Son bir yıl içerisinde tutuklanan DTP üye ve yöneticilerinin sayısı bini aştı. Tutuklananlar arasında, seçilmiş belediye başkanları, parti yöneticileri, İHD yöneticileri yer alıyor. Siyasi tasfiyeyi hedefleyen tutuklama furyasının son kurbanı Iğdır belediye başkanı. Tutuklama terörünü en yalın anlatan sahne, belediye başkanlarının ellerine plastik kelepçe takılarak tek sıra dizilmiş görüntüleridir.
AKP Diyarbakır milletvekili Mehdi Eker, “kelepçeye şükretmek gerek” diyor. “Türkiye'nin değiştiğini, gelişme yaşandığını” belirtiyor. Eker değişimi şu sözlerle anlatıyor; “2001 yılında Diyarbakır'da bir yerden bir yere giderken defalarca arabalarımız durdurulup kimlik kontrolünden geçiriliyorduk. Bunları ne çabuk unuttular. İnsanlar evlerinden alınıp, işkenceden geçirilip, ya bir asit kuyusuna atılıyordu, ya da bir köprü altına atılmıyor muydu? O gün bunlara karşı bile sesini çıkarmayanlar bu gün kelepçeyi sorguluyor.”
Eker, AKP'nin Kürt vekillerinden. Açıklaması, AKP zihniyetini ve Kürt politikasını en yalın biçimde yansıtıyor. Asit kuyularını hatırlatarak, kelepçeye razı olun diyor. Öldürmüyoruz ya daha ne istiyorsunuz demeye getiriyor.
AKP'nin “değişimi”, “asmayalım da besleyelim mi” den, asit kuyularından kelepçeye kadardır. Bunu isterseniz Balyoz'dan kelepçeye kadar şeklinde de okuyabilirsiniz. Öyle ya, AKP sözde, generallerin Balyoz Hareket Planı'na karşı çıkıyor, demokrasi havariliğine soyunuyor. Peki rejimin Kürdistan'daki balyozu kim? Kelepçe, Kürt halkının tepesine indirilen balyoz değil mi? Bu balyozun sapını kim tutuyor? Öldürülmediler diye şükür mü edeceğiz? AKP, Batı'da kabul edilemez gördüğü, vahim olarak değerlendirdiği balyoz planının Kürdistan'da uygulayıcısı değil mi? Balyozun üzerine kadife açılım eldiveni geçirilince balyoz, balyoz olmaktan çıkıyor mu?
Kitlesel tutuklama terörü, 29 Mart yerel seçimlerinin hemen ardından başladı. En son Iğdır Belediye Başkanı M. Nuri Güneş tutuklandı.
Yerel seçimlerde Diyarbakır'ı, Batman'ı da alarak Kürt sorununu “çözmüş” olacağını varsayan AKP; Van, Siirt ve Iğdır'ı da kaybetmişti. Seçimlerin ardından Bakan Cemil Çiçek ne diyordu; “Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırına dayandılar. Tamam, Ankara’yı aldık diye sevinebiliriz. CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın, Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bir bakmak gerekir.”
Yerel seçimlerden bu yana rejim “oraya dikkatlice bakma”yı sürdürüyor. Tutuklama terörü, tam bir siyasi fetih hareketi biçiminde sürdürülüyor. Belediye başkanı tutuklanarak Iğdır yeniden “fethedildi”; Ermenistan'la birleşmesinin önüne geçildi!
Balyoz Hareket Planı'nının 'iç düşman' tanımıyla, Cemil Çiçek'in Kürtleri düşman gören yaklaşımı arasında herhangi bir fark var mı? Ankara'yı AKP'nin, İzmir'i CHP'nin almasının önemsiz olduğu, asıl önemli olanın Iğdır'ı kaybetmek olduğu değerlendirmesi her şeyi anlatmıyor mu? Balyoz planına, kendisini de hedef aldığı oranda karşı çıkan AKP'nin, Kürdistan'da balyozcu başı olmasından daha büyük bir ikiyüzlülük olabilir mi?
Sömürgeci rejimin Kürdistan'daki tek gerçek dayanağı AKP'dir. CHP'den MHP'ye, TSK'ya kadar bütün parti ve kurumlar bölge de AKP'cidir.
Karşı çıkılan Balyoz planı, Kürdistan'da yıllardır uygulanıyor. Bu uygulama sadece kelepçeyle de sınırlı değildir. Şemdinli AKP Hükümeti döneminde yaşanmadı mı? Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol'un katledilmesi unutuldu mu? Diyarbakır-Koşuyolu katliamının faillerine ulaşılabildi mi? Savaş tezkereleri, sınır ötesi harekatlar, askeri saldırılar tam hız devam etmedi mi? Kirli savaş dönemini anımsatan gerilla cesetlerinin yerlerde sürüklenmesi daha yeni değil mi? DTP'nin kapatılmasının, seçilmiş milletvekillerinin yasaklı kılınmasının siyasi sorumlusu kim? Bini aşkın DTP'li açılım tartışmaları eşliğinde tutuklanmadı mı?
AKP'nin balyozundan çocuklar da nasibini fazlasıyla alıyor. “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yapın” talimatı bir yana, yüzlerce çocuk AKP döneminde kelepçe takılarak tutuklandılar.
Başbakan Erdoğan, sivil diktatör/darbe tartışmalarına gönderme yaparak, “Bizi darbecilikle, sivil darbecilikle suçlamak vicdansızlıktır” diyor. Peki o zaman, balyozcu başına ne dersiniz?