 Kasım'da Onur Öymen'in konuşması idi. Biz meseleyi, sadece CHP ve Onur Öymen'e sıkıştırmadan, Dersim halkının hak ve talepleri için böyle bir karar aldık. Onur Öymen bugün özür dilese ne olur, dilemese ne olur? İstifa etse ne olur, etmese ne olur? Hiçbir şey değişmeyecek. Koltuğun biri boşalacak, onun yerine onun gibi düşünen başka biri gelecek.

CHP bir yandan AKP'ye 'Alevilerden sana oy gitmez, Alevilerin oyu yine bendedir' diyor. Ama onurlu Alevilerin duruşunu seçimlerde görecek. Öbür taraftan AKP diyor ki, “Siz Alevilere karşı bir katliam yaptınız, Aleviler bundan sonra gerçeği görecek.” İki siyasi parti Aleviler üzerinde oyun oynuyor.

Türkiye'deki demokrasi güçleri ile birlikte mitingi örgütlüyoruz. Başta Alevi-Bektaşi örgütleri olmak üzere, siyasi partiler, meslek odaları, İHD, 78'liler Girişimi, Türkiye Barış Meclisi ve devrimci demokratik kurumlardan oluşan 40'ı aşkın kurum birlikte örgütlüyoruz. O gün orada sadece '38 Dersim Katliamı'nın değil, tüm karanlıkta kalan olayların aydınlanması için bir araya geleceğiz. Tüm dostlarımızla birlikte omuz omuza Kadıköy Meydanı'nda olacağız.

Taleplerimiz şunlardır:

Dersim '38 katliamdır. Arşivleri açılsın, hesabı verilsin.

'35 yılında Dersim ismi Tunç Eli yapıldı. Halkımızın yüzde 99'unun istediği ve vicdanındaki isim olan Dersim isminin iade edilmesini talep ediyoruz.

Sürgüne gönderilenler, kaybolanlar ve evlatlık verilenlerin ve evlatlık alınanların tam listesini istiyoruz.

Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını talep ediyoruz.

Yok olmayla yüz yüze olan dilimizin; UNESCO tarafından bile yok olmayla karşı karşıya kalan diller arasında gösterilen dilimizin ve Kızılbaş Alevi kimliğimizin resmi bir statüye kavuşturulması ve özgürlüğünü istiyoruz.

İnanç yerlerimizi sular altında bırakacak olan Munzur'a yapılmak istenen baraj projelerinin iptal edilmesini talep ediyoruz.